Sitemize reklam vermek için yorumkat@yandex.com adresine mail atabilirsiniz
5 sonuçtan 1 ile 5 arası
  1. #1
    Profesyonel Yorumcu maytepe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.06.2005
    Yer
    Bursa Néws Agén©y
    Yaş
    39
    Mesajlar
    15.388
    Rep Gücü
    9181

    Standart Türkiye’de futbolun gelişimi


    Türkiye’de futbolun gelişimi - 1: “Meşin Yuvarlakla ilk tanışma”

    Futbolun ya da benzeri bir oyun tarih boyunca değişik yerlerde ortaya çıkmış, büyük mücadelelere sahne olmuş ve canlar yakmış hatta canlar almıştır.


    Futbolun ya da benzeri bir oyun tarih boyunca değişik yerlerde ortaya çıkmış, büyük mücadelelere sahne olmuş ve canlar yakmış hatta canlar almıştır. Günümüzde milyarları peşinden sürükleyen bu oyunun İngiltere’de ortaya çıkışı ise büyük bir tartışma konusudur. Fransızlar, futbolun atası sayılan La Soule’ü akıncı Normanlar ile İngiltere’ye götürdüklerini iddia etmişlerdir. İngilizler ise, Normanlar’dan önce kendilerinin bu oyunu oynadığını ileri sürmektedir.



    Tercüman Spor Ansiklopedisinden alınan temsili resim, 1600'lı yıllarda İngiltere'de oynanan bir futbol maçını gösteriyor...


    İtalyanlara göre futbolu İngiltere’ye Jül Sezar’ın lejyonerleri götürmüş, Londonium’a (Londra) yerleşerek yerli halka bu oyunu öğretmişlerdir. Değerli spor tarihçisi merhum Rüştü Dağlaroğlu ise 1957’de çıkardığı F.Bahçe Tarihi’nde; bu oyunun ilk Türkler tarafından oynandığını iddia etmiş ve: “Futbol denilen sporun düzenli bir şekilde kurallarıyla ilk kez İngiltere’de oynandığı, günümüzde en çok kabul gören görüştür. Ancak bugünkü şekliyle olmasa da çok eski zamanlarda, günümüzden yaklaşık 8 bin yıl önce Türklerin Orta Asya’da bir çok spor türü arasında ayakla oynadıkları ve adına “Tebük” yani tekmelemek anlamına gelen ad taktıkları bir sporu yaptıkları, eski Türk destanlarında yazılıdır.

    “Divan-Ül Lugat El-Türk” Türklerin futbol oynadıklarını yazar ve nasıl oynandığına dair bilgi verir. Türkler futbola “Tebük” derlerdi. Timurlenk devrinde kuzu derisinden yapılmış ve hava ile doldurulmuş topların el değmemek ve belirli bir sahanın dışına çıkarılmamak şartı ile ayakla oynandığı “Tarih-i Tümur” da yazılıdır.

    Dikkate değer bir nokta, İslamiyetten önce eski Türklerde sporun bir zevk ve ihtiyaç konusu değil, fakat doğrudan doğruya dini bir görev kabul edilmesidir. İşte bu inanç, spora atalarımız tarafından büyük değer ve kutsallık yüklenmesini sağlamıştır. Buna ait örneklere özellikle Çin tarihlerinde sıkça rastlanır.

    “La Tartarie” adlı esere göre, Orta Asya’da Tsang’da kız ve erkeklerden kurulu karma takımların futbol maçlarını seyreden Hiutan adlı bir Çinli demiştir ki:
    “Büyük mabetlerin avlularında sık sık ayak topu maçları yapılır. Topa el ile dokunulmaz. Ya ayak, başla vurulur ve rakip kaleden içeri sokmaya çalışılır. Türk kadınlarının erkekler gibi savaşçı olmalarının sebebini bu futbol maçlarında verdikleri mücadele ruhu ve azmi ile açıklamak mümkündür.”

    Diğer bir Çinli Song-Wen, yine Orta Asya’da Kivişka’da yapılan Türk spor bayramlarını görmüş ve şöyle aktarmıştır:
    “Mabetlere bağlı spor kulüpleri sık sık büyük bayramlar organize ederler. Aralıksız 3 gün ve 3 gece devam eden bu bayramlarda pehlivanlar güreşir, insanlar koşar, atlar koşturulur, top oynanır, oklar atılır. Bir atlas kumaş üzerine konan küçük hedefe oku nişanlayan, o ülkenin bir günlük kralı ilan olunur ve o gün için bir kralın bütün haklarını kazanır.”

    Yine Çin tarihleri yazar ki; Türk Hakanları, savaşa girmeden önce, sonucu yaptırdıkları futbol maçları ile öğrenmeye çalışırlardı. Maçın hakemi takımlardan birini niyet ederdi. Eğer niyet edilen takım galip gelirse savaş kazanılacak, kaybederlerse mağlup olunacak demekti. Maç kazanılınca, savaşa başlamadan önce, mabette her spor gibi futbolu temsil eden ilahenin huzurunda büyük merasimle bir beyaz at kurban edilirdi. Ölen Türk Hakanlarının mezarları önünde top oynanması futbolun taşıdığı kutsallığın derecesine bir ölçüdür.

    Fakat tüm bunlara rağmen, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türklerin “Tebük” oyununu beraberinde getirmedikleri de bir gerçektir. Ne yazık ki 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Türklerin futbolla hiçbir ilgileri yoktu.” demiştir.

    Kaynağı neresi olursa olsun, İngiltere’de 12. yüzyıldan itibaren futbol oynanmaya başlanmıştır. Halk da, soylular da bu oyunu çok sevmiştir. Ancak giderek köyler, kasabalar arasında büyük bir rekabet, önemli bir çatışmaya dönüşen futbol bu yüzden 13 Nisan 1314 tarihinde Kral II. Edward’ın fermanıyla bütün ülkede yasaklanmıştır. II. Edward bu fermanında halka şöyle seslenmiştir:
    “Büyük bir topla şehir içinde gürültüler yapıldığı, Tanrı korusun bir çok kaza, facia ve hasara sebebiyet verileceği anlaşıldı. Tanrı ve Kral adına şehir ve kasaba içinde top oynayanlar en şiddetli cezalara çarptırılacaklardır.”

