+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 SonuncuSonuncu
Toplam 19 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: FenerBahçemizin Şanlı Tarihi

  1. #1
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    66 FenerBahçemizin Şanlı Tarihi

    KULÜP...

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Kuruluş yılı: 1907

    Kurulduğu Yer: Moda’da Beşbıyık Sokağı 3 numaralı evin alt katı.

    1895 yılında Moda’da oturan İngilizlerin modern futbolu oynamaya başlamaları, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kurulmasının ilk adımları olacaktı.

    Deniz öğrencisi Fuat Hüsnü Kayacan’ın, 1899 yılında Fenerbahçe Stadı’nın bulunduğu çayırda meşin yuvarlağa yaptığı vuruşlar sırasında arkadaşları Reşat Denyal, Mehmet Ali ile dile getirdikleri “Ah biz de bir futbol takımı kurup oynayabilsek” özlemi, Türk gençleri arasında Black Stocking FC kurulmasına sebep olmuştur. Fakat daha sonra, kulüp monarşi rejiminin engellenmesini önlemek amacıyla hemen dağıtılmıştır.

    Bir kaç gencinde katılımıyla aynı isimler, 1902 senesinde bu kez Kadıköy Futbol Kulübü adı altında toplandılar. Ancak daha sert hafiye baskını bu girişimi de engellemiştir.

    1907 yılının bir bahar gününde gene bir maç dönüşü Ziya, Ayetullah ve Necip evlerinde çay içerlerken sönmeyen ideallerini bir kez daha başarmaya yöneldiler. Monarşi rejimi artık gevşemiş ve bu girişim bu kez tutunmuş ve FENERBAHÇE FUTBOL KULÜBÜ bir daha kapatılmamak üzere kurulmuştur.

    Fenerbahçe Futbol Kulübü’nün ilk yönetim kurulu şöyledir: Ziya Bey “Başkan”, Ayetullah Bey “Genel Sekreter” ve Necip Bey de “Genel Kaptan ve Veznedar”dır.

    Tabii kuruluş yılları kolay olmamış, zaman zaman futbolcu bulmakta zorlanılmış ve bir çok defa gemilerden ödünç futbolcu alarak ligdeki mücadelesini sürdürülmüştür. 1909 yılında kulübün adı Fenerbahçe Spor Kulübü olarak değişmiş, renkleri de sarı-beyazdan bugünkü rengi olan sarı-laciverede çevrilmiştir. 1909-1911 yılları Fenerbahçe’miz için çok zor geçmiş bir ara dağılma noktasına bile gelinmiş ancak Elkatipzade Mustafa adlı üye, kulübü kurtaran adam olmuştur. Lokali dahi olmayan kulübün takımları çok kötü durumdayken St. Joseph, Robert College ve Kadıköy Numune Mektebi’nden toplanılan genç futbolcularla, kulübün genç takımları kurulmuş, bir nevi alt yapısını oluşturulmuştur. Bu atılım, başarısız geçen 2 yılın ardından Fenerbahçe’ye hiç yenilmeden ilk şampiyonluğunu getirmiştir.

    Bu şampiyonluk ise, Fenerbahçe’ye yaşama gücü aşılamış ve kulüp Altıyol ağzında 2 odalı bir lokale kavuşmuştur. Balkan Savaşı nedeni ile yapılmayan 1912-1913 lig maçlarından sonra üst üste ve yenilmeden kazanılan 2 şampiyonluk, Fenerbahçe camiasını oluşturmaya başlamıştır. Fenerbahçemiz aynı zamanda 1914 senesinde tertiplenen Genç takımlar şampiyonluğunu da kazanmış ve 10 yıl içinde en çok şampiyonluk kazanmış takım olma unvanını alarak İngilizler tarafından verilen tarihsel şilti de almaya hak kazanmıştır.


    Kurucular: Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Hindli namıyla anılan Asaf Beşpınar Bey ve Enver Yetiker tarafından kurulmuştur.

    İlk Başkan: Nurizade Ziya Songülen

    Renkleri: Sarı Lacivert

    Amblem: Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılabileceği endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.

    GÜNCEL BİLGİLER
    Başkan: Aziz Yıldırım
    Merkez: Fenerbahçe Spor Kulübü, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu
    İletişim: [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!] - Telefon : 0216-542 1907
    Futbol Şubesi Kombine Biletleri: Yeni Maraton Üst Tribün Kombine biletleri Sarı Lacivert Derneği, VIP kombineleri ise stadımızdan tarafından satılmaktadır.
    Maç biletleri: Futbol karşılaşmalarının biletleri maç öncesinde, Biletix’in internet sitesi ([Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]), CallCenter ve gişelerinden, maç günü ise Şükrü Saracoglu Stadı gişelerinden temin edilebilir.
    Lisanslı ürünler: Fenerbahçe Spor Kulübü Lisanslı Ürünleri, Fenerbahçe Spor Ürünleri A.Ş. tarafından Fenerium Mağazaları’nda satılmaktadır. Mağazalarımızdan online alışveriş için [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!] adresini ziyaret etmeniz yeterli olacaktır.


    İletişim
    Merkez Yönetim Binası
    0216 542 1907
    Fax: 0216 542 1960

    Yüksek Divan Kurulu
    0216-345 23 28 - 418 06 36

    Samandıra Kamp Tesisleri
    0216 311 62 25

    Dereağzı Futbol Altyapı
    0216 418 33 07 - 08

    Fikirtepe Tesisleri
    0216 565 54 21 - 26

    Basketbol Şb
    0216 347 84 38

    Voleybol Şb
    0216 418 18 28

    Masa Tenisi Şb
    0216 336 36 09

    Boks Şb
    0216 347 48 52

    Yelken Şb
    0216 550 1907-228

    Yüzme Şb
    0216 345 05 35

    Kürek Şb
    0216 346 36 44
    0216 414 41 46

    Atletizm Şb
    0216 345 30 89

    FENERIUM Merkez
    0216 330 80 90

    Fenerbahçe Müzesi
    0216 449 56 67 -2028

    Fenerbahçe Koleji
    0216 466 62 00

    Fenerbahçe Dergisi
    0216 - 449 25 58

    Fenerbahçe Televizyonu
    0216 - 330 26 26

    Fenerbahçe KART
    0216 444 1907
    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]
    0216- 449 25 58

    Divan Palmira
    0216 - 550 1907

    Todori Tesisleri
    0216-450 20 44 -45
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  2. #2
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    66 Tarihçe....


    Kadıköy ve Fenerbahçesi;
    İstanbul’un Kadıköy yakası; Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre... Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla


    Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi... Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede, doğanın insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar.
    Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansıyıp dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren bir fener Türk sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri.

    Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;
    İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında İngiltere’de oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve yıllar geçmişti. Nihayet tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da oturan İngiliz’ler de bu keyifli spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş alanlarında, futbolu oynamaya başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun, çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara sevdireceği pek tabii idi ve hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda süren monarşi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta mevcut cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eşlik edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili Çayırında yapılan bu futbol maçları ya da



    antrenmanları, Kadıköy halkının büyük bir kesiminin ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan, Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa civarlarından gelecek öbek öbek halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat kumpanyası oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola koyulurlardı (*1). Omuzdaş kılıklı, burma bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan efendi kişiler, burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur, kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi, baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha olacak alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk gömleklerinin kolları sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam soluk soluğa koşuşurlar, birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste mecelleşirler, güya da top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı gençler, Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider, topa en çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var ki bir süre sonra, bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan İngiliz gençlerinin artık modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da oynadıkları futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran hayran seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara sebep oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir tutkuya dönüştürmeye başlıyordu.



    Kadıköy Football Association ;
    1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La Fontaine, Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy ve Moda’nın çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya başladıklarında, İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya başlamışlardı bile (*2). Zira sosyal ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak ve rahat iki şehir olan Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol oyunu için ilk taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde dini inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden, böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından oynanıyordu.
    Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894 yılında İzmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulması ile birlikte İstanbul - İzmir rekabeti izlemeye başlıyordu (*3). İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin futbol-rugby karışımı bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda dostluk kurarak, daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti. Tarihler 1897 yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını Kadıköy’ün çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş bir biçimde sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar halkın öylesine ilgisini çekmişti ki “Football Association” takımı, iki yıl içerisinde “İzmir Karması” ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya yönelmişti.



    “BLACK STOCKING FC” Kuruluyor ;
    Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde, mevcut monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek kurmaları yasaktı. Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top koşturdukları kendi topraklarında futbol oynamanın imkan ve zevkinden mahrum olan ve onların aralarına karışarak oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü Müslüman Türk gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke ve hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden, deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Reşat Danyal ve Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen topraklarda meşin yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona ermesini amaçlıyorlar, ve 1899 yılında da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve hışımlarından korunmak amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stocking FC (Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardı. Ancak siyah çorap ve kırmızı üst formaları ile Türk gençlerinin oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu daha ilk maçlarında hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıyordu.

    1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı
    Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençlerin genelde aynı kişiler olacağıydı.



    Dolayısıyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu gayri resmi olarak 1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki kez kapatılmaları nedeni ile faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmişti. Görülen odur ki; Black Stocking F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç karşısında birer araçtırlar (*4). Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin listeleri incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular tarafından, Elpis (1900) takımının Rumlar tarafından, Black Stocking (1899), Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da zaten görülmektedir.(*5)

    KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu
    Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı gençlerin bir bölümü, aralarına yeni katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün hemen yakınındaki (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü ismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında bütün ayrıntıları ile canlandıran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi Mecmuası’na yazdığı “Kadıköyü’nde İlk Futbol” isimli makalesinde rastlıyoruz ;



    (Aslı gibidir) : “ Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.
    Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca Servet Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı kaçırmayan namlı hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen jurnali(haberi) uçurmuş: “ Kadıköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi (Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil eylemişlerdir (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı dikkat-i hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman.”
    Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini baskılı, ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye teşkilatının baskınıyla bu girişimler de yine engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtuluş)’da bir gurup Rum vatandaşımızın teşebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” şaşalı bir biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan “Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu. Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile atılacaktı (* 7).
    İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy yakasında oturan ecnebi (levanten) ve gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk kulüplerinin yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından girişilen her iki cesurane teşebbüsün gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi söndürmüyor, aksine, Kadıköy’de bir futbol kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye hissediyorlardı.



    Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ;
    Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un her semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi. Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın Çayırı solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, köşklerinde kanaryalar suskun, güllerle bülbülleri küs gibi... Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmiş, levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin çıkarken, Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez yenilmiş gibi. İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı, Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup gibi...
    Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı uzaklardan perde perde sahile akarken, “ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare yarımada, mahzun bir eda ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp kuruluş izninin çıkması hayali içinde “ Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” mısralarını yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde sanki okur da, devlet kapusundan da medet bekler gibi.

    İSTANBUL’DA İLK “FUTBOL LİGİ” GÜNLERİ
    Evet, istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut “ mutlak hakimiyet ” rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkını Türklere yasak etmekteydi. İşte sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma teşebbüsleri, gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi altında kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü” olsun, ve gerekse de 1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri “Kadıköy Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk spor kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından oluşmasına sebep olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini ise en az 5 yıl geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temelinin “yabancı egemenliği ve anlayışı” ile atılması neticesini doğuracaktı (*9).



    Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace Armitage isimli kişiler hemen hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan “Cadıkeuy Football Club“; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol takımını kuruyor ve kuruluşunun iznini de alıyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan İngiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadıköylü Rum vatandaşların “Elpis(Ümit)Futbol Takımı”nı kurmaları izliyordu. Aynı yıl İngiliz elçilik gemisi “İmogene” nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine, Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren James La Fontaine, 1904 senesi sonbaharında “Constantinople Football Liege” ( İstanbul Futbol Ligi ) adı ile İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11)
    Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının oluşturduğu ligdeki organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altında yapılan bu maçlar, bugünkü Fenerbahçe Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve halk tarafından da büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905 yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu ise Cadıkeuy (Kadıköy) Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı, Kadıköy’deki Papazın Çayırı mevkiinde Kadıköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına başlıyor ve 1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.
    1907, Resmi kuruluşa doğru
    Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk yapraklarını gösterdiği günler... Sultan 2. Abdülhamid Han, 33


    yıllık saltanatının baskılı rejime dayalı son yılını yaşamakta olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile uğraşanlarla boğuşmaktan futbol topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak pek fazla vakti ve de gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler ile yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili Çayırı’nda, o ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı hafiyelerden görünürde eser kalmamış, Türk gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki rahat rahat top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak “Beşiktaş” ile, Fransız Mektebi Takımı hüviyetini arkasına almış bir futbol kulübü olarak “Galatasaray”, kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o dönem için adeta bir başka belde, adeta İstanbul’a taşra...

    Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı hissedilmekte. Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak, bahçelerde çiçekler bir başka güzel açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka ötüp, burundaki fener sanki bir başka parlak çakmakta. Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk kulübünün kuruluşu için kararın ve de onayının alınacağı çok önemli günlerin çoğu geçmiş, azı ise sanki artık gelmekte...



    İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç alan Kadıköy’lü gençlerden, Hariciye Nazırı Asım ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti Başkatibi Nuri Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki (tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçı Sami Paşazade Sezai Bey’in yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda Başpınar sokak 3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli olan parayı da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini veriyorlardı.

    Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları kulübün adını oturdukları semtin güzelliğinden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve temizlik sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı.
    Ertesi gün “Baker Mağazası”ndan forma kumaşları alınıyor, Fener armalı kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol Federasyon Başkanlığı görevini üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir sohbette de sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan kulübün ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş, mesele sadece formaları giyerek bu ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver ( Yetiker ) Bey üstleniyordu.

    “Fenerbahçe Futbol Takımı”nın ilk kadrosu kuruluyor ;
    Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının serince bir Pazar gününü aydınlatıyor ve Fenerbahçe


    semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık gövde gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz ve Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten sonra St. Joseph Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda İskelesi’nden sandallara biniyor ve koyun karşı kıyısında randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai Bey’in yeğeni Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve S.Joseph Mektebi Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada daha evvel gelmiş olan Hasan ve Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi Esat(Baydar), Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan, Çerkes Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile buluşuyorlardı(*12).
    Çoğunluğunun, yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in İngiltere’den getirttiği; önü ve kolları düğmeli olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları ve sarı löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin çayırlarında ilk antrenmanlarını yapacakları gündü. Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli gençlerini de kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kıymet ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan, Hassan, Sabri – Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13), ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip , Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu (*14).
    Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı gençler ile, Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında yıllardır aynı ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatılmaları, yasal faaliyetlerine ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine olanak kılmıştı. Bir başka deyişle; Black Stocking F.C. ile, aynı amacı ve kaderi paylaşan Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün kuruluşu yolunda “amaç karşısında birer araçtı “(*15). Israrla tekrar ettiğimiz bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları haklı bir tüzük değişikliği ile kuruluş senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş Kulübü’nün ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu yıl 1899’dur.

    Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe
    Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya, Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu resmen


    tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu (*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde başlıyor (*17) ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), 8) Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),... isimleriyle devam ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadığı “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na ait (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının, kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de ayrıca belirtilmektedir.

    İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;
    1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise, İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.



    Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı, şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı, Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18) .
    Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910 sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine


    Galatasaray’dan sonra katılan ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile, yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki Türk takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu.


    Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması ;
    Fenerbahçe, “İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910 sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.




    İlk Namağlup Şampiyonluk ;
    Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912 liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise, Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı , Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüştürüyordu (*21).

    Fenerbahçe’nin ilk rozeti;
    Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede





    maharetiyle tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.
    İstanbul’da İşgal Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti.





    Dünyayı sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan “Harb-i Umumi” diye anılan “1. Dünya Savaşı”, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar, subay mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri, üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir şey, “İşgal İstanbul’u ”na tanıklık etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı tarafından “Fenerbahçe”si tarafından verilecekti.





    İşgal yıllarındaki gurur;
    Fenerbahçe Mütareke döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.





    Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa, ”.
    Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.(*25)



    Atatürk ve “Fenerbahçe”si;
    Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi, futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi. “ İttihad ve Terakki’nin bir kolu olduğu ” ithamı ile işgal kuvvetlerinin devamlı olarak bastırması sonucunda kulübün kapatılma çalışılmaları ortamına rağmen, yurdun düşmandan kurtulması yolunda üstlendiği tarihi misyonu en ulvi bir biçimde yerine getirerek


    bir başka idealde de yarınlara örnek olacak olan Fenerbahçe Spor Kulübü, aydınların, işgal yıllarının acılı şehit ailelerinin, hulasa Türk ulusunun şeref ve cesaret duygularının yurda adeta armağanı oluyordu. İşte bu nedenledir ki ulu önderimiz Mustafa Kemal Paşa, 1918 yılında ilk spor kulübü olarak Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ziyaret ediyor ve de kulüp şeref defterinin nezdinde de, tarihin altın sayfalarına da şu mısraları geçiyordu; “ Fenerbahçe Kulübünün her tarafta mazhar-ı takdir olmuş (takdirle şereflendirilmiş) bulunan asar-ı mesaisini(yaptığı üstün çalışmaları) işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmetini (üstün hizmet veren kişileri) tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası (yerine getirilişi) ancak bugün müyesser (mümkün) olabilmiştir. Takdirat (takdirlerimi) ve tebrikatımı (tebriklerimi) buraya kayt ile (kaydetmekten dolayı) mübahiyim ( mutluyum).

    3. 5 . 1334 (1918). Ordu Kumandanı
    (Yıldırım Orduları Gurup Kumandanı) : MK (İmza)

    Kulüp binası yangını ve yurdun Fenerbahçe sevgisi;
    Türkiye’de ilk defa çeşitli spor şubeleri açan kulüp olma ünvanına sahip olan Fenerbahçe, 1913 yılında tanzim olunan ikinci nizamname ile atletizm, kürek, yüzme, atlama, yelken, patinaj, tenis, çayır hokeyi, boks, kriket gibi spor dallarıyla da meşgul oluyor, yıllar içinde de futboldan başka, masa tenisi, eskrim, jimnastik, avcılık, su kayağı, atlama, bilardo, salon futbolu, otomobil, atıcılık, sutopu, bisiklet,halter, güreş, basketbol,izcilik,patenli hokey, voleybol, vs, gibi toplam 25 spor şubesi içeren 35 spor dalında sayısız başarılara imza atıyordu.





    Büyük milletinin muazzam sevgisiyle nurlanan ve kucaklanan Fenerbahçe, muhtelif branşlarda devamlı hamlelerle bu artan sevgiye hak kazanırken, kuruluşunun 25. yılında 5/6 Haziran 1932 gecesi vukuu bulan hain bir yangın, koca bir varlığın kupalarından üye kayıt ve maç defterlerini de içeren belgelerine kadar gelmiş geçmiş bütün maddi eser ve izlerini siliyordu. Fenerbahçe’nin uğradığı felaket bütün yurtta bomba etkisi yapıyor, Fenerbahçe Kulübü İdare Heyeti’nin, üzerinde henüz dumanları tüten kulübün enkazı karşısında, gazete ve radyolara aynen aşağıdaki sözler ile verdiği tebligat ise yürekleri dağlıyordu (*26) ;
    “ Sevgili yuvamız, 25 senelik spor hayatımızda elde ettiğimiz şeref ve galibiyet, hatıraları ile birlikte yanmıştır. Bugün, maddi spor vesaitimizden de tamamen mahrum kalmış bulunuyoruz. Yek değerlerimize karşı sarsılmaz itimat, muhabbet (sevgi) ve tesanüt (dayanışma) havası içinde, yıllarca süren müşterek emeklerimizin muhassalasının (elde edilmiş sonucunun) enkazı karşısında derin bir teessür (üzüntü) duymamak kabil değildir. Mahvolan manevi kıymetlerin maattessüf (ne yazık ki) tamiri imkansızdır. Şu kadar ki, 25 senedir kazandığımız muvaffakiyetlerin hatıralarını kalbimizde daha büyük bir vecd (heyecan) içinde yaşatmak, bu hatıraları Fenerbahçe gençliğine kitap halinde hediye etmek gene mümkündür.


    Hatta ilk vazifelerimizden biridir. Kupalarımız, bayraklarımız yanmıştır. Fakat yüreğimizdeki hatıralar canlılığını kaybetmeyecektir. Başta Ulu Gazimiz olmak üzere; kulübümüzün mesaisini takdir eden kıymetli yazıları taşıyan hatıra defterimiz kül olmuştur(**). Fakat bizim emeklerimizi takdir etmiş olan büyük şeflerimiz, memleketini seven memleketin idealine candan bağlı, çalışkan, tesanüt (dayanışma) ve muhabbet(sevgi) çerçevesi içinde Türk gençliğini gene himaye edeceklerdir. Hayatın mütemadi bir mücadele olduğunu, mücadelesiz, ızdırapsız, elemsiz, hayatta gerek ferd ve gerek millet itibariyle muvaffak olmak imkanı olmayacağını Türk gençliğine hatırlatan Büyük Gazinin nasihatleri bu elemli günlerimizde, bizim için en büyük teselli ve kuvvet membaı olacaktır. Fenerbahçelileri, kulübümüzün maruz kaldığı felaket nispetinde büyük olan vazifeye davet ediyoruz. “
    Felaketin hemen ertesi günü Türkiye’nin o zamanki en büyük gazetesi “Cumhuriyet” ve ardından da “Milliyet” gazetelerinin “Fenerbahçe’ye Yardım” ismi altında başlattıkları kampanyalara teberruda bulunmak üzere bütün memleket adeta yarışa giriyor, yeni kulüp


    binası inşası ve beraberinde de kulüp sahasının satın alınmasına katkı amacıyla yapılan ilk bağışı ise, 19 Haziran 1932 tarihinde İş Bankası eliyle 500 TL. göndermek suretiyle yine Atatürk yapıyordu(*27). Aynı amaçla tertiplenen 14 Temmuz 1933 keşideli Fenerbahçe Eşya Piyangosu’ndan elde edilen 17 bin TL. hasılat da, yine bu ilk tahta stadımızın yapılmasında kullanılıyordu.





    Bu yangında kül olduğu zannedilen ve içinde kulüp ile ilgili 1914 senesinden itibaren tutulmuş şeref kayıtlarını içeren meşhur maroken kaplı hatıra defteri ise, 7 Nisan 1944 tarihinde, onu enkaz arasında bularak alan ve saklayan meçhul bir şahıs tarafından, kulübümüz üyesi (merhum) Gazeteci Kenan Onan Bey’in Vatan Matbaası’ndaki masasının üzerine, 12 yıl sonra tekrar Fenerbahçe Kulübü’ne iade edilmek üzere bırakılıyor (*28) ve böylece Atatürk’ün “kulübümüze o meşhur ithafının” da içinde bulunduğu bu büyük hazineye, önce tarihimiz ve sonra da kulüp müzemiz yıllar sonra tekrar kavuşuyordu.


    Stat mülkiyetine sahip ilk spor kulübü; Fenerbahçe
    1923 senesinde Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kurulmasıyla Türk sporuna yeni bir yön veriliyor, bu tarihten sonra ise Fenerbahçe’de büyük bir kalkınma görülüyordu. O, teknik üstünlüğü sayesinde Orta Avrupa futbolunun Türkiye’deki temsilcisi haline geliyor, yıllar yılı hep milli takımın belkemiği olarak da Türkiye’nin en sevilen kulübü oluyordu.





    İlk adı “Silahtar Ağa Sahası” iken, sonraları “Papazın Çayırı”, “Union Kulüp Sahası”, ”İttihat Spor Sahası” ve nihayet 25 Ekim 1929 tarihinde de(*29) “Fenerbahçe Stadı” ismini alan 36 dönümlük stat mahallimiz, 6 Temmuz 1932 tarihinde 500 TL’sinin Atamızın verdiği 9000 TL. karşılığında (1000 Reşat Altını) satın alınıyor ve böylece yurtta stat mülkiyetine sahip ilk kulüp olmak şerefi de yine Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait oluyordu. Hem de öyle ki; Türk gençliğinin üzerinde spor yaptığı ilk stadı olmasının yanı sıra, Büyük Kurtarıcımızın bizzat kendileri tarafından büstleri ile şereflenmesine müsaade ettikleri yegane stat da olarak.

    Son
    Fenerbahçe Spor Kulübü’müz, bugün yalnız İstanbul’un değil, tüm yurtta milyonlarca taraftarı bulunan ve yüz yıla yakın bir süredir hemen tüm spor dallarında Türk sporuna öncülük ettiği için büyük sıfatını yerden göğe kadar kazanmış bir kulübümüzdür. O, zaman zaman şampiyonlukları elden kaçırsa da, zaman zaman mazisini aratır bir görüntüde kalsa da, yıllarca tarihe tırnaklarıyla kazıdığı büyüklüğünden hiç bir şey yitirmeyecektir.

    Evet, taa en başta, 1900’lerdeki kuruluş yıllarını anlatırken söze nasıl mı başlamıştık? ; “... Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan Fenerbahçe’sinin bağrından çıkaracağı takımını, önce yakınlara, sonra da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri...”
    Gayri, şimdi de sözün sonundayız; “ Ve de İstanbul, deniz üzerindeki siluetini uzaklardan perde perde koya yaklaştırırken, Fenerbahçe Burnu’nda yankılanan bir beyaz ince uzun fener, yıllar boyu Türk sporuna sembol olmanın gurur yorgunluğu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha uzaklara, daha da öte uzak yıllara doğru, aynı inançla, aynı coşkuyla ışığını hep saçacaktır ”.
    Yüz yıldan beri önce onun hakkında söylendi, önce onun hakkında yazıldı, önce ona sevdalanıldı. Daha da nice yüzlerce yıl söyleneceği, yazılacağı, sevdalanılacağı gibi.

    kaynak fenerbahce.org
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  3. #3
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    66 Yönetim...