    Bu fermanla birlikte futbol adeta lanetlenmiş, futbol oynayanlara da kötü gözle bakılmaya başlanmıştır. Ünlü tiyatro yazarı Shakespeare’in “Kral Lear” adlı eserinde aynı görüş şöyle dile getirilmektedir:
    “You base, football player! (Seni aşağılık futbol oyuncusu!)”

    Ancak bu yasaklamalar ve aşağılamalar, İngilizlerin futbola olan sevgisini ortadan kaldıramamıştır. Zamanla İngiltere’de futbol yaygınlaşmaya ve gelişmeye devam etmiştir. Öyle ki; 17. yüzyılda İngiltere’de krallar futbolu teşvik etmeye başlamışlardır.

    1848’de mevcut futbol kuralları “Cambridge Kuralları” adı altında birleştirilmiş ve bu bütünlük tüm ülkede bir futbol standardının oluşmasına yardım etmiştir. Böylece ilk okullar arası futbol maçları düzenlenmeye başlanmıştır. 1857’de ilk futbol kulübü “Sheffield Club” kurulmuştur.

    TÜRKİYE’DE FUTBOL
    Modern futbolun Türk toplumuna girmesi 19. yüzyılın sonlarına rastlar. Futbol oyunu o dönemde; halkın bir araya gelmesini engellemek amacıyla dini yasaklar kisvesi altında ne yazık ki Müslüman Türkler arasında gelişmemiştir. Futbol, Osmanlı toprakları üzerinde ilk kez gayrimüslimler ve ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklular tarafından oynanmıştır.

    Sosyal ve idari bakımdan başşehir İstanbul’a uzak ve rahat olan iki şehir, Selanik ile İzmir futbol oyununun Türkiye’de ilk taraftarlarını bulduğu yerlerdir. 1875 yılında Selanik’te, 1877’de de İzmir’de bu oyun hafta tatillerinin ve yaz akşamlarının en büyük eğlencesi olmuştur.

    İzmir’in Bornova semtinde, buraya yerleşmiş bulunan ve pek çoğu tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan İngiliz aileleri arasında Bornova çayırlarında futbol oynanmaya başlamıştır. Bu ünlü aileler arasında Lafontaine’ler, Giraud’lar, Whittall’ler ve Charnuad’lar ön planda yer almaktaydılar. Türkiye’de ilk futbol maçları böylece, bu sporun İngiltere adasında doğmasından yaklaşık 40 yıl sonra Ege’de oynanmaya başlamıştır.

    Bu İngiliz aileler, Bornova çayırlarında ilk futbol maçlarını oynamaya başladıkları günlerde, “Football and Rugby Club” adını taşıyan ilk futbol kulübünü de kurmuşlardır.

    Türkiye’de oynanan bu ilk futbol maçları, İngilizlerin bir aile eğlencesi gibi görünmesine rağmen, bu İngilizlerin arasında çok iyi futbolcuların bulunduğu da bir gerçektir. Lafontaine, Giraud, Whittall ve Charnaud ailelerinin oldukça kalabalık olan fertleri kendi aralarında iki takım oluşturmuşlar ve ilk futbol maçları işte bu iki takım arasında gerçekleşmiştir. İngilizler 1894’te İzmir’de “Football Club Smyrn”i kurmuşlar ve zamanla İngilizlere bazı Rum gençleri de katılmıştır.

    Selanik’te ise İngiliz, Rum ve İtalyan gençleri arasında büyük bir futbol rekabeti başlamıştır. 1891’de “Cycling Club” kurulmuş, atletizm, bisiklet ve futbol alanında önemli faaliyet göstermişlerdir. Bu kulübün ilk sporcuları arasında bir Türk, Kemal (İren) Bey’de bulunmaktadır. 1896’da “Sporting Club’un kurulmasıyla futbolda rekabet ortamı başlamıştır. Kırmızı-Beyaz ve Mavi-Beyaz formalarıyla Cycling ve Sporting kulüpleri her yıl iddialı futbol maçları düzenlemişler, atletizm, bisiklet ve jimnastik yarışmalarıyla da halka spor sevgisini aşılamışlardır.

    Selanik ve İzmir’de futbol öylesine gelişmiş ve sevilmiştir ki, 1906 yılında Atina’da düzenlenen Ara Olimpiyatları’nda Danimarka karması birinci olurken İzmir Karması ikinciliği, Selanik Karması da üçüncülüğü kazanmışlardır. Ara Olimpiyatlar’ın resmi kayıtlarına göre İzmir ve Selanik karmalarında şu futbolcular oynamıştır:

    İZMİR KARMASI: Edwin Chernaud- Zare Kuyumciyan, Edward Giraud, Jacques Giraud, Henry Jolly, Ferrey de la Fontaine- Donald Wihttall, Alfred Whittall, Godfrey Whittall, Herbert Whittall, Edwin Whittall.
    SELANİK KARMASI: G.Vaporis- N.Pindos, A.Tagos- N.Panzikis, Y.Kuri, G.Sotiryadis- V.Zarkadis, D.Mişiropulos, A.Karambuidis, Y.Abot, Y.Salidakis.

    KAYNAKÇA:
    Tercüman Spor Ansiklopedisi- Cilt: 1; Atabeyoğlu, Cem- 1453-1991
    TÜRK SPOR TARİHİ ANSİKLOPEDİSİ; Dağlaroğlu, Rüştü - F.BAHÇE TARİHİ


  2. #2
    Profesyonel Yorumcu maytepe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.06.2005
    Yer
    Bursa Néws Agén©y
    Yaş
    39
    Mesajlar
    15.388
    Rep Gücü
    9181

    Standart Türkiye’de futbolun gelişimi - 2:


    ‘Kadıköy çayırların da ayak topu ve ilk futbol kulüpleri’
    Kadıköy Türk sporunun beşiği idi. Yurdumuzun Futbol, Atletizm, Tenis, Hokey, Su Sporları gibi branşlarda sivrilmiş ilk sporcuları genellikle İstanbul’un Anadolu yakasının bu şirin kazasında doğmuş ve yetişmişlerdir.

    İstanbul - İlk sporcularımızın yetiştikleri bu semt, şüphesiz ki, ilk spor kulüplerinin de kuruluş yeri olacaktı ve nitekim öyle de oldu. İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan La Fontaine ailesinden James La Fontaine, 1889’da İstanbul’a gelip ilk yerleştiğinde Kadıköy’de İngilizlerden kurulu bir “RUGBY-FOOTBALL” takımının varlığına şahit olmuştu.


    1905 yılı İstanbul Şampiyonu Cadi-Keuy (Kadıköy) Football Club- Ayaktakiler, soldan sağa: Grigoriadis, Moris, Vasiliadis, Darny, McPearce, Yorgo. Oturanlar: Todori, Horace Armitage, James Lafontaine, Boby adıyla takımda yer alan ilk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü, Toto ve Cinon.

    İşte bu zat, İzmir’den İstanbul’a tayin olan bazı vatandaşlarının da katılımlarıyla, 1897’de İstanbul’un Kadıköy semtinde ilk “FOOTBALL-ASSOCİATİON”u kurdu. Mr. James’in de bizzat katıldığı bu takım elemanları Kadıköy çayırlarında akşamları antrenmanlar yapıyor, İngiliz gemicileriyle iddialı karşılaşmalar da düzenliyorlardı.

    Müslüman Türkler için cemiyet kurmak, hatta mevcut yabancı topluluklara katılmak o sıralarda hüküm süren istibdat rejimi tarafından yasaklandığından, Kadıköy çayırlarında meşin top peşinde koşan İngilizlere ancak Rumlar katılabiliyor, Türk gençleri sadece seyirci kalıyorlardı. İşte; 1875’te başlayıp 33 yıl süren bu istibdat rejiminin cemiyet kurmak veya onlara dahil olarak spor yapmak hakkını Türklere yasak etmesi, yurdumuzda ilk modern spor kulüplerinin yabancı ve gayrimüslümler tarafından kurulması sonucunu doğurmuştur.[Ziyaretçiler üye olmadan, üyelerimiz ise konuya mesaj yazmadan linkleri görüntüleyemezler.Hemen ÜYE OL!]

    Gerçi, 1899 yılında Robert Kolej muallimlerinden Reşat Danyal Bey, İngilizlerden görüp öğrendiği futbola heves etmiş, Mehmet Ali ve Fuat Hüsnü ‘Kayacan’ ile birlikte “Black- Stoking-Siyah Çoraplılar” ismiyle ve tamamıyla öz Türklerden oluşan bir kulüp kurmuştu. Reşat Danyal Bey’in kulübüne bir İngiliz ismi vermesi, o zamanlar şiddetle hüküm süren istibdat rejiminden ileri gelmişti. Kulüp reisliğine Reşat Danyal,umumi kaptanlığa Mehmet Ali, takım kaptanlığına da Fuat Hüsnü getirilmişlerdi. Reşat Danyal’ın antrenörlüğü altında 3 ay durmaksızın Papazın Çayırı ‘şimdiki Fenerbahçe Stadı’nda antrenman yapan “Black Stoking” ilk maçını yine o tarihlerde Kadıköylü Rumlardan Talis adında birinin kaptanlığı altında çalışmakta olan Parçko biraderler, Vasilyadis, Koko’dan oluşan bir takımla yapmıştır.

    Üç aylık bir egsersizden sonra futbolu iyice öğrendiklerini zanneden Black Stoking takımı, maç başlar başlamaz kaleci hariç 10 oyuncu birden topun bulunduğu yere koştuğundan kimse yer tutmamış, buna karşılık futbolda yer tutmasını İngilizlerden iyice öğrenmiş olan Kadıköylü Rumların takımı, bizim Siyah Çoraplılar’a 5 gol birden atmışlar ve bizim takımda futbolu İngilizler gibi oynayabilen tek oyuncu, santrafor Fuat Hüsnü son dakikalarda attığı şeref sayısıyla bu ilk Türk futbol takımı yaptığı ilk ve son maçını böylece 5-1 mağlup bitirmişti.

    Bu maçtan sonra Fuat Hüsnü Bey bir ara görevi gereği İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalmış ve o sıralarda eski ve meşhur gazeteci Baba Tahir’in çıkartmakta olduğu “Servet ve Malumat” isimli gazetede şöyle bir haber çıkmıştı:

    “Reşat Efendinin reisliğinde bir kulüp teessüs etmiştir.” Bu bir satırlık haber ortalığı karıştırmaya ve zamanın meşhur hafiyelerini harekete geçirmeye yetti.

    İkinci Abdülhamit’in koyu istibdatının en şiddetle hüküm sürdüğü devirde “Reşat Efendi” isminde birinin kulüp kurması önemli bir şeydi. Unutmamalı ki; zamanın veliahdının ismi de Reşat’tır. Kulüp, yani cemiyet kurulması da önemli bir olaydır. Hele Reşat isminde birisinin ‘isim benzerliği de olsa’ kulüp kurması ortalığı karıştırmaya vesile olmuş, Fuat Hüsnü o sırada İstanbul’da olmadığı için, o hariç bütün kulüp üyeleri Başta Reşat Danyal olmak üzere tutuklanmış ve bir müddet sonra Reşat Danyal’a Tahran sefaretinde bir görev verilerek İstanbul’dan uzaklaştırılmış, diğer futbolcular da ülkenin dört bir tarafına sürülmüştü.