    AZİZ YILDIRIM - BAŞKAN
    Doğum Yeri ve Tarihi : Diyarbakır, 02.11.1952
    Öğrenim Durumu : A.D.M.M. Akedemisi İnşaat Mühendisliği Bölümü
    Mesleği/İşi : İnşaat Mühendisi / Müteahhit
    Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuğu sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    NİHAT ÖZDEMİR - BAŞKAN VEKİLİ, BASIN SÖZCÜSÜ
    Doğum Yeri ve Tarihi : Diyarbakır, 05.04.1950
    Öğrenim Durumu : Yüksek Okul - Master
    Mesleği/İşi : Makine Yüksek Mühendisi / İşadamı
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    ALİ KOÇ - ASBAŞKAN, KURUMSAL İLETİŞİM
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 2 Nisan 1967
    Öğrenim Durumu : İşletme Fakültesi, Master Harvard Üniversitesi, Boston, Massachusetts, A.B.D.
    Mesleği/İşi : İşletmeci - Firma sahibi
    Medeni Hali : Evli, 1 çocuk sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    VEDAT OLCAY - GENEL SEKRETER
    Doğum Yeri ve Tarihi : Nusaybin, 10.02.1940
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği : İşadamı
    Medeni Hali : Evli, 1 çocuk sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    NİHAT ÖZBAĞI - ASBAŞKAN, YATIRIM VE PROJELER
    Doğum Yeri ve Tarihi : Elazığ, 23.07.1950
    Öğrenim Durumu : İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi
    Mesleği/İşi : Yüksek Mimar / Müteahhit
    Medeni Hali : Evli, 1 kız çocuğu sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    ALAEDDİN YILDIRIM - ÜYE
    Doğum Yeri ve Tarihi : Alanya, 30.04.1962
    Öğrenim Durumu : Yüksel Okul Mezunu
    Mesleği/İşi : Müteahhit
    Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuğa sahip
    Yabancı Dil : İngilizce, Fransızca



    OSMAN MURAT ÖZAYDINLI - ASBAŞKAN, MUHASİP ÜYE
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 22.05.1954
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği/İşi : Yüksek Makine Mühendisi
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    MİTHAT YENİGÜN - ASBAŞKAN, SOSYAL İŞLER VE DERNEKLER
    Doğum Yeri ve Tarihi : Midyat, 1947
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği/İşi : Y. İnşaat Mühendisi
    Medeni Hali : Evli, 3 çocuk sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    MAHMUT NEDİM USLU - ASBAŞKAN, AMATÖR Ş. SOR.
    Doğum Yeri ve Tarihi : Adana,1947
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği/İşi : İşadamı
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil: İngilizce



    SERHAT ÇEÇEN - ASBAŞKAN, RESMİ KURUMLARLA İLİŞKİLER
    Doğum Yeri ve Tarihi : Ankara, 04.11.1975
    Öğrenim Durumu : Bentley Üniversite İşletme Mezunu
    Mesleği/İşi : İşadamı
    Medeni Hali : Evli, 2 kız çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    FARUK NEŞET YALÇIN - ASBAŞKAN, DIŞ İLİŞKİLER SOR.
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 23.04.1972
    Öğrenim Durumu : ABD İşletme
    Mesleği/İşi : Serbest Meslek
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    TUNCAY UZUN - ASBAŞKAN, SPORTİF AŞ. SOR.
    Doğum Yeri ve Tarihi : Malatya , 28.02.1967
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği/İşi : Sanayici
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    ŞEKİP MOSTUROĞLU - ASBAŞKAN, HUKUK VE KURUMSAL İLİŞKİLER
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul , 20.04.1966
    Öğrenim Durumu : İ.Ü Hukuk Fakültesi
    Mesleği/İşi : Avukat
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    TAHİR PEREK - ASBAŞKAN, MALİ İŞLER KOORDİNASYON
    Doğum Yeri ve Tarihi : Niğde/Aksaray, 05.03.1940
    Öğrenim Durumu : Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi
    Mesleği/İşi : Yeminli Mali Müşavir ve Eski Eserler Uzmanı
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce


    YEDEK ÜYELER



    ÖMER TEMELLİ - FUTBOL ALT YAPI
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul , 02.09.1963
    Öğrenim Durumu : Bursa Uludağ Ünv. İktisat
    Mesleği/İşi : Serbest Meslek
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    ÜNAL UZUN - SOSYAL İŞLER SOR.
    Doğum Yeri ve Tarihi : Antalya , 26.06.1948
    Öğrenim Durumu : Kara Harb Okulu Mezunu
    Mesleği/İşi : E.Sb./ Lobby Uluslar arası Halkla ilişkiler Tan., Tur. Org. Hiz. A.Ş. - Yönetim Kurulu Başkanı
    Medeni Hali : Evli, 1 kız, 1 erkek çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    SEMİH ÖZSOY - BASKETBOL ŞB. YRD.
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul , 29 Nisan 1968
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği/İşi : İşadamı
    Medeni Hali : Evli, 2 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    TURAN ŞAHİN - FB EĞİTİM AŞ
    Doğum Yeri ve Tarihi : Bulgaristan 15.06.1945
    Öğrenim Durumu : İstanbul Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi
    Mesleği/İşi : İthalat, ihracat, Arazi araştırma geliştirme uzmanlığı
    Medeni Hali : Evli, 2 kız, 2 erkek çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    HAKAN DİNÇAY - VOLEYBOL ŞB. SOR.
    Doğum Yeri ve Tarihi : İstanbul, 11.09.1961
    Öğrenim Durumu : Üniversite Mezunu
    Mesleği/İşi : İşadamı
    Medeni Hali : Evli, 3 çocuk sahibi
    Yabancı Dil : İngilizce



    ERCAN KARASU - DERNEKLER SOR. YARD.
    Doğum Yeri ve Tarihi : Erzurum , 07.02.1969
    Öğrenim Durumu : Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü
    Mesleği/İşi : Mimar / İnşaatçı
    Medeni Hali : Bekar
    Yabancı Dil : Almanca



    Kaynak fenerbahce.org
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  4. #4
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    66 Başkanlarımız..

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Kaynak fenerbahce.org
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  5. #5
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    66 Müzemiz

    Türkiye’nin Kupa Rekortmeni



    Fenerbahçe Spor Kulübü, kupa konusunda, rakiplerine büyük üstünlük sağlamıştır. Halen faal olan spor dalları dışında, artık yapılmamakta olanlarda da bir çok şampiyonluklar ve kupalar kazanmıştır. Kurtuluş Savaşımız sırasında, işgal kuvvetlerinden oluşan ekiplerle de sık sık karşılaşan Futbol Takımımız, aldığı galibiyetlerle, Türk halkına moral vermiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımının, halen kırılamamış bir çok rekoru bulunmaktadır. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başarıları yalnızca futbolla sınırlı değildir. Olimpiyatlarda, güreş dışında alınan ilk altın madalya da, Fenerbahçeli bir atlet olan Ruhi Sarıalp’ten gelmiştir. Atletizm dalında takım halinde Avrupa Şampiyonu olan tek kulüp Fenerbahçe’dir.

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ MÜZESİ
    Önce tarihi olmak, sonra bu tarihe sahip çıkmak, ve nihayet bu tarihi kültüre dönüştürerek onu yarınlara aktarma çabası içinde bulunmak, her kuruluşa nasip olacak bir övgü değildir. İşte; Fenerbahçe Spor Kulübü, sayısız zaferlerle ve sayısız gururlarla dolu olan şanlı kulüplerinin tarihlerini, dünyanın sayılı spor müzelerinden birini kurabilme becerisi içinde yılların ötesine en yakışır bir biçimde taşınmalarını gerçekleştirmiş, yeni müzesini ise önce tarihe, sonra da değerli spor ve sanatseverlere kazandırmıştır.

    Başlangıcımız olan 1899 yılından beri, ne mutlu bu şanlı kulüp için kanını canını, hizmetini terini vermiş tüm o şehitlere, sportmenlere, insanlara ki; böylesi bir kulübün müzesi şeklindeki geleceğe açılacak mabedinde ölümsüzleşeceklerdir. Ve de yine ne mutlu bu mabedi gezecek olan tüm insanlara ki; bir tarihin içinde böylesi gururlarla dolu bir kulübe sahip olmalarındaki haz ile şerefleneceklerdir...
    Tarih; “Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi” sayesinde, bu kulübün geçmişi ve geleceği ile övünecek her Fenerbahçe’liye, bu gururlarını ilelebet yaşatma şansını veren Sayın Başkan Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyeleri’ni her dem şükranla anacaktır.

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Müzenin Yeri ve Bölümleri;
    Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Maraton Tribünü alt tarafında bulunan Fenerium’un karşı salonunda, 980 m2lik bölümde yer alan Fenerbahçe Spor Kulübü Müzesi’nde, şu bölümler bulunmaktadır;
    1.......Dünya’da futbolun doğuşu ile ilgili özet dokümanların sunulduğu bir bölüm,
    2.......Fenerbahçe Spor Kulubü’nün, 1907 yılında Nurizade Ziya Bey başkanlığındaki üç kurucu üyemiz tarafından ilk kuruluş toplantısının gerçekleştirildiği ve mumyalarıyla canlandırıldığı odanın, döneminin eşyaları ile sunulduğu bölüm,
    3..... Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, 1899 tarihindeki “Black Stocking” ismi altında kuruluş teşebbüsü dahil, günümüze değin her dönemde kullandığı formalar, çoraplar, futbol ayakkabıları, vs. giysi çeşitleri ve meşin topların sergilendiği bölümler,
    4..... Atamızın 3 Mayıs 1928 günü kulübümüzü ziyaretinin ve kulüp şeref defterini imzalama anının (mumyalı olarak) canlandırıldığı bölüm,
    5…. İşgal dönemi sırasında Kurbalıdere’deki lokalimizden, cepheye silah kaçırılma anının mumyalarla canlandırdığı bölüm,
    6….İşgal yıllarında, İşgal Kuvvetleri’ne karşı kazanılmış olan ve “Milliyetçi Karşı Çıkış Harekatı”nın ilk simgesi niteliğindeki “Harrington Kupası”nın, İşgal Orduları ile yapılan futbol müsabakalarının orijinal fotoğrafları eşliğinde sergilendiği özel bölüm,
    7....Fenerbahçe Spor Kulubü’nün, yeni bulunmuş olan (1329/1913 ve 1339/1923 ) ilk iki nizamnamesinin asılları ile, Osmanlıca’dan günümüz Türkçesine çevirilerinin sergilendiği özel bölüm,
    8... Kuruluştan itibaren kulübümüzün tüm branşlarındaki başarılarını simgeleyen kupaların, şiltlerin ve özel madalyaların sergilendiği bölümler,
    10… Fenerbahçe Spor Kulübü’nün kuruluşundan itibaren bulunmuş, belgelerin, beratların, eski üye kartlarının, eski lisansların ve eski müsabakalardan fotoğrafların tarihsel bir sıra içinde sergilendiği bölümler,
    11… Fenerbahçe Spor Kulübü ile ilgili, gerek kulüp özel arşivinde yer almış ve gerekse de isimleri altlarında yazılı özel kişiler tarafından bağışlanmış eski maç biletleri, eski kulüp piyango biletleri, ve sair ephemeral materyallerin sunulduğu bölümler,
    12.....Union Club Sahası’ndan Şükrü Saraçoğlu Stadyomu’na kadar, stadın evrelerinin fotoğraf ve maket ile sunulduğu bölüm,
    13….Eski maç ve gösterilerden filmlerin devamlı olarak sunulduğu “Sinema Odası”
    14..... Kulüp tarihi ile ilgili bilgileri içeren kitapların yer aldığı, “Arşiv ve Kütüphane Bölümü” (Bilgisayar ağı eşliğindeki istatistiki bilgilerin sunulabilmesi için çalışmalar devam etmektedir)

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ MÜZESİ’NDEN ÇAĞRI:
    Yıllar boyunca kazanılmış, terlerle, kanlarla, gözyaşlarıyla sulanmış bu gurur tablolarının yine yılların ötesine en yakışır biçimde taşımak bizlerin önce görevi sonra da onları kazandıranlara karşı da kutsal borcudur. İşte bu noktada, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne gönül vermiş olan bizlerin, de yarınlara karşı olan görevi başlamakta, kendimizin veya tanıdığımız kişi ya da kuruluşların, ellerinde bulunan spor alanında kazanılmış kupa, şilt, madalya, plaket, rozet, fotoğraf, bilet basılı eser ve sair hatıra mahiyetinde her türlü dokümanları, kulübümüze kısa zamanda ulaştırmaları hususunda yardımları gerekmektedir. Müzemizde, belgelerin altında isimleri ile yer alacak olan bu arşiv sahipleri, yaptıkları bu hizmet ile tarihimize ışık tutacaklarının yanı sıra, başka kişilere de örnek olmaları bakımından yarınlarda hayırla anılacaklardır. Saygılarımızla…
    Dr. R. Sertaç Kayserilioğlu
    Tarih, Arşiv ve Müze Kurulu Başkanı
    (Müracaat : Fenerbahçe Müzesi 0216 /4495667’ 2028)

    Futbol Şampiyonlukları



    Futbolda, Türkiye’nin en çok kupa kazanan kulübü Fenerbahçe’dir. Takımımız, eski adıyla Türkiye Birinci Ligi, yeni adıyla Birinci Süper Lig’de 16 kez şampiyonluk sevincini yaşamıştır. Kupalarının arasında 16 İstanbul Ligi, 12 TSYD, 6 Milli Küme, 4 İstanbul Şildi, 1 İstanbul Kupası, 3 Türkiye Futbol Şampiyonası, 1 Spor-Toto, 4 Donanma, 8 Başbakanlık, 4 Türkiye, 2 Atatürk, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası bulunmaktadır.

    kaynak fenerbahce.org
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  6. #6
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    66 Şükrü Saraçoğlu

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]


    Kulübümüze 17 yıl boyunca Başkan olarak hizmet veren eski başbakan ve bakanlarımızdan Şükrü Saracoğlu’nu, oğlu Yılmaz Saracoğlu tarafından derlenen ve hakkında basında çıkan yazılardan bazılarının yer aldığı "Şükrü Saracoğlu ve Dönemi" isimli kitap ve çeşitli kaynaklardan bir derleme hazırladık.
    Bugünkü stadımıza 22 Temmuz 1998 yılında alınan Yönetim Kurulu kararı ile ismini veren, Kulübümüz’de en uzun süre başkanlık yapmış kişi olan rahmetli Şükrü Saracoğlu’nu, bir kez daha sevgi, saygı, şükran ve rahmetle anıyoruz.