    Sonuçta Black Stocking Kulübü üç buçuk aylık bir faaliyet ve yenilgiyle sonuçlanan bir tek maç yaptıktan sonra bir daha toparlanamamak üzere dağılmak zorunda kalmıştır.

    İşte; kalpleri spor aşkıyla çarpan Türk gençleri tarafından girişilen bu iki cesurane girişimin sonuçsuz bırakılmasına karşılık yabancı ve gayrimüslümlerin tantanalı törenlerle kurdukları ilk kulüpler yaşamışlardır.

    Nitekim, 15 asırlık aradan sonra Olimpiyatlar’ın yeniden doğuş ve Atina’daki açılış gününe rastlayan 6 Nisan 1896’da Tatavlalı ‘Kurtuluş’ Rum vatandaşların girişimleriyle “Tatavla-Heraklis Jimnastik Kulübü” kurulmuşken, ne hazin bir tesellidir ki, Türk gençlerinin bir yıl önce kurdukları ve iki ayda kapayıp sürgün edilmekten kurtuldukları “Kadıköy Futbol Kulübü”de 1902 senesinde İngiliz ve Rumlar tarafından görkemli bir törenle faaliyet sahasına atılıyordu. İşte, James Lafontaine’in girişimiyle kurulan Kadıköy İngiliz ve Rum Kulübü, Tatavla Jimnastik’ten sonra, yurdumuzda kurulmuş ilk kulüptür.

    Kadıköy Futbol Kulübünde, üyeler arasında doğan bir anlaşmazlık üzerine, bazı İngilizler ayrıldılar ve 1903 yılında tamamıyla İngilizlerden oluşan “Moda Futbol Kulübü”nü kurdular. Bu kulübü de, yine bir yıl sonra, çoğunluğu Kadıköylü Rumlardan oluşan “Elpis” adlı üçüncü bir futbol kulübünün kuruluşu takip etti.

    1904 yılı sonbaharında kurulan “Constantinople Football Ligue”ye o sene sadece dört takım katılmıştır: İngiliz elçilik gemisi personel takımı “İmogene”, yalnız İngilizlerden kurulu “Moda Football Club”, Bobby takma adıyla katılan Fuat Hüsnü’nün ‘Kayacan’ de yer aldığı “Cadi-Keuy ‘Kadıköy’ Football Club” ve yalnız Rumlardan kurulu “Elpis”.

    Lig kurulu başkanı James Lafontaine, şampiyonanın ilgi toplaması ve maçlara heyecan ve iddia katmak için İngiltere’ye bir şilt ısmarladı. 40x50 cm. boyutlarında ve gümüşten yapılan bu kıymetli şilt her sezon sonunda şampiyon olan takıma törenle verilecek ve 10. yılın sonunda en çok şampiyonluk kazanan kulübün malı olacaktı.

    Bu ilk yılın tek devreli olarak yapılan maçları sonunda İmogene birinci, Moda ikinci, Kadıköy üçüncü ve Elpis’de dördüncü olmuşlardı. Maçlar Kuşdili çayırında oynanmış ve hakemlik görevini genellikle ligin kurucusu James Lafontaine yapmıştır.

    LİG SONU PUAN SIRALAMASI
    1. İMOGENE
    2. MODA F.C.
    3. KADIKÖY F.C.
    4. ELPİS

    1905-06 sezonu da aynı dört takım arasında oynandı. İki devreli lig usulüyle oynanan bu maçların tümünün Kadıköy’ün “Kuşdili Çayırı”nda oynandığı bilinmektedir.

    Aşağıda bulunabildiği kadarıyla 1905-06 liginin puan cetvelini görüyorsunuz.


    KAYNAKÇA: Atabeyoğlu, Cem- 1453-1991 TÜRK SPOR TARİHİ ANSİKLOBEDİSİ Dağlaroğlu, Rüştü- F.BAHÇE TARİHİ

  3. #3
    Profesyonel Yorumcu maytepe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.06.2005
    Yer
    Bursa Néws Agén©y
    Yaş
    39
    Mesajlar
    15.388
    Rep Gücü
    9181

    Standart Türkiye’de futbolun gelişimi - 3:


    İstanbul Ligi ve ilk Türk takımları
    1908-1909 sezonu hem Türk futbolu, hem de Galatasaray için çok önemli bir yer tutar. Zira beşincisi oynanan İstanbul liginde ilk defa bir Türk takımı ligi zirvede tamamlamayı başardı.

    İstanbul - 1904 yılı sonbaharında kurulan ilk adıyla “Constantinople Football Ligue”, bilinen adıyla İstanbul Futbol Şampiyonluğu (ya da ligi) ilk şampiyonunu çıkarttıktan ve iki sezon azınlık takımları arasında oynandıktan sonra 1906-07 sezonu artık Türk futbolunun yıkılmaz abidesi olacak bir Türk takımını arasına almaya hazırlanıyordu.

    Galatasaray, bu ligin kurucusu ve Futbol Birliğinin başkanı olan James Lafontaine’e lige katılmak için 1906’da müracaat etti. Lig başlamış olduğu halde bu müracaat hemen kabul edildi. Galatasaray’da daha önceki dört takımın yanına 5. takım olarak katıldığı 1906-07 sezonunda, tarihinin ilk lig maçını 12.11.1906’da İngiliz Elçilik Gemisi İmogene’in takımı ile yaptı ve İstanbul Liginin ilk şampiyonu olan bu takımla 1-1 berabere kaldı. Galatasaray tarihindeki bu ilk lig maçında Sarı-Kırmızılı takımın ilk ve tek golünü Nikolof attı. Elpis ile oynayamayan ve maç için İzmir’e giden Galatasaray, Kadıköy’ün şampiyon olduğu 1906-07 ligini dördüncü olarak bitirdi.

    Galatasaraylılar, ilk defa katıldıkları bu maçlarda darmadağın oynuyorlar ve bir sistem dahilinde çalışmıyorlardı. Yalnız Dönemin şartlarında futbolu tam anlamı ve kuralıyla oynayan bir tek Kadıköy’ dü. Ancak Sarı-Kırmızılılarda, İngilizlerle oynaya oynaya ve yavaş yavaş kendilerini çevreye tanıtmaya başlamışlardı.


    Galatasaray bu ilk ligi önce Nikolof’un,daha sonra da Emin Bülent’in kaptanlığı altında şu kadro ile oynadı:
    Ali Müsait- Reşat Şirvani, Emin Bülent, Ali Sami (Yen), Tahsin Nahit, Kamil (Soysal), Celal, Bekir (Bircan), Tolyos, Abidin Daver, Nikolof, Cevdet (Kalpakçı), Milo Bakiş, Asım (Sonumut), Muzaffer (Kazancı).

    Aşağıda Galatasaray’ın ilk defa katıldığı 1906-07 İstanbul Ligi’nin puan cetvelini görüyorsunuz:



    BİR TÜRK TAKIMI İLK KEZ ŞAMPİYON OLUYOR
    1908-1909 sezonu hem Türk futbolu, hem de Galatasaray için çok önemli bir yer tutar. Zira beşincisi oynanan İstanbul liginde ilk defa bir Türk takımı ligi zirvede tamamlamayı başardı. Galatasaray’a katılan Horace Armitage aynı zamanda takımın ilk antrenörü olarak görev yaptı. Galatasaray ligde Kadıköy’ü ilk defa 4-0 yenerken Union Club yöneticilerinin ortaya koyduğu kupayı da kazandı. Bu kupa ayrıca Galatasaray’ın tarihinde kazandığı ilk kupa oldu. Galatasaray İmogen’i de 11-0 mağlup ettikten sonra lig şampiyonu oldu. Galatasaray’ın şampiyonluğu kazanan ve o yıl forma giyen kadrosu şöyleydi:
    Ahmet Robenson, *****, İbrahim, Milo Bakiş, Sabri Mahir, Hasan,Bekir, Horace Armitage, Fuat Hüsnü, İdris, Celal İbrahim, Mehmet Ali, Emin Bülent, Comber.

    Şampiyon takımda yer alanlardan Ahmet Robenson Müslümanlığı kabul eden bir İngiliz babanın oğluydu. Ahmet’de ağabeyi Abdurrahman (sonradan şehit) ile hem futbolda hem de diğer sporlarda ayrıca öğretmen olarak da Türk sporuna yıllarca hizmet ettiler. Sabri Mahir boksör ve futbolcu olarak Avrupa’da ün yaptı. Arkadaşlarının “Orest” diye çağırdıkları Horace Armitage hem takım kaptanlığını hem de antrenörlük görevini üstlendi. Comber’de devrinin müthiş kafa şutları ile tanınmış golcü bir futbolcusuydu. Kulübün kayıtlarına göre bu yılın geliri 485, gideri 488 lira oldu.



    İstanbul şampiyonluğunu kazanan ilk Türk takımı Galatasaray. Ayaktakiler soldan sağa: Hasan, Fuat, Hamit Hüsnü, Emin Bülent, Asım Tevfik, Ahmet Robenson, Ali Sami, Milo, *****. Oturanlar: Bekir, Hasan, Tevfik Fikret, Sabri, Mahir, Celal. En alt sıra: İdris ve Horace Armitage.


    Artık futbol çayırlarında Türk takımları yavaş yavaş boy göstermeye ve güçlerini kanıtlamaya başlamıştı. İstanbul lig şampiyonluğu 1909-10 yılında 6. defa olarak yapılırken bir yıl önceki Galatasaray, Moda, Kadıköy ve Elpis’ten kurulu kümeye 2 yeni takım daha katılmıştır. Bunlar Sarı-Lacivert formalı “Fenerbahçe Futbol Kulübü” ile Mavi-Beyaz formalı, Rum “Strugglers”tir.

    Fenerbahçe, ilk defa katılacağı lig için ciddi şekilde hazırlanmıştı. Bu arada, kuruluşundan itibaren, geçen 2 yılda takım bir çok kriz geçirmiş bulunuyordu. İlk üç kurucu üyeden hariciyeci Suat Bey’in oğlu ve Server Paşa torunu reis Ziya, piyade feriki Galip Paşazade Umumi Katip Ayetullah futbolu bırakmış, Yenişehirli Sami Paşazade Mahmut Hüdai Beyin oğlu ve Sezai Beyin yeğeni Umumi Kaptan Necip’de subay çıkıp donanmaya katılmış ve torpido eğitimi için Amerika’ ya gitmişti.

    Yine ilk kuruculardan 6 numaralı üye kaleci Hintli Asaf ‘da futbolu bırakmış bulunuyordu. Buna karşılık, mevcut 4 numaralı üye Midillili Mustafapaşa oğlu Galip, 5 numaralı üye Basra Valisi Hasan Beyin oğlu Hassan Sami ile Muallim Mazhar, Fethi, Nevzat, Büyük Hasan, Dalaklı Hüseyin, İngiliz Horace Armitage, Çerkez Sabri, ***** Berki, Memiş, Hüseyin İzzi, İsviçreli Gustave Haenny ve daha genç yaşta olup okullarının Türkçe öğretmeni Enver Bey tarafından kulübe kaydettirilen St. Joseph öğrencilerinden Nasuhi ve Talat Paşanın kayınbiraderi Şefkati’den başka, kadroya yeni elemanlar dahil olmuştu. Bunlar kaleci Nuri, haf Kamil, forvet Tevfik ve Hayri’dir.