    MEHMET ŞÜKRÜ SARACOĞLU

    Şükrü Saracoğlu
    Mehmet Şükrü Saracoğlu, siyaset ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beşinci Başbakanı. 1887 yılında Ödemiş’te doğdu. Mülkiye Mektebi’ni (1909) bitirdikten sonra İzmir liselerinde öğretmenlik yaptı. Birinci Dünya Savaşı yılarında Cenevre Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirdi. İkinci dönem çalışmalarına başlayan T.B.M.M.’ye, İzmir milletvekili olarak katılan Mehmet Şükrü Bey, Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanı (1924-1925) oldu.
    1926’da da Türk ve Yunan halklarının değiştirilmesi amacıyla kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonuna Türk delegasyonu olarak seçildi. Dördüncü ve Beşinci İnönü hükümetlerinde Maliye Bakanlığına (1927-1930) getirilen Şükrü Bey, henüz kalkınma programının oluşturulamadığı bu dönemde, Türk ekonomisinin ancak köyden başlatılacak reform çalışmalarıyla kalkınabileceğini ileri sürdü. Bunun yanı sıra memur sınıfının sorunlarına eğilerek personel ve emeklilik kanunlarını yürürlüğe koydu. İktisadi alanda yaptığı işlerden biri de, yabancı bankaların elinde iç ve dış ticaret mevsimlerine göre düşürülen, Türk parasının değerinin korunmasını sağlamasıydı. Bu amaçla Merkez Bankasını kurdu (1930). Aynı yıl sağlığı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalınca, Türkiye’nin iktisadi sorunları üstüne inceleme ve araştırma yapmak üzere A.B.D.’ye gönderildi (1931). Dönüşünde Türk Pamuk Sanayii’nin temellerini atan bir rapor hazırladı. 1932’de Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarıyla ilgili sorunları çözümlemek üzere Paris’te yapılan görüşmelerde Türkiye’yi temsil etti ve 1933 antlaşmasını imzaladı.
    Adalet Bakanlığı (1933-1939) yıllarında, Yargıç ve Avukatlar Kanunu’nu, Suçüstü, İcra-İflas Kanunları’nı yürürlüğe koyması, iş esasına dayanan cezaevleri kuruluş yasalarını uygulamaya sokarak, bu amaca dayalı İmralı cezaevini kurması önemli girişimleri arasındaydı. Saraçoğlu’nun en önemli görevi, İkinci Bayar hükümetinde (1938-1939) ve Saydam Hükümetlerinde (1939-1942) Dışişleri Bakanlığı oldu. 1942’de hükümeti kurmakla görevlendirildikten sonra da (1942-1946) zaman zaman Dışişleri Bakanlığını üzerine almak zorunda kaldı.
    1940’ta İngiliz ve Fransız’ların, Türkiye’yi İtalya’ya karşı savaşa sokma isteklerini reddetti. 1948’de T.B.M.M. başkanlığına seçilen Saraçoğlu 1950’den sonra siyasi hayattan çekildi. 1953 yılında İstanbul’da öldü.


    Hakkında Yazılanlar....

    Tanju CILIZOĞLU Güneş, 1956

    Fethi Okyar kabinesinde Maarif Vekili, İnönü’nün 3 ve 4. hükümetlerinde Adliye Vekili, ve 12’nci Refik Saydam hükümetinde Hariciye Vekili olan Mehmet Şükrü Saracoğlu, 1942 yılında Refik Saydam’ın ölümü üzerine İnönü tarafından 9 Temmuz 1942 günü başkanlığa atanarak hükümeti kurmakla görevlendirildi.

    Mehmet Şükrü Saracoğlu. 1887 yılında İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu Ödemiş’te okuduktan sonra İzmir idadisi’ne girdi. Son derece zeki, çalıskan bir öğrenciydi. İzmir idadisini birincilikle bitirerek, Ankara’daki Mekteb-i Mülkiye’ye geçti. 1909 yılında Mekteb-i Mülkiye’ yi bitirerek İzmir Valiliği Maiyet Memurluğu’na atandı. İzmir Sultanisi’nde matematik-öğretmenliği yapan Saracoğlu, 1911 yılında İttihat ve-Terakki Ticaret Mekteb-i Müdürlüğü görevine getirildi.



    1914 yılının Ocak ayında bir devlet bursu kazanan Saracoğlu Belçika’ya öğrenime gitti. Kısa bir süre sonra Birinci Dünya.Savaşı patlayınca hemen İzmir’e döndü. 1915 Mayıs’ında tekrar Cenevre Siyasi İlimler Akademisi’nde okumak için İsviçre’ye giderek burada dört yıl kaldı ve bu fakülteyi çok iyi bir dereceyle bitirdi. Mondros Mütarekesi’nden sonra Cenevre’de Türk Talebe Cemiyeti’ni kurarak bu cemiyet adına Fransızca bir derginin yayınlanmasını üstlendi. Türk Talebe Cemiyeti’nin başkanı olarak Avrupa kamuoyunda Mondros şartlarının olumsuzluğuna tepki yaratmak için uğraşlar vererek Osmanlı Devleti’nin haklarını savundu.

    0 günlerde İzmir işgal edilince Türkiye’ye gideceğini öğrendiği bir İtalyan gemisine kaçak binip yurda döndü. Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne katıldı. Kuşadası, Nazilli ve Aydın yörelerinde kurulan Kuva-i Milliye hareketlerinin örgütlenmesinde çalıştı. Osmanlı Meclisi Mebusanı’na İzmir milletvekili olarak seçildiyse de, Saracoğlu bu göreve katılmadı.

    Saracoğlu 1923’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne İzmir Mebusu olarak girdi. Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan Saracoğlu 1926’da Yunanlılarla kurulan Mübadele Komisyonu’na başkanlık etti. Başbakanlığına kadar kurulan bütün hükümetlerde görev aldı. Bu hükümetlerde Maliye, Adliye ve Hariciye vekilliklerinde bulundu. Saracoğlu’nun 1932 yılında Paris’te Osmanlı borçlarının ödeme koşullarının saptanması görüşlerini Türkiye adına yürütürken görüyoruz. 1933’de bir antlaşma ile bu konuyu başarıyla ve batılı gözlemcilerin hayranlığı içinde bitirirken izliyoruz. Saracoğlu’nun devlet adamlığı vitrinini süsleyen en değerli ve liyakatinin zirvesine vardığı bu anlaşma ile genç Türkiye Cumhuriyeti’nin maliyesi soluk aldı.

    Genç Cumhuriyet’ in devlet organlarının kurumlaşmasında da emeği geçen Saracoğlu, bakanlıkları sırasında avukatlık, hakimlik İcra İflas Kanunlarını hazırlamış ve çıkartmış iş esasına dayalı cezaevlerinin oluşmasını ve ilk örnek olarak İmralı’nın kuruluşunu sağlamıştır. Barem ve Emeklilik kanunları da Saracoğlu’nun zamanında oluşturulmuştur.

    Refik Saydam’ın ölümü sonrasında Başbakan olan Saracoğlu, bu döneminde de Cumhuriyet döneminin bütünsellik taşıyan seçim yasasını iki dereceli olarak hazırladı ve çıkarttı.

    Saracoğlu istifa ederek Başbakanlığı Recep Peker’e devrettikten sonra 1 Kasım1948 ve 22 Mayıs 1950 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yaptı.

    1950 seçimlerinde parlamentoya giremeyen Saracoğlu siyaseti bıraktı.
    Saracoğlu, 27 Aralık 1953’de İstanbul’da vefat etti.


    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    FENERBAHÇE CUMHURİYETİ
    Yalçın DOĞAN

    Ebedi Şef, Milli Şef, Değişmez Gözde
    Top korner noktasına dikildi Taksim Stadı’nda İstanbul’da. Maliye Vekili Şükrü Saracoğlu önündeki kağıtlara son kez bir daha göz attı Ankara’da ve kendi kendine "tamam BU iş" diye düşündü.


    İstanbul Taksim Stadı’ nda kornere dikilen topa üç dört Fenerbahçeli birden koştu vuruşu yapmak için.
    Ankara’da Maliye vekili Şükrü Saracoğlu koltuğunda söyle bir geriye doğru yaslandı Stadı önce "İttihat Spor" dan almak ve Milli Emlak idaresi’ ne vermek gerekiyordu ki, stad önce devletin eline geçsin. Ama, Milli Emlak idaresi’ne devretmek için de herhalde bir önkoşul bulmak zorundaydı.
    Fenerbahçe-İstanbulspor maçının son dakikaları oynanıyordu Fenerbahçe korneri kazandığında. Topa koşan üç-dört Fenerbahçeli futbolcu arasından Büyük Fikret atıldı arkadaşlarına "bana bırakın" diye bağırdı. Taksim Stadı’nda korner noktasına gitti Topu Düzelti. Vurmak için gerildi.
    "Tek maddelik bir yasa çıkartırım, olur biter" diyerek kendi kafasından geçen düşünceyi yeniden kağıda döktü Maliye Vekili Saracoğlu. Kabinede kısa bir sunuşla sorunu çözeceğine yüzde yüz inanıyordu. Sonra da Meclisten rahatlıkla geçirebilirdi tek maddelik yasayı, zaten, o tarihte ne muhalefet vardı, ne de alınan kararlara karsı çıkabilecek bir başka güç.
    Fenerbahçe eğer bu son fırsattan yararlanamazsa, artık son dakikaları oynanmakta olan maç 1-1 berabere bitecek, şampiyonluk da elden kaçacaktı. Büyük Fikret geldi ve vurdu. Taksim Stadı’nda bir gürültü koptu. Kornerden gelen top doğrudan doğruya İstanbulspor ağlarına takılmış, Fenerbahçe Büyük Fikret’in vurusuyla 2-1 öne geçmişti. Hakem maçın bitiş düdüğünü çaldığında, Fenerbahçe’nin de şampiyonluğunu ilan ediyordu İstanbul’da.
    Ankara’da Maliye Vekili Saracoğlu için tek maddelik yasayı meclisten geçirmek hiç de güç olmadı. ilk bakışta çok masum görünen bir yasaydı zaten:
    "Aynı semtte kurulmuş olan ve faaliyet gösteren spor kulüplerinin sayısı birden fazlaysa,o semtte üye sayısı daha fazla olan kulüp faaliyetlerine devam eder".
    Tek bir madde ile Fenerbahçe yaklaşık on beş yıl sonra Altınordu’dan rövanşı acımasız biçimde alıyordu. Fenerbahçe, yıllar önce en güç günlerinde Altınordu’ ya kaptırdığı futbolcularının ve kaçan iki şampiyonluğun acısını hiçbir zaman unutmamıştı. Biriktirmişti. İşte, şimdi tam sırasıydı. Bu karar Fenerbahçeliliği ile ünlü Maliye Vekili Şükrü Saracoğlu’nun daha sonra aralıksız onaltı yıl başkanlığını sürdüreceği Fenerbahçe’ye önemli bir armağandı. Tek maddelik karar, sadece Fenerbahçe için yürürlüğe girmişti. Cumhuriyet kurulup ülkede yeni bir devletin temelleri atıldığında, İttihat ve Terakki Fırkası çoktan tarihe karışmıştı. Ama, İttihat ve Terakki’nin kulübü Altınordu’ nun izlerine hala rastlamak mümkündü. Raşit Aydınoğlu Bey Altınordu’yu 1921 yılında "İttihat Spor" adi altında yeniden kurmuş ve kulüp faaliyete



    geçmişti. Gerçi İttihat Spor’un artık pek gücü kalmamıştı. Ne var ki, önemli bir varlığa sahipti: Union Club Sahası... Yani, bugünkü Fenerbahçe Stadı...
    Fenerbahçeliler ikide bir Raşit Bey’ e gidip, "Şu stadı Fenerbahçe’ye sat" önerisinde bulunuyor. Raşit Bey de eski yılların unutturamadığı rekabet içinde "Olmaz" diye direniyordu. Fenerbahçeliler ısrar ediyor, İttihat Spor geri çeviriyordu. Bir, iki, üç... Eeee, artık bu İttihat Spor da fazla olmaya başlamıştı...
    Vekiller Heyetinde o tarihte Maliye Vekili olarak görev yapan Şükrü SaracogIu Fenerbahçeliliği ile ünlüydü. Belki o bu işe bir çare bulabilir, İttihat Spor’dan İttihat Spor Sahası’nı satın alabilirdi. Ancak, satın almak için karşı tarafın onayı gerekiyordu. Gelin görün ki, karşı taraf böyle bir onaya hiç de yatkın değildi. Sorunu kestirmek ve çözmekten başka çare kalmıyordu.
    Maliye Vekili Saracoğlu formülü bulmuştu "Ayni semtte faaliyet gösteren" iki kulüp vardı Kadiköy’de. Biri İttihat Spor, diğeri Fenerbahçe. Açıktı ki, Fenerbahçe’nin üye sayısı İttihat Spor’a göre çok daha fazlaydı. Demek ki, faaliyetini sürdürecek olan Fenerbahçe idi. Demek ki, diğeri, yani İttihat Spor bu yasadan sonra artık -faaliyetini sürdüremezdi.