    Bu kadro, ilk önce Dalaklı Hüseyin, onu takiben de Necip’ten sonra kaptanlık vazifesini üzerine alan, Galip tarafından düzenli bir idmana tabi tutulmuş; Elpis, Kadıköy, Moda, Galatasaray ve Strugglers gibi takımlarla özel maçlar yapmak suretiyle, lig arifesinde iyice hazırlanmıştı. Ancak Hasan ile Hüseyin’in eski kulüpleri Kadıköy’e dönmeleri, Armitage’nin de Galatasaray’a dönerek kaptanlığa tayin edilmesi takımı yeniden sarstı ve Fenerbahçe, Galatasaray’ın bir kez daha şampiyonluğu kazandığı bu ligde 5. oldu.

    BİR BAŞKA TÜRK TAKIMI DAHA ŞAMPİYONLUKLA TANIŞIYOR
    1911-12 yılı lig maçları Kadıköy, Strugglers, Rumblers, Progres ve Fenerbahçe olarak 5 takım arasında ve iki devreli olarak oynandı. Müdafi (defans) *****’ın sert oyunundan dolayı, Futbol Komitesi Reisi J. Lafontaine tarafından boykotla cezalandırılması yüzünden, komite ile anlaşmazlığa düşen Galatasaray Kulübü bu yılın şampiyonasına girmemiştir. Buna karşılık, Moda kulübünün İngilizleri ile Kadıköy kulübü Rumlarının yeni kurdukları “Rumblers” ilk kez lige katılmıştır.

    Bir yıl önce büyük krizler içinde dağılma tehlikeleri geçiren Fenerbahçe Kulübü, 1911 yılı ilkbaharında toparlanmış ve durumunu düzeltmeyi başarmıştır. Sonuçta yeni, genç ve dinamik üye Elkatipzade Mustafa semt semt dolaşmış ve kulübe uygun gençler kazandırmış, ayrıca Türkiye’nin ilk genç takımlarını da Fenerbahçe’nin bünyesinde kurmuştur.

    Kuşdili semt kulübü, bütün kadrosuyla Fenerbahçe’ye katılmıştır. Bu kulüpten Sait Selahattin, Kemal, Topuz Hikmet ve Hasan Kamil (Sporel), Yenibahçe Hastahane Çayırından Emirzade Arif, Robert Kolej öğrencilerinden Nüzhet, semtin gençlerinden Otomobil Nuri, Elpis Kulübünden Miço ve Tevfik’in ısrarıyla gelen Agopyan kardeşler zayıf Fenerbahçe kadrosunu yedekleriyle beraber doldurmuş ve kuvvetli bir takım meydana gelmiştir.

    Bu tarihlerde gazeteler spor hareketlerine henüz yer vermedikleri, sporla uzaktan veya yakından ilgilenen meraklıların sayısı da bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar az olduğu için, Fenerbahçe kulüp ve futbolunda görülen bu gelişmeler pek duyulmamıştı. Dolayısıyla, lig başlarken henüz hiç kimse Fenerbahçe’den ümitli değildi...

    Union Club (şimdiki Fenerbahçe Stadı), sahasında başlayan maçlar ilk haftalar az ilgi görürken, ligin tam manasıyla Türk ve Müslüman tek takımı Fenerbahçe’nin gösterdiği başarı zamanla heyecan ve seyirci sayısını yükseltti. Gerçekten; 29 Ekim 1911’deki ilk maçta Kadıköy’ü 3-1 yenen Fenerbahçe, ikinci maçta, günün kesin fovorisi sayılan Rumblers ile çetin bir mücadeleden sonra 2-2 berabere kalmış ve halkın güvenini kazanmaya başlamıştır. Nitekim üçüncü maçını Progres karşısında 2-0 galibiyetle bitirmiş, birkaç ay önce yenildiği Strugglers’i de bu defa katı bir savunma yapmaya mecbur bırakmıştır.

    Fenerbahçe takımı ikinci devreye Kadıköy’ü bu kez 4-0 yenerek başlarken kimliğini artık iyiden iyiye değiştirmiş bulunuyordu. Takımda beraberlik tam olarak kurulmuş, futbolcuların morali de yükselmiştir. Her maçta sayısı artan taraftarlarından da güçlü bir destek görür olmuştu. Şampiyona üzerinde etkisi büyük olan ikinci Rumblers maçı 25 Şubat 1912’de 1-1 beraberlikle sonuçlanırken Fenerbahçe için şampiyonluk yolu da açılmış demekti. Çünkü Fenerbahçe’nin 3 beraberlikle kaybettiği 3 puana karşı Rumblers’in puan kaybı, 4 beraberlikle 4 idi.

    Fenerbahçe bu maçtan sonra, önündeki iki engelden birincisini 17 Mart 1912’de Progres’i yenmekle aştı. Son maç 31 Martta Strugglers ile yapılacaktı. Bu maç olağanüstü değer ve önem taşıyordu. Rum Strugglers’in galibiyeti İngiliz ve Rum Rumblers’in şampiyonluğunu sağlayacağı gibi, kendisini de ikinci yapacaktı. Çünkü; Strugglers takımı Rumblers’e yenilmiş, yine Rumblers ve Fenerbahçe ile berabere kalmıştı. Bu suretle 4 puan kaybeden Rumblers’e karşı Fenerbahçe’yi yenecek Strugglers’in de kaybedeceği puan 4’tü. Bu durumda, Rumblers’e bir defa yenildiği için zamanın kuralı ile ikinci sayılacak, 5 puan kaybeden Fenerbahçe ise üçüncülüğe düşecekti.

    Progres maçında sakatlanan savunma oyuncusu Arif’in iyileşememesin sonucu olumsuz etkileyeceği korkusunu uyandırdığından; Galatasaray kulübü, sakat Arif’in yerine bir ve hatta istediği miktarda futbolcu ile Fenerbahçe’ye yardım teklifinde bulundu. Fenerbahçe’nin, lig maçlarına girmeyen Galatasaray’dan istediği kadar futbolcu alabilmesi o zamanın kuralları gereği mümkündü.. Bu bakımdan, yakın ilgiyi teşekkürle karşıladı. Fakat, başarı durumunda zaferinin rakipleri tarafından gölgelenmesine fırsat vermiş olmayı uygun bulmadı. Bu sebepten maça kendi kadrosu ve sakat oyuncusu ile çıkmayı tercih etti.

    James Lafontaine’nin hakemliğinde yapılan sezonun bu son resmi karşılaşması yukarıdaki sebeplerle bütün lig maçlarının en iddialı ve heyecanlısı olmuş ve dolayısıyla, topladığı 2 bin seyirci de o tarihler için, bir rekor teşkil etmişti.

    Baştan sona kadar heyecan ve mücadele içinde geçen karşılaşmayı Fenerbahçe takımı bitime 8 dakika kala, 82. dakikada attığı golle 1-0 kazandı ve dolayısıyla ilk kez “İstanbul şampiyonu” oldu.



    Fenerbahçe'nin ilk şampiyon kadrosu: Ayaktakiler soldan sağa: Zeki, Mazlum (yönetici), Karnik Arslanyan, Abbas Elkatip, Mustafa Elkatip, ***** Berki (yönetici). Orta sıra: Hüseyin İzzi, Arif, Kemal Aşkın. Oturanlar: Tevfik, Nuri, Kaptan Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi ve Hasan Kamil (Sporel).



    Topuz Hikmet’in soldan çektiği korneri Strugglers’in meşhur kalecisi demirci Vilami yumrukla savuşturunca, santrhaf Sabri, topu penaltı noktasındaki Sait Selahattin (Cihanoğlu)’e aktarmış ve devrin vole şutları ile ünlü bu Fenerbahçe soliçi, arkası kaleye dönük durumda sol bir röveşata ile sol üst köşeden rakip kaleye sokmuştur. Sait Selahattin topa o derece şiddetli vurmuştu ki, sırtüstü yere düştüğü gibi, bir de ters parende atmıştı. Yalnız sonuç bakımından değil, güzellik bakımından da şahane olan bu gol, Fenerbahçe’nin galibiyetini dileyen çoğunluğun coşkun sevinç tezahüratı ile uzun uzun kutlanmıştır.

    Fenerbahçe takımı, 8 maçlık 1911-12 yılı şampiyonluğunu böylece 5 galibiyet, 3 beraberlik ve 21 puanla hiç yenilmeden kazandı. Kalesine yapılan 5 sayıya karşı da rakip kalelere toplam 16 gol attı.

    Bir dahaki yazımda Türk futbolunun baş mimarı Galatasaray ve Fenerbahçe ile bu iki klübümüze sonradan katılan Beşiktaş’ın başarıdan başarıya koştukları İstanbul Ligi’nden ilginç notlar ve istatistikler vermeye çalışacağım. Futbolun bir eğlence aracı olduğunu unutmadan ve takımlarımızın ilk kuruluş yıllarında sergilediği dayanışma ile dostluktan ilham alarak futbol ve sevgi dolu günlere. Hoşçakalın....

    KAYNAKÇA: Tercüman Spor Ansiklobedisi- Cilt: 3 - Dağlaroğlu, Rüştü- F.BAHÇE TARİHİ

  4. #4
    Profesyonel Yorumcu maytepe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.06.2005
    Yer
    Bursa Néws Agén©y
    Yaş
    39
    Mesajlar
    15.388
    Rep Gücü
    9181

    Standart Türkiye’de futbolun gelişimi - 4:

    İstanbul Futbol Ligi’nden ilginç notlar

    1904 yılında başlayan “İstanbul Futbol Ligi”, savaş yılları ve olimpiyatlar nedeniyle 4 sezon eksikle 1951 yılına kadar amatör olarak, 1951’de profesyonelliğin kabulünden sonra da 1959 yılına kadar profesyonel olarak 51 kez düzenlenmiştir.


    40'lı yılların sonunda yenilmez Beşiktaş takımı

    - İşte; diğer şehirlerimizde de oynanmakla beraber en çok ilgi çeken ve günümüz modern futbolu ve Türkiye Ligi’nin atası sayılabilecek “İstanbul Futbol Şampiyoluğu”ndan ilginç notlar:

    1904-05 sezonunda başlayan ligde ilk şampiyonluğu bir İngiliz elçilik gemisi personel takımı olan İmogene kazanmıştır.

    En son 1958-59 sezonunda yapılan İstanbul Profesyonel Futbol Ligi’nin son şampiyonu Fenerbahçe olmuştur.

    İstanbul Ligi’ne ilk katılan Türk takımı 1906-07 sezonunda Galatasaray’dır.

    1908-09 sezonunda Galatasaray, İstanbul Futbol Ligi’ni birinci sırada tamamlayarak şampiyonluğu kazanan ilk Türk takımı olma şerefine ulaşmıştır.

    1914-15 sezonu, Fenerbahçe ile Futbol heyeti ile Galatasaray arasındaki anlaşmazlık yüzünden iki ayrı küme olarak oynanmıştır. “İstanbul Şampiyonluğu Ligini” kazanan Fenerbahçe ile “İstanbul Futbol Birliği Ligi”nde birinci olan Galatasaray takımları, gerçek İstanbul şampiyonunun belirlenmesi amacıyla 11 Şubat 1916 günü İttihatspor sahasında (bugünkü Şükrü Saracoğlu Stadı) ve ilk Türk futbolcusu Fuat Hüsnü Beyin hakemliğinde karşılaştılar. Muzaffer’in golüne karşılık Said Selahaddin’in 2, Galip Kulaksızoğlu’nun da 1 golüyle ezeli rakibini 3-1 yenmeyi başaran Fenerbahçe, hem 1914-15 sezonu şampiyonluğunu hem de İngiltere’den özel olarak getirtilen ve 10 yılın sonunda en son şampiyon olacak takıma verilecek olan tarihi şildi kazandı.