    Nitekim, sürdüremedi. İttihat Spor Sahası önce Milli Emlak idaresi’nin yönetimine bağlandı. 1929 yılında Fenerbahçe Milli Emlak idaresi’nden sahayı önce kiraladı. Hemen birden olmaz, adım adım ilerlemek gerekiyordu. Kiraladıktan sonra da adım değiştirerek, İttihat Spor Sahası, Fenerbahçe Stadı oldu.

    Bu arada Saracoğlu Maliye Vekilliğinden ayrılıp ekonomik konularda araştırma ve temaslarda bulunmak üzere Amerika’ya gönderilmişti. Türkiye’ye döndükten sonra, önce Osmanlı Borçlarının tasfiyesiyle ilgili taksit sorunlarını çözmek üzere kurulan bir komisyonun başkanlığına getirilmiş, kısa süre sonra da, bu kez Adliye Vekili olarak yeniden kabineye girmişti, Kendisi Adliye Vekili iken, Maliye Vekaletinden gelen 6 Temmuz 1932 tarih ve 1213 sayılı öneriyle Fenerbahçe Stadı’nın Milli Emlak idaresi’nden alınıp Fenerbahçe Kulübü’ne satılması bakanlar kurulu tarafından karara bağlandı. Satış işlemleri yaklaşık on ay sürdü.

    1933 Mayıs’ında çok eskiden "Silahtar Ağa Sahası", sonraları bir ara "Papazın Çayırı" derken "Union Club Sahası" Cumhuriyetten önce "İttihat Spor Sahası", 1929’ da "Fenerbahçe Stadı" artık Fenerbahçe Kulübü’nün malı oldu.

    Tam bir Türk Lirası’na... Evet, Fenerbahçe bugünkü stadın mülkiyetini elde ederken Saracoqlu-nun araya girmesiyle Milli Emlak İdaresi’ne, yani devlete sadece bir lira ödedi.

    Adliye vekili olarak Fenerbahçe’nin bir maçını izlemek üzere Fenerbahçe Stadına geldiğinde Saracoğlu sade bir cümle söylemekle yetinecek ve Fenerbahçeliliği’ni vurgulayacaktı: "Bir haftalık yorgunluğumu Fenerbahçe’yi seyrederken unutuyorum."

    Üç Ali ile Bir de Şükrü
    Sol açık Halit orta sahadan kaptığı topla hızla Harbiye Ceza Sahası’na indi. Önüne gelen birkaç kişiyi çalımladı ve sert bir şutla Fenerbahçe’nin ilk golünü attı. Hayır, hayır, yan hakem bayrak kaldırıyor, golü ofsayt gerekçesiyle iptal ediyordu.
    Ankara’da oynanan maçı izleyen Başbakan Şükrü Saracoğlu ertesi gün golü iptal eden yan hakemin lisansını iptal etti.

    Galatasaray’a karsı oynanan maçın son dakikalarında Taka Naci kornerden gelen topa kafayı vurunca Fenerbahçe 2-1 öne geçti ve maç da biraz sonra bu skorla sona erdi. Saracoğlu ile birlikte maçı izleyen Hacı Bekir Ali Muhiddin doğru soyunma odasına yöneldi. Cebinden çıkardığı cüzdanı olduğu gibi, Fenerbahçe Kaptanı Cihat’a verdi. Tüm futbolcuların cüzdandaki parayı paylaşmalarını isteyerek. Cüzdandan çıkan para on bir futbolcu arasında pay edildi. Memur aylığının on sekiz liraya ancak ulaştığı bir dönemde, futbolcu başına o gün 25 lira "prim" düşmüştü.
    Aslında gerek Saracoğlu’nun bu davranışı, gerekse ünlü tatlıcı Hacı Bekir’in futbolculara prim dağıtması, yaklaşık onaltı - onyedi yıl Fenerbahçe’nin yaşadığı sıradan olaylardandı. Devlette sırtını Başbakana dayayan Fenerbahçe, maddi sorunlarını da Hacı Bekir ile çözüyordu.

    Taksim Stadı’nda oynanan Fenerbahçe-Galatasaray maçının ikinci yarısında Galatasaray beki Ayı Tevfik bir omuz darbesiyle Fenerbahçeli Leblebi Mehmet’i yere indirince kıyamet koptu. Saha bir anda arenaya döndü. Yumruklar, tekmeler birbirine giriyor, tribünler ayaklanıyor polis güçlükle daha büyük bir olayı önlemeye çabalıyordu. Fenerbahçe’den dokuz, Galatasaray’dan sekiz futbolcu ceza kuruluna verildi. Fenerbahçe ceza yağdıran kurul kararına itiraz etti. Hatta, bir açıklama yaparak "mahkemeye giderek, tashihi karara gideceğini" bildirdi Türk Spor Kurumu Başkanı Beyazıt Milletvekili Halit Bayraktar bu açıklamaya şiddetle tepki göstererek "Fenerbahçe Stadı’nı elinden alır, kulübü belli bir sure kapatarak onlara hadlerini bildiririz" deyince, Fenerbahçeliler önce bir durdu.

    Sonra da soluğu Adliye Vekili Şükrü Saracoğlu’ nda aldı. Kamuoyunu yakından ilgilendiren gazetelerin her gün olayla ilgili haberleri birinci sayfaya çıkardığı bir sırada, Adliye Vekili Saracoğlu’nu ziyaret eden Con Kemal başkanlığındaki Fenerbahçe Heyeti Şükrü Bey’e "Fenerbahçe üyeliğini" önerdi. Fenerbahçeliliğini zaten stad sorununu çözerken kanıtlamış olan Saracoğlu’na "mutlaka aralarında görmek istediklerini" bildirdi Fenerbahçe yöneticileri.

    İstanbul’da Fenerbahçe Kurucuları Kurulu toplandı, üç kişiden oluşan yönetim kurulu üye sayısı yediye çıkartılarak bir de "Reislik" makamı kuruldu. Tüzük değişikliği kurucular kurulundan benimsendiği anda, Fenerbahçe Başkanlığına da Adliye Vekili Şükrü Saracoğlu seçildi.

    Saracoğlu hemen ilk demecini verdi: "Fenerbahçe gibi memleketin medarı iftiharı, övündüğümüz bir kulübü korumayı en büyük şeref sayarım."

    1934 yılında başlayan Saracoğlu’ nun başkanlığı donemi aralıksız onaltı yıl sürdü. 1950 Ekim’inde Saracoğlu kısa bir süre için Ali Mubiddin Hacı Bekir’e bırakarak, sonra da "yeni donemin yeni kralları" başkanlığa soyunacaktı. Türkiye siyasal yaşamada "Tek Parti" dönemini Fenerbahçe, o dönemin en güçlü adamlarından Şükrü Saracoğlu’nun başkanlık dönemi ile geçirecekti.

    Adliye Vekilliğinden sonra bir ara Dışişleri Vekilliğine atanan Saracoğlu 1942’de Başbakan oldu.1946’ya kadar süren başbakanlığını 1948’de Meclis Başkanlığı izledi. 1950’den sonra da politikayı bıraktı.

    Yıllar yılı büyük bir dayanışma ile Fenerbahçe’yi birlikle yürüten Saracoğlu ile Ali Muhiddin Hacı Bekir arasında nezaket sınırları hiç bir zaman asılmadı. Hacı Bekir, bugün de hala ününü koruyan en önemli şekercilik firmalarının başında geliyordu. İstanbul’un çeşitli semtlerinde, Ankara’da, İzmir’ de ve hatta yurt dışında Kahire ve Londra’da sekerci dükkanları açan Hacı Bekir hem iş dünyasında titizliği ile tanınıyor, hem halk arasında "Hacı Bekir" denildiğinde akla nefis lokumlar, tatlılar, çifte kavrulmuşlar geliyordu. Dolayısıyla bir yandan "halkın içinden biri", öte yandan zengin bir Fenerbahçe tutkunu ve dönemin ince siyasetinden anlayan bir "partili" idi. Hacı Bekir aslında Fenerbahçe için kolay bulunmaz bir kişiliğe sahipli. Fenerbahçe ne zaman maddi sıkıntıya düşse, elini ilk uzatan Hacı Bekir’di. Futbolcular ne zaman para sıkıntısı çekse, Hacı Bekir onlan hiç üzmez, hemen yardımı esirgemezdi.

    Fenerbahçe maçlarından sonra, eğer galibiyet gelmişse, Fenerbahçeli futbolcular bilirdi ki, biraz sonra kapı açılacak ve Hacı Bekir soyunma odasında görünecekti. Sadece galibiyetler değil, Fenerbahçe’nin antrenmanları da Hacı Bekir’ le renklenirdi futbolcular için. Futbolcular antrenmana çıkınca, Hacı Bekir soyunma odasına girer hepsinin cebine teker teker zarf içinde on beşer lira bırakırdı. Aydın Bakanoglu ile Lebip Elmas’ın zarflarından bir gün 17.5 lira çıktığında, her ikisi de anlamıştı ki, eskiyen bornozlarını bu ek iki buçuk lira ile yenileyecekler. Zamanla zarf içindeki onbeş liralar, yirmi, otuz liraya yükseldi. Ama, zarflar hiç bir zaman eksilmedi.

    Hacı Bekir futbolculara ödediği para rekorunu 1941 yılında kırdı Fenerbahçe 1941’ de başbakanlık kupasını kazanınca, futbolcular şampiyon takımın fotoğraflarını çektirerek büyüttüler fotoğrafı. Fotoğrafın üst köşesine de Haci Bekir’in resmini monte ettiler. Kaplan Cihat’ın öncülüğünde ellerinde fotoğraf doğru Hacı Bekirin evine gittiler. On sekiz futbolcu adına Kaptan Cihat söz alarak "Efendim, şampiyon biz değiliz sizsiniz. Siz olmasaydınız, biz şampiyon olamazdık" deyince, Haci Bekir’in cebinden on sekiz tane yüz liralık çıktı Futbolcu basına yüz lira!.. Yıl 1941... Yani, o tarihte bir evin yaklaşık bir yıllık kirası...

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Üç Ali ile Bir de Şükrü (Devam)
    Hacı Bekir sanki "Noel Baba" idi Fenerbahçeli futbolcular için. Evlerine odun, kömür gönderir, elini öpeni para vermeden yanından ayirmazdi. Fenerbahçe maç için ne zaman Ankara’ya gitse, futbolcuların başına geçer, mutlaka Başbakan Saracoğlu’nu ziyaret ederdi.

    Başbakan Saracoğlu Bakanlar Kurulu’nu bir saat erteledi. Çünkü, maç için Ankara’ya gelmiş olan Fenerbahçe Takımı’nı kabul edecekti. Kabul yerinin Meclis Binası olduğu duyuruldu Fenerbahçelilere. Otelden yürüyerek meclise doğru giden Fenerbahçeli futbolculardan birisi gömleğinin yakasını ceketinin üstüne çıkarmıştı. Yani, kravatı yoktu. Durumu gören Hacı Bekir hiç bir şey söylemedi. Bir gömlekçi, kravatçı dükkanının önünden geçerken futbolculara dönerek "Haydi, size birer kravat alalım" deyip hepsini dükkana soktu. Hepsine birer kravat armağan etti.

    Dükkandan çıkarken kravatını takmayan futbolcu yoktu. Haci Bekirin bu bonkörlüğü kendisi aleyhinde Fenerbahçe camiasinda söz çıkıncaya dek surdu. "Kendisini parayla sevdiriyor" dediklerini duyduğunda, bir daha Fenerbahçe’ye adımını atmadı.
    Rüştü Dağlaroğlu cebinden Yenice Sigarası’nı çıkardı ve sigara paketinin arkasına eski yazıyla o gün sahaya çıkacak on bir Fenerbahçeli futbolcunun adını yazdı. "Yağcı Ali" bir, iki futbolcuya itiraz etti, ama takımın iskeleti yine de bozulmadı. "Kuşçu Ali" de katıldı bu onbire ve takım sahaya öyle çıktı.

    1940’ larda yine her zaman yaşanan olağan olaylardan biriydi bu Yağ satan Ali ’nin dükkanı Bahçekapı’ daydi. Kuşçulukla uğraşan Ali’nin dükkanı da onun biraz ilerisinde. Zaten Hacı Bekir’in de Bahçekapi’da dükkanı vardı. Hacı Bekir Ali Muhiddin’in yanı sıra, "Kuşçu Ali ile Yağcı Ali" de dışardan kulübe uzun süre destek verdi. Dönem bir anlamda "Üç Ali" donemiydi. Başta üstlendiği göreve göre, ya Adliye Vekili, ya Başvekil ya da ’Meclis Başkanı olarak Şükrü Saracoğlu, İstanbul’da da "Üç Ali".
    "Özellikle "Yağcı Ali’nin" dükkanı tüm Fenerbahçelilerin uğrak yeriydi. Maçlar bu dükkan da tartışılır, takım bu dükkanda sıralanır, asıl önemlisi Fenerbahçe Kongreleri hazırlığı bu dükkanda yürütülürdü. Hem "Kuşçu Ali", hem de "Yağcı Ali" kulübü destekler, maddi yardımda bulunur, ama kongrelerde de kendi sözlerinin geçmesini beklerdi.
    İşte. bugüne dek sürüp gelen ve hala ister kongre zamanı, ister kongre sonrası Fenerbahçe’yi her zaman çalkalayan "gurupçuluk" ilk tohumlarını "Yağcı Ali" nin dükkanında attı Fenerbahçe’de gurupların doğuşu, birbirleriyle kıyasıya mücadele, kavgalar, küfürler, mahkemeler Bahçekapı’ da bu gösterişsiz dükkana dek iner.
    Vatan Gazetesi Yazı İşleri Müdürü eski futbolcu Con Kemal, gümrük komisyoncusu Müslim Bağcılar, Yavuz İzmir Nakliyat’ ın sahibi David Nevon, Şark Nakliyat sahibi Ethem Şahinoğlu "Yağcı Ali"nin dükkanının sürekli müşterileriydi. Onlar da Fenerbahçe yöneticileri arasında yer alır ve Fenerbahçe’yi yönetmek, takım kurmak ateşiyle yanardı. Ama, onların üstünde, yıllar yılı Fenerbahçe Kongrelerine egemen üç kişi vardı: Rüştü Dağlaroğlu, Yağcı Ali ve Hayrullah Güvenir. Anılan üçlü 1942’lerden 1950’lerin sonlarına dek, Süreyya Sineması’ndaki kavgalı kongreye dek, Fenerbahçe’ye perde gerisinden dediğini hep yaptırmasını bildi.
    Kendilerine bir isim de buldu bu üçlü: "Hür Fenerbahçeliler". Rüştü Daglaroğlu Fenerbahçe’de su sporlarıyla ilgilenen bir sporcuydu. Kürek çekti, su topu takımında yer aldı, yüzme dalıyla ilgilendi. 1944-1974 arasında zaman zaman Fenerbahçe Yönetiminde yer aldı. Sonra da Fenerbahçe Tarihi ile ilgili derli, toplu ilk kitabı yazdı.
    Hayrullah Güvenir Sümerbank’ ta müfettiştik yaptı. Sümerbank 1940’lı yıllarda hep Fenerbahçe’lilerle doluydu. Örneğin, Büyük Fikret bir ara Sümerbank’ın Eyüp’teki fabrikasında ambar müdürlüğünde bulundu. Lalelide makasdarlık yaparken Sümerbank’tan iplik satın alıp piyasaya iplik satan Raif Dinçkök de koyu bir Fenerbahçeliydi. Daha sonra oğlu Ali Dinçkök de birkaç kez Fenerbahçe Yönetiminde görev alacaktı. Eyüp’teki fabrika müdürü Ömer Sugan ile o fabrikadan iplik satın alan Raif Dinçkök daha sonraları bugün de kumaş üretimiyle tanınan "Aksu" fabrikasını kuracak, Ömer Sugan, Raif Dinçkök’ e ortak olacaktı. Hayrullah Güvenir işte bu sıralarda fabrikayı teftiş etti. Yazdığı temiz rapora rağmen, bir süre sonra Ömer Sugan müdürlükten ayrıldı ve Dinçkökler’ in ortağı oldu.
    1940’lara gelindiğinde Fenerbahçe’de gerçi "Noel Baba’lar" vardı. Ama, ama artık yavaş yavaş iş dünyasına da kapılarını açmaya aday görünüyordu. Yavaş yavaş iş dünyasıyla bağlantılarını arttıran Fenerbahçe, kendi içinde de yeni yeni guruplaşmalara yöneliyordu.
    Cihat mı, yoksa Esat mı kaptan olacaktı?.. İste, bu tartışmalar takımı ikiye böldu. Kongre guruplarının da fiilen doğuşu bu olayla başladı. Zaten varolan guruplaşma takım kaptanlığı tartışmasıyla iyice su yüzüne çıktı.


    Ülkede Demokrasi, Fenerbahçe’de Şölen
    Elindeki bastonuyla ayağını nerdeyse surüyerek Fenerbahçe Stadı’nın giriş turnikelerine yaklaşan ihtiyar, eli titreyerek biletini uzattı. Başındaki fötr şapkasını hafifçe düzeltti, turnikeyi itmeye gücü ancak yetti, yetmedi. Hem yaşlı, hem de belli ki hastaydı. Arkada biriken birkaç kişi, "Haydi baba, yürüsene yaa… Bizde geçelim" diye ihtiyarı şöyle bir omuzladı.
    Fenerbahçe Başkanı Faruk Ilgaz önce gözlerine inanamadı. Turnikeyi zorla çevirmeye çalısan, ama arkadan birkaç gencin itmesine mahruz kalan ihtiyarı tanıyacak gibiydi…Evet, evet, o idi, ta kendisi… Yerinden fırladığı gibi doğru ihtiyarın yanına koşarken, bir yandan da ceketini iliklemeye çabalıyordu.
    Elinde biletiyle Fenerbahçe’nin maçını izlemeye gelen ihtiyar, Fenerbahçe’ye stadı kazandıran, ülkenin bakanlık ve başkanlık koltuklarında oturmuş, Fenerbahçe’ye tam onyedi yıl başkanlık yapmış Şükrü Saracoğlu’ydu. Şimdi "sıradan bir vatandaş" olarak maça geliyordu.
    Faruk Ilgaz kolundan tutup, ona merdivenleri çıkması için yardim etti. Onyedi yıllık başkanını Şeref Tribünü’ne oturttuğunda, ihtiyarın gözlerinden akan iki damla yaşı görmemek için, başını çevirdi.
    Artık dönem değişmiş. CHP iktidarı kaybetmiş, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle birlikte iktidara Demokrat Parti gelmişti. Saracoğlu’nu artık kim tanıyabilirdi ki, birkaç vefa duygusuna sahip Fenerbahçeli’ nin dışında?..
    Gerçi, aradan yıllar geçtikten sonra, Saracoglu’nun Fenerbahçe’ ye hizmetleri hep "şükranla" yad edilecek, Fenerbahçeliler kendisinden söz ederken, asla saygıda kusur etmeyeceklerdi. Ancak, Demokrat Parti’nin iktidara geldiği bir sırada, ülkedeki moda spora da yansıyacaktı. Bu moda Fenerbahçe’ye iki türlü yansıyordu.
    Cihat’ in uzun degajını yakalayan Kücük Fikret aradan Leftere bir pas çıkardı. Onündeki iki 5 Göztepeliyi çalımlayan Lefter kaleciyi de geçerek topu Göztepe ağlarına bıraktı. 26. dakikada atılan bu gole, Göztepe ikinci yarının karşılık verince, maç uzatıldı. Uzatmanın ikinci devresinde bu kez Halit’in (Deringör) ortasını iyi izleyen Erol kafayla Fenerbahçe’yi 2-1 öne geçirdi.
    Ankara’da oynanan Basbakanlık final maçından sonra Başbakan ***** Menderes sahaya inerek, büyük tezahürat altında Basbakanlık Kupası’nı Fenerbahçe’ye verdi. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin bir ayı daha yeni dolmuştu. Göztepe ile oynayacağı final maçı için Ankara’ya gelen Fenerbahge, doğru Anıtkabir’e giderek çelenk koydu. Ordan da Cankaya’nın yolunu tuttu. Çigegi burnunda Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı makamında kutlamak için Fenerbahçeli yöneticiler ve futbolcular Çankaya Köşkü’nde sıraya girdiler. Cumhurbaşkanını kutlayan Fenerbahçe, Göztepe maçına çıkmadan önce Hava Kuvvetleri Kurmay Başaknı ve Fenerbahçeliliği ile tanınan Korgeneral Fevzi Uçaner’e bir nezaket ziyaretinde bulundu.
    Bu arada Fenerbahçeli yöneticilerden Rüştü Dağlaroğlu’nun aklına, o sirada fiilen Fenerbahçe Kulübü Başkanlığını yürüten Sukrü Saracoglu’na iktidarın adresi artık değişmişti, ama ortada da bir kulpp başkanı vardı. Dağlaroğlu telefonda "Sizi ziyarete gelmek istiyoruz" deyince, Saracoglu "Artık ben sizleri ziyaret etmeliyim" demekle yetindi. Göztepe maçıma gelmeyen Saracoğlu, aynı akşam Fenerbahçe’nin kaldığı Belvü Palas’a gelerek Başbakanlık Kupası’nı yeni Başbakan Menderes’in elinden alan Fenerbahçelileri kutladı.

    14 Mayıs 1950 seçimlerine Fenerbahçe Yönetim Kurulu üç üye ile katılmıştı. Yedi kjşilik yönetim kurulundan Zeki Rıza ile Osman Kavrakoğlu Rize, Firuzan Tekil de İstanbul Milletvekili olarak meclise girmişti. Tabi ki, üçü de Demokrat Parti listesinden!.. Kavrakoglu seçimlere giderken Fenerbahçe’deki arkadaşlarını uyarmaya çalışıyor, "Haydi siz de gelin Demokrat Parti’ye girin. Nasıl olsa mebus olacağız. Kulübü de boylece daha iyi yönetiriz" diyordu. Yeni siyasal donem, yeni iktidarını yaratıyor, spor kulüplerinde de buna ayak uyduran olaylar yaşanıyordu.

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Ülkede Demokrasi, Fenerbahçe’de Şölen (Devam)
    Demokrat Partili olduğu bilinen Kavrakoğlu 1943 yılından sonra Fenerbahçe’nin yönetimine secilmii, yönetimde çeşitli görevler üstlenmişti. Çeşitli il ve ilçelerde yargıçlık ve savcılık, savci yardımcılıklarında bulunan Kavrakoğlu Rizeli’ydi. Fenerbahçe’nin populer adı, bir zamanların gol Kralı Zeki Rıza’yı da Demokrat Parti’den milletvekili seçtirmek istiyordu. ***** Menderes bu isteği yerinde görmüş, ve Zeki Rıza için "Madem o Rizeli, sizin ikinizi Rize’den aday yapalım" demişti. Menderes seçim için Rize’ye geldiğinde Kavrakoğlu halka dönmüş, "İşte, size ahir zaman peygamberini tanıtıyorum" demişti. Kendi deyimiyie "hayatta Demokrat Parti ile Fenerbahçe’yi sevmiş" olan Kavrakoğlu yeni dönemde en güçlü başkan adaylarından biriydi Fenerbahçe’ye.
    1950 seçimlerinden sonra sonra "bir Fenerbahçeli olarak" Saracoğlu’nu ziyaret ettiginde ve kulüp başkanlığı için onun düşüncesini almak istediğinde, Saracoglu nezakefi elden bırakmamış, "Beni hatırlamanız yeter. Artık siz başkan olun Osman Bey" diyerek, yeni iktidar dönemini Fenerbahçe adına da "tescil" etmişti.


    SARACOĞLU’ NUN BAŞBAKANLIK KUPASI

    Halit Deringör Cumhuriyet, 20 Ocak 1997

    Şükrü Saracoğlu
    Saracoğlu ’nun gerek Türk siyasal yaşamında gerekse Türk spor tarihinde unutulmayacak bir yeri var. 1950 önceleri, tek parti sisteminde sırası ile Eğitim, Maliye, Dışişleri bakanlıkları yaptı, sonra başbakan oldu. Sporu seven, sporcuyu koruyan, hatta ona yardım eden bir insandı. Koyu bir Fenerbahçeliydi. Başbakanlığı sırasında, Fenerbahçe’ye maddi-manevi yardımları oldu. Örneğin; 1932 yılında bugünkü Fenerbahçe Stadı olan yeri 9000 liraya Fenerbahçe’ye aldı. Bu stadın alanı 36000 metrekaredir. Daha 1932 yılında değerli Şükrü Saracoğlu, Fenerbahçe’ye toprak kazandırdı. Bu, çok anlamlı bir davranıştı. Yıllar birbirini kovaladı. Fenerbahçe, üzerinde tesisleri bulunan bu stadı yönetemeyerek 2.5 milyon liraya Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ ne sattı. Bir anlamda mülkiyetini devlete devretti, kendisi de topraksız kaldı. Bugün için 1 santimetrekare tapulu araziye sahip değil!...

    Örtülü ödenek
    Şükrü Saracoğlu, o yıllarda, Anadolu Ajansı Müdürü Müvaffak Menemencioğlu’na bir gazete çıkarması için 5000 lira verdi. Ama "Bundan sonra, madem ki böyle bir yardımı yaptım öyleyse Fenerbahçe’ye de örtülü ödenekten 5000 lira yardım edeyim" dedi. Benim kuşağın futbolcuları, Saracoğlu ile sık sık görüşme olanağı bulamazdı. Çünkü Saracoğlu, genelde Ankara’da olurdu. Ama bütün buna karşın, futbolcuların önemli sorunları ona bildirilir ve çözümlenirdi. İşte bunlardan biri: İskeçe İbrahim, soyadından da anlaşılacağı gibi İskeçeli. Yunan uyruklu. İskeçe’de yapılan sınavı kazanarak Haydarpaşa Lisesi’ne geldi. Ancak Lozan Antlaşması’na göre Yunan uyruğunda olduğu için okulu bitirdikten sonra, geri dönme yükümlülüğü vardı. İskeçe, Haydarpaşa Lisesi’nde okurken Fenerbahçe, onu özel Beyoğluspor maçında oynattı. İskeçe o maçta 3 gol attı. Maçı bir rastlantıyla o gün Saracoğlu ile birlikte Zeki Rıza da izledi. Saracoğlu, İbrahim’i beğendi, alınmasını istedi.
    Saracoğlu’nun çevresindekiler, İskeçe’nin Yunan uyruğunda olduğunu ve bu durumda Fenerbahçe takımında oynanmasının olanaksız olduğunu açıkladılar. Ama yine Saracoğlu’nun yanında bulunan bir başka Fenerbahçeli, "Galatasaraylılar bu çocuğu kaçırıp işlerini de halledecek" deyince, Saracoğlu, "Ya öyle mi" diyerek ’Bu çocuğun pasaportu ve ikamet tezkeresini bana Ankara’ya gönderin" dedi. Daha sonra da bu belgeler, Ankara’ya gönderildi. Ve icra Vekilleri Heyeti de İskeçe’nin Türk uyruğuna geçmesine yarım saat içinde karar verdi. Böylelikle de Saracoğlu, Fenerbahçe’ye hem bir futbolcu kazandırdı hem de bir doktor ve federasyon başkanı ...
    İlk Başbakanlık Kupası Yıl 1944 Fenerbahçe, Türkiye Futbol Şampiyonluğu finalleri için Ankara’da. 0 sırada Milli Küme şampiyonu Beşiktaş da Ankara’da... Biz 27 Mayıs’ta, Harp Okulu ile çetin bir mücadeleden sonra onları 2-1 yenmiştik.
    İkinci maçımızda da 28 Mayısta İzmir şampiyonu Göztepe’yi 5-1 yendik. Arkasından gruplar arası şampiyonu Mersin İdmanyurdu’nu 4-2 yeniyoruz. Yani çok yoğun bir program içindeydik. Ama bütün maçlarda Fenerbahçe, çok üstün bir performans göstermişti. Saracoğlu, Fenerbahçe’nin bu güzel oyunundan son derece mutluydu. Bu mutluluktan sonra Saracoğlu Ankara’da hazır bulunan Beşiktaş ile Fenerbahçe’yi karşılaştırmayı düşünerek ortaya bir de Başbakanlık Kupası koydu. Saracoğlu’nun bu düşüncesi, iki kulüp yöneticileri Muvaffak Menemencioğlu, Kemal Oman (FB) ve Sadrı Usoglu’na (BJK) bildirildi. Beşiktaş’a bunun Saracoğlu’ nun bir isteği olduğu, bundan böyle devamlı oynanacağını söylendi. Onlarda bu öneriyi kabul etti. Ama bu maçta Beşiktaş, Fenerbahçe-yi 4-1 yendi. Bu yenilgiye neden olanlardan bir tanesi de benim. Nedeni de şu: Yoğun maçlardan sonra çok yorulmuştuk. Bu yorgunluğu gidermek için hayatımda ilk kez masaj yaptırdım. Masajı da Galatasaraylı masör Danyal yaptı. Bilinçli mi yoksa bilinçsiz mi bilmiyorum. Bu masajdan sonra ben daha da yorgun ve bitkin hale geldim. Sahada adeta yürüyecek halim bile yoktu. Gollük pozisyonları değerlendirecek gücüm kalmamıştı. Bu yüzden oyunun başlangıcında 2 gol kaçırdım. Yalnız ben miyim? Diğer arkadaşlarım da formlarından uzaktı. Kabahat bizde değildi. Kabahat, yorgun ve bitkin bir Fenerbahçe’nin böyle önemli bir maçta başarılı olamayacağını söylemeyen yöneticilerdeydi..
    Bu maçtan sonra değerli Başbakan Şükrü Saracoğlu’na kendisinin arzuladığı Başbakanlık Kupası sonucu bir galibiyet veremediğimiz için tüm takım olarak kahrolduk.
    Saracoğlu’nun ne kadar Fenerbahçeli olduğunu gösteren örnekler var. Örneğin; Ankara’da yapılan bir Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında futbolcuların eline kapıdan giriş kartı verildi. Ama statta, giriş kapısının önüne geldiğimizde, maçı yapacak Fenerbahçeli oyuncuların bazılarını görevliler stada almak istemedi. 0 sırada tartışmalar başladı. Bu durum devam ederken bir de baktık ki Saracoğlu, otomobili içinde bizleri seyrediyor. Ne oluyor, diye görevlilere sordu. Olay kendisine anlatılınca, hepimizin parasını ödeyerek stada soktu.

    Bir başka anı daha
    Yıl 1949. Eşim ilk çocuğumuzu dünyaya getirmek için Zeynep Kamil Hastanesi’ne o gün yatırıldı. Aynı gün Ankara Karması ile oynamak için Ankara’ya gidecektik. Ben, akşam yataklı trene gelip yöneticilere bu nedenle gelemeyeceğimi anlatmak isledim. Ama ne yazar!.. Arkadaşlarım beni karga tulumba yataklı vagona bindirdiler. Ertesi gün Ankara karması ile oynadığımız maçın ilk dakikalarında, bir gol attım... Ama tam bu sırada, stat hoparlörleri, benim kızımın dünyaya geldiğini anons etti. Sevinçten mi heyecandan mı nedir bilmiyorum, ayaklarım titremeye başladı. Tabii maç devam ediyor. Beş altı dakika sonra bir başka sürpriz beni bekliyordu. İkinci golü de attım. Saha kenarındaki bir arkadaş benim ikinci bir kızımın daha olduğunu söyledi. Ben, nerede ise oyunu terk etmeye çalışıyorum. Fakat saha kenarındaki insanlar, bunun bir şaka olduğunu bildirdi. Maç 5-2 sonuçlandı. Aksam, Kerpiç’te ziyafet verildi. Ziyarette Başbakan Saracoğlu ve onun yanında Muvaffak Menemencioğlu yer aldı. Saracoğlu beni yanındaki iskemleye davet etti ben de Saracoğlu gibi bir devlet büyüğünün yanında hiç yemek yememiş olduğumdan bir hayli heyecanlandım, dahası heyecandan terledim. Saracoğlu beni rahatlatmak için espriler yaptı: "Neydi senin o sahadaki halin?.. Kızın oldu diye mi böyle güzel çalımlar yapıyordun? Bekle, daha ne çalımlar yapacaksın." Arkadan da "Ama erkek olmalıydı" dedi. Ve ekleyerek "Şaka söyledim, şaka... Kız çocuğu, eser-i muhabbet" dedi. İsmini de "Zafer koyun..."

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Spor sevgisi ile dolu bu onurlu insan, Fenerbahçe’ye aralıksız 17 yıl başkanlık etti.
    Halk Çocuğu olarak dünyaya gelen Saracoğlu, hayatı boyunca halktan kopmamış, ömrü boyunca bu tutumunu sürdürmüştür. Onu, ne bulunduğu bakanlıklar, ne de başbakanlık gibi yüce makamlar, halk arasından çekip almıştır.


    Saracoğlu, her spora karsı sonsuz bir ilgi duyardı. Spor kulüplerinin ve sporcuların daima koruyucusu olur, memleket sporunun kalkınmasına büyük çaba gösterirdi. Ancak, Saracoğlu’nun kalbinde, Fenerbahçe’nin ayrı bir yeri, ayrı bir sevgisi vardı. İstanbul’da olduğu zamanlar, Fenerbahçe’nin maçlarını kaçırmaz, hele pazar günleri, küçüğünden büyüğüne tüm takımları seyre gelir, büyüklü küçüklü tüm futbolcuları tanırdı.

    Saracoğlu, Fenerbahçe’nin o doyulmaz oyunlarını seyrederken mest olurdu. 0 zamanki Fenerbahçe... 0 seçkin oyuncu topluluğunun sahada nakış işlediği, o Orta Avrupa futbolunun Türkiye’deki temsilcisi Fenerbahçe...

    Ankara’da, kısıtlı zamanlarına karsın, Fenerbahçe’nin her maçında hazır ve nazırdı Saracoğlu. Maçın bitiminde oyuncuları kutlar, onlarla fotoğraf çektirmekten sonsuz: haz duyardı.

    Bir sabah genç takım final maçına gelmişti. Fenerbahçe genç takımı demek, yarının A takımı demekti. Fenerbahçe’de dönen çark böyleydi. Kulüp olarak genç takımlara çok önem verildiği kadar, Saracoğlu da bu takımlara bel bağlar, oyuncuları dikkatle izlerdi. 0 gün Fenerbahçe’ nın genç takımı, 3 - 0 lik bir sonuçla şampiyon olmuştu. Maçın bitiminde Galip Kulaksizoğlu (kurucu üye) soyunma odasına gelerek, maçın 3 golünü atan kaptan, Süleyman’a "giyin seni Saracoğlu Şükrü Bey görmek istiyor" dedi. Genç futbolcu heyecanlıydı. Acele giyindi ve Galip Bey’le birlikte balkonda oturan Saracoğlu’nun yanına gitti. 0 büyük insan, o Fenerbahçe aşkı ile dolu insan, yanında oturan Muvaffak Melemencioğlu, Hayri Celal Atamer ve Zeki Rıza Sporel’e dönerek "Pek de ufak tefekmiş Halbuki sahada daha iri görünüyor" dedi. Sonra kaptana "Aferin, iyi oynadın, güzel goller attın. Bundan sonra çok çalış, Fenerbahçe’ye layık bir futbolcu ol" dedi. Fenerbahçe’ye layık olmak!.. 0 zamanlar hep bu amacın peşinde koşardı gençler.

    Fenerbahçe böyle bir başkana sahip olmanın gururunu yıllar boyu hissederken, daima rahmetle anacağımız o eşsiz insan da hayatı boyunca Fenerbahçeliliği ile gurur duymuştu. Mekanı cennet olsun.
    Fenerbahçe Stadyumu’nun adı, 22 Temmuz 1998 yılında alınan Yönetim Kurulu kararı ile Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu olarak değiştirildi.


    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  7. #7
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    Thumbs up Tesisler...




    FENERBAHÇE ŞÜKRÜ SARACOĞLU STADYUMU
    50.530 oturma kapasiteli stadyum, son inşa edilen Fenerium Tribünü ile 2006 yılının Nisan ayında tamamlanarak hizmete girdi. Teknolojinin tüm yeniliklerinin kullanıldığı stadyum, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’daki bir çok stadyumdan modern donanıma sahip olarak dünya stadyumlarının yanında yerini aldı.
    Telefon : 0216- 449 56 67




    FARUK ILGAZ TESİSLERİ
    Fenerbahçe Spor Kulübünün sosyal tesisleri olarak 15.05.1969’da açıldı. Daha sonra, Aziz Yıldırım’ın başkanlığı döneminde yeniden inşa edildi ve 21 Ocak 2004 yılında yeni ve çağdaş haliyle hizmete girdi.
    Telefon : 0216- 550 1907




    SAMANDIRA TESİSLERİ
    1997 yılında başlayan inşaat, Aziz Yıldırım’ın başkanlık dönemi içerisinde, 2000 yılında tamamlanarak, modern görünümü ve çağdaş altyapısı ile hizmete girdi.
    Telefon : 0216- 311 62 25


    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    MERKEZ YÖNETİM BİNASI
    Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yönetildiği Fenerbahçe Adası’ndaki Kulüp Merkez Binası, 24.04.1996’da açıldı. 05.06.2006 tarihine kadar kulübümüz buradan yönetildi. 05.06.2006 tarihinde tüm idari birimler Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumundaki yeni merkezine taşındı.
    Telefon : 0216 542 1907




    DEREAĞZI METİN AŞIK KAMP TESİSLERİ
    1989 tarihinde hizmete girdi. 2003 yılında mevcut saha suni çim ile kaplandı ve tartan pist hizmete girdi.
    Telefon : 0216 418 33 07




    ALTYAPI TESİSLERİ
    1999 yılında hizmete girdi. Özellikle Futbol Altyapısı ile ilgili kamp merkezi yemekhaneleri ve idari birimleri ile modern görüntüye kavuştu.
    Telefon : 0216- 418 33 07




    KAPALI SPOR SALONU
    (Basketbol ve Voleybol)
    Münir Nurettin Selçuk Caddesi Kızıltoprak adresinde 24.02.2001’de yeniden düzenleme yapılarak hizmete açıldı. İlk açılış yılı 1982.
    Telefon : 0216- 347 84 38




    FİKİRTEPE TESİSLERİ
    Yumurtacı Abdi Bey Caddesi, Kadıköy adresinde faaliyet gösteren Fikirtepe Tesislerimiz Altyapı ve Futbol okullarına ağırlıklı olarak hizmet veriyor 01.07.1998’de açıldı.
    Telefon : 0216- 0216 565 54 21 - 26




    KAYIŞDAĞI TESİSLERİ VE FENERBAHÇE KOLEJİ
    Fenerbahçe Eğitim Kurumları. Uslu Caddesi Yunus Sokak No.1 Kayışdağı adresinde 30.01.1995’te açıldı. Ana, İlköğretim okulu ve Lise eğitiminde kısa sürede kendisine iyi bir yer edinen kolejimizde ayrıca altyapı ve futbol okullarımız için çim saha bulunuyor.
    Telefon : 0216 - 466 62 00




    VEFA KÜÇÜK KAPALI YÜZME HAVUZU
    Fenerbahçe Adasında 16.07.1999’da açıldı. Yüzme Şubesi tarafından kullanılan Kapalı Spor Salonumuzda sabah 06.00’dan itibaren çalışmalar başlıyor. Havuzun alt bölümünde büyük bir galeri bulunuyor.
    Telefon : 0216 345 05 35


    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    TAM OLİMPİK AÇIK YÜZME HAVUZU
    Fenerbahçe Adasında 2004 yılında hizmete giren tam olimpik açık yüzme havuzumuz, son teknoloji ile üretilen yeni bir panel sistemi ile su içinde iki bölüme ayrılabiliyor.. Yüzme Şubesi ve yaz aylarında üyelerimiz tarafından kullanılması da düşünülen havuzun alt bölümünde şubemiz için bir kamp merkezi bulunuyor.
    Telefon : 0216 345 05 35




    FENERBAHÇE TODORİ TESİSLERİ
    Fener Kalamış Cad. No: 46 Kalamış /Kadıköy adresinde faaliyet gösteren Todori tesislerimiz 2005 yılında hizmete girdi.
    Kalamış Todori Tesisleri öğlen saat 12’de servise başlayıp gece yarısına kadar hizmet vermektedir.
    Rezervasyon için Telefon : 0216 450 20 44 - 45
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  8. #8
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    Thumbs up Stadyum...

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    [Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  9. #9
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    Thumbs up Tüzük...

    Okumak için Eklentiye Tıklayıp İndirin...
    Eklenmiş Dosyalar
      Konuya mesaj yazmadan eklentiyi göremezsiniz.
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






  10. #10
    ForumTA Gururu viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy Seviye 34 viceroy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2005
    Bulunduğu yer
    KIRMIZI ŞİMŞ€KL€R
    Yaş
    33
    Mesajlar
    9,618
    Rep Puanı
    8078

    Thumbs up General Harrington Kupası


    Fenerbahçe’yi bir türlü yenemeyen işgal orduları başkomutanı General Harrington, 2 Ekim 1923’te İstanbul’u ebedi olarak terk etmeden birkaç dakika önce Dolmabahçe rıhtımında yapılan tahliye töreninde T.B.M.M Hükümeti İstanbul Komutanı Selahattin Adil Paşa ile birlikte...



    General Harrington Kupası
    Fenerbahçe’nin işgal kuvvetlerine karşı en büyük zaferlerinden biri de “General Harington Kupası” maçıdır. Maç 29 Haziran 1923 günü, Taksim Stadı’nda çok büyük bir seyirci topluluğu önünde oynanmıştı.

    Düşünsenize; bir sabah uyandığınızda hiç tanımadığınız, belki üniformasını daha önce hiç görmediğiniz, başka başka diller konuşan bir sürü silahlı adam köşe başlarını tutmuş, ordunuzun silahlarına el koymuş, kirli çizmeleriyle o kutsal topraklarınızı çiğniyor...

    O sabah güneş daha bir donuk asılmış gökyüzüne. İşte İstanbul böyle uyandı bir kasım sabahı. Limni adasının Mondros limanında “Agamemnon” İngiliz zırhlısında Amiral Galthorp ile 30 Ekim 1918 Çarşamba günü imzalanan ünlü “Mondros Mütarekesini” takiben, düşman donanması; sisli ve yağmurlu bir 13 Kasım günü İstanbul’a giriyor ve tarihimizin o acı mütareke dönemi başlıyordu... Bu perişan dönemi, 16 ay sonra emniyet tedbiri bahanesiyle, daha da acı bir olay, İstanbul’un bizzat işgali etti. 18 Mart 1920 Pazartesi sabahı Şehzadebaşı’nda masum Türk erlerini uyurken süngü ile şehit edenler, bu işgalin gerçek amacını, daha ilk sabahında, bütün dünyaya ilan ediyordu...

    Yaşanan bu korkunç kargaşanın başlangıcından itibaren Türk gençleri işgal kuvvetleri ile spor, özellikle de futbol sahalarında büyük bir rekabete girişmişti. İşte Fenerbahçe’de, bu her sınıftan düşman birlikleri içinde pek çok tanınmış futbolcusu bulunan, İngiltere ve Fransa liglerinin hemen hemen en ünlü takımlarında forma giymiş futbolculardan oluşan birbirinden güçlü takımlarla maçlar yapmış ve oynadığı 50 maçın 41’ini kazanıp, 4’ünde berabere kalarak işgal altında bezmiş, ezilmiş Türk halkının yüreğinde bir nebze olsun teselli ve umut tohumları yeşertmişti.

    Fenerbahçe’nin işgal kuvvetlerine karşı en büyük zaferlerinden biri de “General Harington Kupası” maçıdır. İşgal Orduları Başkomutanlığı, Fenerbahçe kulübüne karşı özel bir kin duymaktaydı. Çünkü Fenerbahçe takımı yalnız işgal kuvvetlerine mensup takımları peş peşe yenerek halkın milli duygularını şahlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda düşman açısından “hayli zararlı” faaliyetlerde de bulunuyordu.

    İstanbul işgal altındayken Fenerbahçeliler, Kurbağalıdere kenarında kulüp binasının önündeki iskeleye yanaşan motorlarla Anadolu’ya silah kaçırmaktaydılar. Fenerbahçe kulübünün kayıkhanesi bir silah ve cephane deposu haline getirilmişti. Geceleri gizlice bu kayıkhanenin önündeki ahşap iskeleye yanaşan motorlar buradan yüklenip, gizlice Moda koyuna açılıyor, oradan İzmit’e geçerek Anadolu’ya silah ve cephane götürüyorlardı. Fenerbahçe kulübünün bu “zararlı(!) faaliyeti” İşgal Orduları Başkomutanlığı tarafından haber alınmış, ancak bunun farkına varan Fenerbahçeliler kayıkhaneyi derhal boşaltarak cephaneyi çevredeki üye ve sporcu evlerine taşımışlardı. Kulübü basan işgal kuvvetleri birlikleri ortada delil bulamamışlardı. Ancak yine de Başkomutanlık tarafından Fenerbahçe kulübüne süngülü bir müfreze bırakılmış ve Fenerbahçe kulüp binası haftalarca işgal altında tutulmuştu.



    General Harrington Kupası maçında Fenerbahçe’yi zafere ulaştıran o inanılmaz golde Zeki Rıza’nın şutu İngiliz ağlarını havalandırmak üzere. (29 Haziran 1923)
    Tüm çabalara rağmen bir şey elde edememiş olmak, işgal ordularının İngiliz Başkomutanı General Harrington’u oldukça öfkelendirmekteydi. Fenerbahçe’ye; hiç olmazsa futbol sahasında acı bir darbe indirebilmek için elinden geleni yapmaktan geri kalmamıştı. Başkomutan Harrington amacına ulaşabilmek için ortaya altın madalyalar konulmuş bir turnuva düzenlenmiş ve turnuva sonunda üç takım ön plana çıkmıştı: Irish Guards, Grenadiers Guards ve Goldstream Guards...

    Bu üç takımın en seçkin elemanları sıkı bir çalışmaya tabi tutulmuştu. Bu arada Cebelitarık ve Mısır’daki İngiliz askeri kuvvetlerinden, hepsi de profesyonel birer futbolcu olan dört önemli oyuncu getirtmiş ve adeta bir “İngiltere Milli Takımı” oluşturmuştu. Hedef o kadar büyüktü ki, ortaya konan bir metreye yakın, gümüş işlemeli kupa Başkomutan “General Harrington” adını taşıyordu. “Goldstream Guards” adı altında oluşan bu takım özel şekilde kampa alınarak sıkı bir çalışmaya tabi tutulmuştu. Ve bundan sonra General Harrington tarafından İstanbul gazetelerine şöyle bir ilan verilmişti:
    “Gardler Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler.”
    Fenerbahçeliler bu meydan okumanın direkt olarak kendilerini hedef aldığını hemen anlamışlardı. Ve yine gazeteler aracılığı ile hemen gereken cevabı vermişlerdi:
    “Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul eder.”
    İstanbul’da büyük bir heyecan uyandıran bu maç 29 Haziran 1923 günü, Taksim Stadı’nda çok büyük bir seyirci topluluğu önünde oynanmıştı. Bu maçı izlemek üzere “Iron Duck Zırhlısı” ile özel olarak gelen Malta Valisi Lord Plummer’de İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington’la birlikte şeref köşesindeki yerini almıştı. Şeref köşesinin önündeki masanın üzerinde de maçın galibine verilecek olan “General Harrington Kupası” duruyordu.

    Fenerbahçe bu tarihi maça, hiç gol yemeden İstanbul şampiyonluğunu kazanan şu ünlü kadrosuyla çıktı:
    Şekip Kulaksızoğlu- Hasan Kamil Sporel, Cafer Çağatay- Kadri, İsmet, Fahir- Sabih, Alaeddin Baydar, Zeki Rıza Sporel, Ömer Tanyeri, Bedri Gürsoy.

    General Harrington Kupası maçında Fenerbahçe’yi zafere ulaştıran o inanılmaz golde Zeki Rıza’nın şutu İngiliz ağlarını havalandırmak üzere. (29 Haziran 1923) Büyük bir çekişme içinde başlayan ve hep aynı çekişmeyle geçen maçın ilk yarısını 1-0 yenik kapatan Fenerbahçe, ikinci yarıda coşmuş ve klasik futbolunu ortaya koymaya başlamıştı. 60. dakikada Zeki Rıza’nın golüyle beraberliği yakalayan Sarı-Lacivertli takım bundan sonra daha da açılmıştı. 74. dakikada yine Zeki Rıza (Sporel) çok sert bir şutla Fenerbahçe’yi galip duruma yükseltmiş ve bundan sonra oyunda Sarı-Lacivertli takımın baskısı daha da artmıştı ve Fenerbahçe, güçlü rakibini eze eze yenmişti bu tarihi maçta. Maçtan sonra işgal orduları Başkomutanı General Harrington, adını taşıyan bu büyük gümüş kupayı Fenerbahçe takımı kaptanı Hasan Kamil Sporel’e verirken Taksim Stadı’nda fesler havada uçuşuyor ve yer yerinden oynuyordu adeta.

    Fenerbahçeli futbolcular, ellerinde General Harrington Kupası olduğu halde seyircilerin omuzları üzerinde stattan çıkarılmışlar ve Beyoğlu caddelerinde, büyük sevgi gösterileri arasında dolaştırılmışlardı.

    Bu galibiyet, milli bir zafer etkisi uyandırmıştı. Nitekim maç gecesi Lozan Konferansı’nda bulunan Türk Heyetine de bu galibiyet haberi ulaştığında heyet başkanı İsmet Paşa tarafından Fenerbahçe kulübüne; “Heyetimiz namına hepinizi meserretle tebrik eder, gözlerinizden öperim.” diye bir kutlama telgrafı gönderilmişti.(Cem ERTUĞRUL -NTV-MSNBC)

    Kaynak.fenerbahce.org
    BURAYA KADAR
    THE END..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    FENERBAHÇE
    ULANNN
    ANLADIN SEN ONU...






+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
kıbrıs
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.1