    51 yıllık lig tarihinde Fenerbahçe 16, Galatasaray 14, Beşiktaş 13, Kadıköy ve Altınordu 2’şer, İmogene, Moda, İstanbulspor ve Güneş takımları da 1’er kez mutlu sona ulaşmışlardır.

    Güneş’in şampiyonluğu kucakladığı 1937-38 sezonunda Güneş, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ligi aynı puanla bitirmeleri üzerine aleacele toplanan Futbol Heyetinin ilk kez averaj uygulaması başlattığı ve o zaman uygulanan (uzun yıllar devam eden) atılan golün yenilene bölünmesi essına dayanarak Güneş şampiyon, Fenerbahçe ikinci olurken hiç yenilmeyen Beşiktaş ancak üçüncü olabilmesi ve 1946-47 sezonunda Vefa’nın, şampiyon Fenerbahçe’nin ardından aynı puan ve 33-14’e karşılık 36-18’lik bir averajla ikinci olması ligin ilginç notları arasındadır.

    Galatasaray 1908-1911 ve 1924-1927, Fenerbahçe’de 1934-1937 yılları arasında üçer kez üst üste şampiyon olma başarısını gösterirken, Beşiktaş 1938-1943 yılları arasında tam beş kez üst üste şampiyon olarak rekor kırmıştır.

    İstanbul Ligi birbirinden ilginç sonuçlara sahne olmuştur. Kimi zaman toprak sahalarda kıran kırana maçlar oynanırken, kimi zaman da aradaki güç dengesizliğinden doğan büyük farklar çıkmıştır ortaya. İşte 51 kez düzenlenen İstanbul Futbol Ligi’nde alınan en farklı galibiyetler:


    1930-31 / Fenerbahçe - Anadolu: 16-0
    1938-39 / Fenerbahçe - Topkapı: 14-0
    1939-40 / Fenerbahçe - Topkapı: 14-0
    1914-15 / Galatasaray - Anadolu: 14-1
    1930-31 / Fenerbahçe - Süleymaniye: 13-0
    1939-40 / Beşiktaş - Hilal: 13-0
    1942-43 / Fenerbahçe - Davutpaşa: 13-1
    1915-16 / Fenerbahçe - Süleymaniye: 12-0
    1939-40 / Beşiktaş - Topkapı: 12-0

    İstanbul Futbol Ligi’nde oynanan en gollü maçları ise şöyle sıralayabiliriz:

    1930-31 / Fenerbahçe - Anadolu: 16-0
    1914-15 / Galatasaray - Anadolu: 14-1
    1938-39 / Fenerbahçe - Topkapı: 14-0
    1939-40 / Fenerbahçe - Topkapı: 14-0
    1942-43 / Fenerbahçe - Davutpaşa: 13-1
    1930-31 / Fenerbahçe - Süleymaniye: 13-0
    1936-37 / Galatasaray - Topkapı: 12-1
    1936-37 / Beşiktaş - Eyüp: 11-2
    1937-38 / Galatasaray - Eyüp: 11-2
    1937-38 / Beşiktaş - Eyüp: 11-2
    1939-40 / Beşiktaş - Hilal: 13-0
    1941-42 / Beşiktaş - Taksim: 12-1
    1943-44 / Beşiktaş - Kasımpaşa: 11-2
    1943-44 / Beşiktaş - İstanbulspor: 11-2

    1922-23 sezonunda Fenerbahçe, oynadığı 12 maçta 11 galibiyet 1 beraberlik alırken 58 gol atıp tek gol dahi yemeden İstanbul şampiyonu olmuştur. Gol yemeden şampiyon olan Fenerbahçe takımının kalesini Şekip korurken, takımın bütün futbolcularının üniversite mezunu olması da bir başka ilginç özellikti.

    Lige sonradan katılmasına rağmen neredeyse ezeli rakipleri kadar şampiyonluk kazanan Beşiktaş’ın 1938-39 sezonundan başlayarak üst üste 5 yıl şampiyon olması ve 1943-44 sezonunda bir yıl araya Fenerbahçe’nin girmesinden sonra 1944-45 ve 1945-46 sezonlarında iki kez daha, toplamda da 8 yılda 7 şampiyonluk kazanması büyük bir başarı ve bir daha kırılamamış ilginç bir rekordur.

    Galatasaray’ın 1930-31 sezonunda şampiyon olduktan sonra, 1948-49 sezonuna kadar tam 17 sezon şampiyon olamaması da ilgi çekici bir nottur.

    1904 yılından 1959 yılına kadar, aralıklarla 51 kez oynanan İstanbul Ligi’nin en hazin olayı ise 28 Nisan 1954 Çarşamba günü oynanan Galatasaray-Emniyet maçında yaşanmıştır: Karşılaşmanın 20. dakikasında Emniyet takımının beraberlik golünü atan Aldo, maçın sonlarına doğru birden saha kenarına gidip, yerde kıvranmaya başladı. Hemen hastaneye kaldırılan talihsiz genç, tüm müdahalelere karşı kurtarılamayarak hayata gözlerini yumdu.


  5. #5
    ForumTA Gururu arsenlupene - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23.05.2005
    Yer
    Senmisin?...evet benim.... peki nerdesin? bende bilmiyorum....
    Yaş
    35
    Mesajlar
    4.943
    Rep Gücü
    2122

    Standart

    teşekkürler maytepe..
    çok güzel bilgiler..
    emeğine sağlık...

    Hayat koca bir 0 ..
    toplasamda sıfırlarımı aynı..
    çıkartsamda...
    çarpsamda..
    bölsemde aynı..
    elimde var hep sıfır..

    oysaki hayatı hep bir üstüne kurmuştum..
    bir hayat..
    bir aşk..
    bir sevgili..
    bir mutluluk..
    bir ömür..
    ve bir...
    şimdi bütün birlerim kendilerini kendilerinden çıkartdılar..
    hayat - hayat = 0 hayat
    .....
    ....
    ...
    ..
    .
    arsenlupene

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •