Sitemize reklam vermek için yorumkat@yandex.com adresine mail atabilirsiniz
7 sonuçtan 1 ile 7 arası
  1. #1
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart Ünlü Kişilerin Hayatı-Biyografileri


    1944 yılında İstanbul'da doğdu. Vefa Lisesi'nden mezun oldu. Sanat hayatı, "Zoraki Takip" adlı tiyatro oyunuyla başladı. 1 yıl kadar Kenterler Tiyatrosu'nda çalıştıktan sonra Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda görev aldı. 1973 yılında Ertem Eğilmez'in yönettiği bir filmle sinemaya transfer oldu ve kalabalık kadrolu filmlerde rol almaya başladı.

    Türk sinemasında başta ''İnek Şaban'' tiplemesi olmak üzere canlandırdığı pek çok tiple sevenlerinin kalbinde taht kuran Kemal Sunal, 7'den 70'e herkesin sevgisini kazandı. 1944 yılında İstanbul'da doğan Kemal Sunal, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Sanat yaşamına amatör olarak ''Zoraki Tabib'' oyunu ile atılan Sunal, bir süre Ulvi Uraz ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nda çalıştı. Daha sonra sinemaya geçerek, önceleri bazı filmlerde önemsiz roller canlandıran Kemal Sunal, 1973'den sonra kalabalık kadrolu komedi filmleri ile üne kavuştu.

    Türk sinemasının en büyük komedyenlerinden biri olan Sunal, peşpeşe çevirdiği filmlerle ticari açıdan büyük başarı kazandı. 1977'de Antalya Film Festivali'nde ''En başarılı erkek oyuncu'' ödülünü alan Sunal, oyunculuğu ve özellikle değişik tiplemesiyle Türk sinemasında komedi oyunculuğuna yeni bir soluk getirdi. 1974 yılında evlendi. Ali ve Ezo adlarında, biri kız diğeri erkek iki çocuğu oldu. 1990'lı yıllardan itibaren filmleri kesintisiz olarak televizyonlarda yayınlanmaya başladı; ama kendisi bu gösterimlerden hiç para kazanmadı.

    12 Eylül öncesi dönemde yarım bıraktığı üniversiteyi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünü'nü 1995 yılında bitirdi ve master yapmaya başladı. Onu unutmamız mümkün değil! Hayatı boyunca toplam 82 filmde rol aldı. 3 Temmuz 2000 tarihinde öldü

    Eserleri 1972- Tatlı Dillim / 1973- Oh Olsun, Yalancı Yarim / 1974- Hasret, Mavi Boncuk, Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire, Salako / 1975- Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hanzo, Şaşkın Damat / 1976- Hababam Sınıfı Uyanıyor, Kapıcılar Kralı, Meraklı Köfteci, Sahte Kabadayı, Süt Kardeşler, Tosun Paşa / 1977- Çöpçüler Kralı, Hababam Sınıfı Tatilde, Sakar Şakir, Şaban Oğlu Şaban / 1978- Avanak Apti, İnek Şaban, İyi Aile Çocuğu, Kibar Feyzo, Köşeyi Dönen Adam, Yüz Numaralı Adam / 1979- Bekçiler Kralı, Dokunmayın Şabanıma, Korkusuz Korkak, Şark Bülbülü, Umudumuz Şaban / 1980- Devlet Kuşu, Gerzek Şaban, Gol Kralı, Zübük / 1981- Davaro, Kanlı Nigar, Üç Kağıtçı / 1982- Doktor Civanım, Yedi Bela Hüsnü / 1983- Çarıklı Milyoner, En Büyük Şaban, Kılıbık, Tokatçı / 1984- Atla Gel Şaban, Orta Direk Şaban, Postacı, Şabaniye / 1985- Gurbetçi Şaban, Katma Değer Şaban, Keriz, Sosyete Şaban, Şaban Pabucu Yarım, Şendul Şaban / 1986- Davacı, Deli Deli Küpeli, Garip, Tarzan Rıfkı, Yoksul / 1987- Japon İşi, Kiracı, Yakışıklı / 1988- Bıçkın, Düttürü Dünya, Öğretmen, Polizei, Uyanık Gazeteci, İnatçı / 1989- Gülen Adam, Talih Kuşu, Zehir Hafiye / 1990- Abuk Sabuk Bir Film, Boynu Bükük Küheylan, Koltuk Belası / 1991- Varyemez / 1999- Propoganda

  2. #2
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart Sakıp Sabancı



    7 Nisan 1933 tarihinde Hacı Ömer Sabancı ve Sadıka Sabancı'nın ikinci çocuğu olarak Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğan Sakıp Sabancı, iş hayatına 1948 yılında, Akbank’ta stajyer memur olarak başladı. Kardeşleri İhsan Hacı Şevket, Erol ve Özdemir Sabancı'dır.


    Üç yılını zatürre hastalığıyla geçirmek zorunda kalan Sabancı, hastalığı nedeniyle liseyi bitiremeden okulu bıraktı ve BOSSA Un Fabrikası’nda veznedar olarak çalışmaya başladı. 1955 yılına gelince Un Fabrikası’nın ticaret müdürü oldu. 2 sene sonra Türkan Civelek ile evlendi ve BOSSA Tekstil Fabrikası’nda Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmaya başladı.


    1964 yılında Dilek adlı bir kız çocuğu sahibi olan işadamı, aynı yıl Adana Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 2 yıl sonra babası Hacı Ömer Sabancı’yı kaybetti ünlü işadamı. Babasının ölümünden 1 yıl sonra kardeşleriyle birlikte “Hacı Ömer Sabancı Holding A.Ş”yi kurdu ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi.


    1970 yılında, ikinci çocuğu Metin’in zihinsel özürlü olarak dünyaya gelmesi sebebiyle Sabancı, diğer insanlara yardım amacıyla, 1976 yılında Erol Sabancı Spastik Çocuklar Tedavi ve Eğitim Merkezi ile 1996 yılında Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Eğitim Üretim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni kurdu.


    1974’de “Hacı Ömer Sabancı Vakfı VAKSA”yı kuran işadamı, 1981’de Londra’da, Türk sermayesi ile yurtdışındaki ilk banka olan Ak International Bank’ı (Sabancı Bank Plc.) kurdu. Yine aynı yıl Amerika’da Houston’da ilk kez kalp kapakçığı ameliyatı oldu.


    Üç sene sonra, 1984’de, Eskişehir Anadolu Üniversitesi tarafından ilk onursal doktorasını alan Sabancı, 1986’da TÜSİAD’ın Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 1989’da babası Hacı Ömer Sabancı zamanında toplanmaya başlanan Resim ve Hat koleksiyonlarının sergilenmesi için SSCB Kültür Bakanlığı'nın daveti üzerine Moskova'da bir sergi açıldı. Bu sergi, sonraki yıllarda dünyanın en önemli müzelerinde sergilenecek "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" için bir mihenk taşı oldu. Yine aynı yıl Amerika-Houston'da ikinci kez kalp ameliyatı oldu.


    1992’de Japon hükümeti tarafından Sakıp Sabancı'ya "Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı" takdim edildi. 1 yıl sonra 1988 yılında temeli atılan “Sabancı Center” açıldı. 1994’de ise “TOYOTASA” fabrikasını açtı. 1996’da kardeşi Özdemir Sabancı işyerinde uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti. 1997’de ise Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı tarafından “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile onurlandırılan isadamı, dünyaca ünlü gıda devi Fransız Danone ile yüzde 50-50 ortaklıkla “DANONESA”yı kurdu. Yine aynı yıl Fransız Hipermarket zinciri “Carrefour” ve Sabancı ortaklığı ile “CARREFOURSA Hipermarket Zinciri” kuruldu.


    1998’de "Altın Harfler: Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nden Osmanlı Hat-Resim Koleksiyonu Sergisi" New York'ta Metropolitan Müzesi'nde sergilendi. Böylece Metropolitan Müzesi'nde sergilenen ilk özel koleksiyon ünvanına sahip oldu. O yıl kardeşi Hacı Sabancı vefat etti.


    1999’da ise İstanbul’da, Sabancı Üniversitesi’ni açan işadamı, 2001’de DuPont’un yüzde 50-50 ortaklığıyla 4 kıtada toplam 16 fabrika ile faaliyet gösteren “DUPONTSA” ve “DUSA INTERNATIONAL” şirketlerini kurdu. Fransız Hükümeti,"Altın Harfler" koleksiyonunun “Louvre Müzesi”nde sergilenmesini gerçekleştirerek, Fransız-Türk kültür ilişkilerine yaptığı katkılar ve Fransa'nın önde gelen şirketlerinden Danone, Carrefour ve BNP ile sürdürdüğü başarılı ortaklıklarından dolayı, Elysée Sarayı'nda yapılan törenle, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Sakıp Sabancı'ya "Légion d'honneur" şeref nişanı takdim edildi.


    Doğum gününden 71 yıl 3 gün sonra 10 Nisan 2004 tarihinde sabah saat 05.55 civarında tedavi gördüğü Amerikan hastahanesinde şiddetli Akciger Enfeksiyonu'ndan vefat etti.

  3. #3
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart Metin Oktay (1936 - 1991)


    Metin Oktay (1936 - 1991)

    1936 yılında İzmir'de doğan Metin Oktay, Damlacık kulübünde futbola başlamış, Yün Mensucat takımından sonra geçtiği İzmirspor'da kendini göstererek genç milli takıma yükselmiştir.

    1956 yılında Galatasaray'a gelen Metin Oktay, İtalya'nın Palermo takımına transfer olduğu 1961-62 sezonu dışında sürekli Sarı Kırmrzılı formayı giymiştir.

    Daha İzmirspor'da oynarken, attığı 17 golle İzmir Profesyonel Ligi gol kralı olan Metin Oktay, ondan sonraki yıllarda da bu unvanı nadiren başkalarına kaptırmıştır.

    Metin Oktay kral olamadığı yıllarda da çok sayıda golle listenin hep ilk sıralarında yer almış, toplam 608 golle bir rekorun sahibi olmuştur. (Bazı kaynaklarda bu sayının 632 olduğu belirtilmektedir.) Bir sezonda attığı 38 golle oluşan rekor ise, tam 25 yıl sonra yine Çolak tarafından kırılabilmiştir. Metin Oktay, 36'sı A, 4'ü de genç olmak üzere Milli Takım formasını 40 kez giymiş, 7 kez kaptanlık yaparken, 19 gol atmıştır.
    10 Haziran 1959'da Fenerbahçe kalesinin ağlarını yırtan golü , Türk futbol tarihine geçen büyük olaylarından biridir.

    1965 yılında ''Taçsız Kral'' adlı bir filmde de rol alan Oktay, futbol yaşamı boyunca sadece 1 kez oyundan atılmıştı. Büyük bir golcü oluşunun yanı sıra, efendi ve sportmen kişiliğiyle de Türk futbolseverlerinin sevgilisi olan Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Metin Oktay'ın son görevi spor yazarlığı idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor'da teknik adam olarak da görev yapmıştı.

    Türk futbolunun efsane golcüsü Metin Oktay, 13 Eylül 1991'de bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirmişti.

    Metin Oktay'ın gol krallığı listesi şöyledir:
    1956-57 İstanbul Profesyonel ligi, 17 golle,
    1957-58 İstanbul Profesyonel ligi, 19 golle,
    1958-59 İstanbul Profesyonel ligi, 22 golle,
    1959 Türkiye ligi,11 golle,
    1959-60 Türkiye ligi, 33 golle,
    1960-61 Türkiye ligi, 36 golle,
    1962-63 Türkiye ligi, 38 golle,
    1964-65 Türkiye ligi, 17 golle, 1968-69 Türkiye ligi, 17 golle,

  4. #4
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart

    Teoman

    20 Kasım 1967’de İstanbul’da dünyaya gelen Teoman Yakupoğlu,Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun.İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları bölümünde masterını tamamlayan Teoman,ilk müzik grubu Indians’ı 1986 yılında arkadaşlarıyla birlikte kurdu ve uzun yıllar grubun solistliğini yaptı.Bir çok konser ve kayıt çalışmalarının ardından,grubun dağılması ile birlikte çeşitli sanatçıların albümlerinde ve bir çok grupta solist olarak yer aldı.1996 yılında Roxy’de gerçekleştirilen Roxy Müzik Yarışması’nda,ilk solo albümünde yer alan Ne Ekmek Ne de Su ve Yollar isimli parçalarıyla en iyi beste ve en iyi söz ödüllerini aldı.Teoman 1996 yılında ilk albümü Teoman’ı İstanbul Plak’dan çıkardı.1998 yılında piyasaya çıkan O isimli ikinci albümünde NR1 Müzik ile çalışmaya başlayan Teoman,üçüncü albümü Onyedi de yine NR1 Müzik etiketini taşıdı.

    Albümlerinde yer alan şarkıların birçoğunu kendi yazıp besteleyen Teoman, O ve Onyedi isimli albümlerinde prodüktör olarak Rıza Erekli ile çalıştı.O isimli albümde Orhan Atasoy ve Ercüment Vural’ın unutulmaz bestesi Gemiler’i ve üçüncü albümü Onyedi’de yer alan Ajda Pekkan’ın klasikleşmiş şarkısı Uykusuz Her Gece’yi ve Bora Ayanoğlu’nun O Yaz’ı ,Gönülçelen albümünde Barış Manço’nun Anlıyorsun Değil Mi? isimli eserini,Teoman albümünde yine Barış Manço’nun Kol Düğmeleri ve Mehmet Soyarslan’ın Resimdeki Gözyaşları şarkılarını yeniden yorumladı ve dinleyicilere tekrar sevdirdi.İstanbul’da Sonbahar isimli remix albümünü de NR1 ile yapan Teoman,Teoman isimli albümü ile birlikte Avrupa Müzik ile çalışmaya başladı ve son albümü En Güzel Hikayem dahil albümlerini Avrupa Müzik ile çıkardı.

    Teoman’ın senaryosunu yazıp,rol alıp ,yönetmenliğini üstlendiği,müziklerini hazırladığı Balans ve Manevra isimli ilk sinema filmi 11 Mart 2005’te vizyona girdi ve filmin soundtrack albümü film ile eş zamanlı olarak müzik marketlerde yerini aldı.
    Sanatçı kendi jenerasyonunda geniş kitleler tarafından en iyi şarkıcı,söz yazarı olarak kabul edilir ve En İyi Şarkıcı,En İyi Söz Yazarı,En İyi Albüm gibi çeşitli ödülleri vardır.

    DİSKOGRAFİ

    Teoman(1997)
    O (1998)
    17 (2000)
    Rüzgar Gülü,Uykusuz Her Gece, İki Yabancı (remixler) (2003)
    Gönülçelen (2001)
    İstanbul’da Sonbahar (remixler) (2001)
    Teoman (2003)
    Kupa Kızı Sinek Valesi (remixler) (2003)
    Duş (radyo remixler) (2004)
    Balans ve Manevra (soundtrack) (2005)

  5. #5
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart

    Abidin
    Abidin, 7 Temmuz 1977'de Adana'da doğdu. İlkokulu Adana Ziya Gökalp, ortaokulu yine Adana'da İstiklal Ortaokulu ve liseyi de Seyhan Çobanoğlu lisesinde bitirdi.

    İlkokul yıllarından itibaren ailesine yardımcı olmak ve kendi parasını kazanmak için çalışmaya başladı. Önce babasının yanında marangozluk yaptı. Sonra bir tüpçüde çalıştı ve ardından bir börekçiye girip orada soğan soymaya başladı. Lise yıllarında ev ev dolaşarak tekstil ürünleri pazarladı.

    Sonunda hayatındaki en büyük tutkusu müzikle tanıştı ve gitar çalmaya başladı. Lise hayatı boyunca Adana müzik merkezinde gitar konusunda kendini geliştirdi ve liseyi bitirdikten sonra barlarda şarkı söylemeye başladı. Ancak üniversiteye de gitmek istiyordu ve sınava girip Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü'nü kazandı. Eskişehir'e yerleşti ama sadece 4 ay kalabildi ve Adana'ya döndü. Askerliğini, doğduğu yere çok yakın bir şehirde Gaziantep'te yaptı. Ancak, 8 ay sonra kalbindeki ritim bozukluğu nedeniyle erken terhis edildi. Adana'ya geri döndü.1 yıl boyunca demolar hazırladı ve bunları İstanbul'daki müzik şirketlerine gönderdi. Fakat istediği sonucu alamadı. Hayatına yeni bir yön verip, tekrar Eskişehir'e gitmeye okulunu bitirmeye karar verdi.

    Okul ve bar programlarını beraber yürüttü. Mali müşavir olmak istiyordu ama müzik tutkusu yine okuldan ağır bastı ve Abidin yine Adana'ya döndü. Yine demolar hazırladı, yine İstanbul'a gelip demolarını müzik şirketlerine verdi ve yine amacına ulaşamadı. Soluğu tekrar Adana'da aldı. 2003 Yılının Eylül ayı gelmişti.

    Kanal D'de Popstar Türkiye tanıtımlarını gördü ve 8 Eylül'de jüri önüne çıktı. Şehir elemelerini geçmiş ve ilk 50 popstar adayı arasına girmişti. Abidin'e yine İstanbul yolları görünmüştü. İstanbul'daki 3 günlük eğitime katıldı. 3. günün sonunda 50 yarışmacıdan geriye 12 kişi kalacaktı ve Abidin gösterdiği performansla Türkiye'nin yeni Popstarı olmaya aday 12 finalist arasına girdi.

    Artık sıra halk oylamasına gelmişti. 12 haftalık canlı yayın maratonunun sonunda kırmızı odada son ikiye hiç kalmadan büyük finale kadar geldi ve finalde popstar birinciliğini kazandı. Daha sonra albüm çalışmalarına başlayan Abidin 2004 senesinde ilk albümü olan "Aşktan Yana"'yı çıkardı.

  6. #6
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart

    ABBAS VESIM EFENDI
    Osmanlılar zamanında on sekizinci asırda yetişen, hekim, hattat ve astronomi alimlerinden. Kambur Vesim Efendi ve Derviş Abbas Tabib isimleriyle de bilinen Abbas Vesim Efendi, on yedinci yüzyılın sonlarında doğdu. 1760 (H. 1174) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri Edirnekapı dışındaki kabristandadır.
    Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Abbas Vesim Efendi, Bursalı Tabib-i Sultani Ali Efendi ile babası Ömer Şifai Efendiden tıp, Yanyalı Es'ad Efendiden hikmet ve Farsça, Ahmed Mısri'den astronomi ve astroloji, Katibzade Mehmed Refi Efendiden tıp ve ta'lik yazı, ayrıca Latince ve Fransızca öğrendi. Bazı İtalyanca tıp metinlerini Türkçeye tercüme ettirerek, Avrupa'daki gelişmeleri takib etti. Bir ara tahsil maksadıyla Hicaz, Şam ve Mısır'a gitti. Bir çok ilmi araştırmalarda bulunup tıb alanındaki bilgisini geliştirdi. İstanbul'a dönüşünde Sultan Selim Camii civarında eczahane ve muayenehane açtı. İstanbul'da kırk sene müddetle doktorluk yapıp, hem insanlara hizmet etti hem de tıb alanındaki bilgisini arttırdı. Aynı zamanda tasavvufa yönelip Nakşibendiyye yolu büyüklerinden Mehmed Emin Tokadi hazretlerinden tasavvuf bilgilerini öğrendi ve tatbik etti.
    ESERLERİ
    Osmanlı tababetini (doktorluğunu) olgunluğa götürmekte büyük hizmeti olan Abbas Vesim Efendinin şahsi tecrübeleri ve verem hakkında en son keşiflere yakın araştırma ve incelemeleri vardır. Tıbbı iyice anlayabilmek için fizik, mekanik ve tecrübi kimyayı bilmenin gerekli olduğunu savunurdu. Bu konuda Tıbb-ı Cedid-i Kimyevi adlı bir eser yazdı. Ayrıca deontolojinin (tıp tarihi ve tıp ahlakı) gelişmesine ve uygulama şekline yön verdi. İbn-i Sina gibi eski tabiplerin eserlerinden ve kendi hocalarından öğrendiği bilgilerle, İstanbul'a gelen bazı batılı tabiplerin eserlerinden istifade ederek Düstur-ül-Vesim fi Tıbb-il-Cedid vel-Kadim adlı eserini yazdı. Doğu ve batı tıbbını karşılaştıran ve mükemmel bir külliyat olan bu eser tıb tarihimiz bakımından önemlidir. İki cild ve 2083 sayfadan ibaret olan bu eserin birinci bölümünde baştan sona kadar organ hastalıkları, ikinci bölümünde kadın ve çocuk hastalıkları, üçüncü bölümünde şişler ve ülserler, dördüncü bölümünde basit ve bileşik ilaçlar anlatılmaktadır. 1748 yılında yazdığı bu eserin üç nüshasından biri Bayezid, ikisi de Ragıp Paşa Kütüphanesindedir.
    Abbas Vesim Efendinin ikinci önemli eseri Uluğ Bey Zici'nin Türkçe şerhi olan Nehc-ül-Büluğ fi Şerh-i Zic-i Uluğ'dur. Açık Türkçe ile yazılmış olan bu eser, bütün tatbikata ait misalleri, İstanbul arz (enlem) ve tulüne (boylam) göre tertib etmiştir. Eski Türk takvimini incelemiş ve metinde olmayan İbrani ve Rumi takvimlerini ilave etmiştir. Bir derecenin sinüsünü bulmakta, Uluğ Beyin tarif ettiği Gıyasüddin Cemşid'e ait usulü çok güzel izah etmiştir. Bu eserin yazma nüshaları Bayezid Kütüphanesi 4646 ve Kandilli Rasadhanesi Kütüphanesi 247/1 numarada kayıtlıdır. Ayrıca astronomi ile ilgili Risale-i Rü'yet-i Hilal adlı eseriyle şiirlerinin toplandığı Divan
    ı ve Risalet-ül-Vefk adlı eseri yanında Macar Georgios'tan tercüme ettiği Vesilet-ül-Metalib fi İlm-it-Terakib adlı bir farmakoloji kitabı vardır.


    ABDI İPEKÇI
    929 senesinde İstanbul
    ’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lisesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürüten Abdi İpekçi, Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında kimliği meçhul kişi ya da kişiler tarafından öldürüldü.
    ESERLERİ
    Abdi İpekçi
    ’nin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından gibi eserleri vardır.


    ABDI PAŞA
    Osmanlı Devletinin Budin eyaletindeki son valisi ve meşhur Budin kahramanı. Asıl adı Abdurrahman
    ’dır. Doğum yeri ve tarihi bilinmemektedir. Yeniçerilikten yetişti. Yüksek zekası ve kabiliyeti ile 1668 yılında Yeniçeri ağası oldu. Girit savaşlarında büyük kahramanlıklar göstermesi üzerine vezirlik rütbesine terfi etti. Bundan sonra sırasıyla; Bağdad, Mısır, Bosna ve Budin valiliklerinde bulundu. 1684 yılında Halep valiliğine, aynı yıl tekrar Budin valiliğine tayin edildi. Budin valisiyken az bir kuvvetle 1686 yılında doksan bin kişilik Haçlı ordusuna karşı durdu. Düşmanın teslim tekliflerini geri çeviren Abdi Paşa, 1686’da çıkarma harekatı yaparken şehid oldu. Bu sırada 80 yaşlarındaydı. Haçlı ordusu ancak bundan sonra şehre girebildi. Macarlar, Abdi Paşaya hürmet etmişler ve hatırasına kabrini imar ederek üzerine Türkçe ve Macarca Abdi Paşayı metheden ve şehadet tarihi bulunan bir mezartaşı koymuşlardır.


    ABDI PAŞA (NIŞANCı)
    Osmanlı devlet adamı ve tarihçi. Asıl adı Abdurrahman
    ’dır. İstanbul’un Anadoluhisarı semtinde dünyaya geldi. Doğum tarihi belli değildir.
    Eğitim ve öğretimini Enderun-ı hümayunda tamamladı. 1648
    ’de Saray-ı Hümayunun Büyük Oda kısmında ilk resmi vazifesine başladı. İki sene sonra Seferli Koğuşuna atandı. Bu vazifede 1659’a kadar kalan Abdi Paşa, Has Oda’ya tayin edildi. 1665’te tuğra çekme vazifesi verildi. 1668’de sır katipliğine getirilen Abdi Paşa ertesi sene Temmuz ayında vezirlik rütbesi ile nişancılık nasbına tayin edilerek saraydan ayrıldı. Uzun süre bu vazifede kalan Abdi Paşa Çehrin Seferi sırasında İstanbul kaymakamı oldu (1678). Ertesi sene dördüncü vezirliğe terfi etti. İkinci vezir iken 1682’de Basra valiliğine tayin edildi. On sene kadar çeşitli illerde valilik yaptı. 1690’da Kandiye, sonra Sakız muhafızlığına getirildi. Sakız muhafızı iken 1692 yılında vefat etti.
    ESERLERİ
    Abdi Paşa, devlet hizmetleri dışında Vekayiname adlı Osmanlı tarihi ile meşhur olmuştur. Bu eserini Has Oda
    ’da vazifeliyken Dördüncü Mehmed Hanın isteği üzerine yazmaya başlamıştır. Eserin dili oldukça sade olup, üslubu güzeldir. Dördüncü Mehmed Han zamanı için birinci derecede kaynak olan bu eser, daha sonraki tarihçiler tarafından kullanılmıştır. Eser henüz yayınlanmamış olup, yazma nüshası Topkapı Sarayı Kütüphanesinde mevcuttur.
    Abdi Paşanın, ayrıca edebi sahada da çalışmaları vardır. Abdi mahlası ile yazdığı şiirlerini bir Divan
    ’da toplamıştır. Ayrıca Ka’b bin Züheyr’in Kaside-i Bürde’sine ve Divan-ı Urfi’deki bazı şiirlere şerhler yazmıştır.


    ABDULKADIR AKSU

    İstanbul Milletvekili-AKP
    DİYARBAKIR -1944, Muzaffer, Vedia - Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi - Almanca - Mülki İdare Amiri, Vali - Kaymakam, Malatya Emniyet Müdürü, Kahramanmaraş Vali Vekili, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Rize Valisi ve Belediye Başkanı, Merkez ve Gaziantep Valisi - XVIII, XX nci Dönem Diyarbakır Milletvekili - İçişleri, Devlet Eski Bakanı - Evli, 2 Çocuk.
    XXXXX

    58.HÜKÜMET İÇİŞLERİ BAKANI ABDULKADİR AKSU
    Abdulkadir Aksu 1944 yılında Diyarbakır'da doğdu. İlköğretimini Diyarbakır Cumhuriyet İlkokulu'nda, orta öğrenimini Ziya Gökalp Lisesi'nde yaptı.
    1968 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun olan Aksu, aynı yıl Diyarbakır Maiyet Memurluğuna atandı. Aksu, staj dönemi içinde Ergani Kaymakam Refikliği, Bismil İlçesi Sinan Bucak Müdürlüğü, Genç, Akçadağ ve Doğanşehir Kaymakamlığı yaptı. 1970 yılında 50'nci Dönem Kaymakamlık Kursu'nu bitiren Aksu, Kınık Kaymakamlığı'na atandı.
    1971-1973 yılları arasında askerlik görevini yapan Aksu, daha sonra sırasıyla, 1973-1976 yılları arasında Sarıkaya Kaymakamlığı, 1 Eylül 1976-9 Ekim 1977 tarihleri arasında Malatya Emniyet Müdürlüğü, 9 Ekim 1977-30 Ocak 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş Valiliği ve 1980 Eylül ayına kadar Merkez Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü görevlerinde bulundu.
    Aksu, 29 Ağustos 1980 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Rize Valiliği'ne, 17 Ekim 1980 tarihli Kararnameyle de Merkez Valiliği'ne atandı. Abdulkadir Aksu, Rize Valiliği sırasında Belediye Başkanlığı görevini de yürüttü.
    9 Şubat 1984-18 Eylül 1987 tarihleri arasında Gaziantep Valiliği yapan ve 1985 yılında Yılın Bürokratı seçilen Aksu, 29 Kasım 1987 tarihinde Anavatan Partisi'nden 18'nci Dönem Diyarbakır Milletvekili seçildi, Aralık 1987 tarihinde de Anavatan Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekili oldu.
    31 Mart 1989 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na atanan Aksu, bu görevini 24 Haziran 1991 tarihine kadar yürüttü.
    Abdulkadir Aksu, 24 Aralık 1995'te ANAP Diyarbakır Milletvekili olarak Parlamentoya girdikten kısa bir süre sonra ANAP Grup Başkan Vekilliğine daha sonra da GAP'tan Sorumlu Devlet Bakanlığı'na getirildi.
    16 Ağustos 1996 tarihinde Refah Partisi'ne (RP) katılan Aksu, bu partide Genel İdare Kurulu üyesi ve Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Aksu, RP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra Fazilet Partisi'ne (FP) girdi.
    FP'nin kapatılmasının ardından yeni kurulan AK Parti'ye katılan Aksu, bu partide Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürüyordu.
    Aksu, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimde İstanbul 3. Bölgeden milletvekili seçildi.
    Evli ve iki çocuk sahibi olan Aksu, Almanca biliyor.


    ABDULLA LATIFZADE

    Kırım Türk Edebiyatı
    Edebi çalışmalarına 1917 inkılabından önce "Tercüman" gazetesinde başlayan Abdulla Latifzade (1891-1938), inkılabından sonra da çalışmalarına devam eder.
    Uyanık fikirli, zeki, halkına ve milletine bağlı bir şair olan Latifzade inkılabın getirdiği yenilikleri tam olarak benimsemiş; şiirlerinde halkı taassuptan kurtaracak, medeniyet ve kültürlerini geliştirecek arzu ve düşüncelerini sade bir dille anlatmıştır.
    Abdulla Latifzade'nin "Ömür", "Şaire", "Şairin Ruhu", "Közaydın", "Baar Türküsü", "Ahır Zaman Kuşu", "Hayırsız Tüş", "Mücde" gibi şiirleri Kırım edebiyatına konu ve şekil bakımından byük yenilikler getirmiştir. Sade bir dille yazdığı şiirleri okuyucuda derin bir tesir bırakır. Şair şiirlerini toplayarak 1928'de "Yeni Saz" ismindeki kitabında yayımlamıştır.
    Alfabe ve terminoloji komisyonlarında çalışan Latifzade, okullarda garp edebiyatı dersleri de vermiştir.
    Abdulla Latifzade, Kırım kültürüne dil ve edebiyat konularında yazdığı makalelerle de hizmet etmiştir. Latifzade 1927'de yazdığı "Kırım Tatar Edebiyatının Kısa Obruzı" isimli makalesinde Umer İpçi, Mahmut Nedim, Cafer Gafar, Ziyaddin Cavtöbeli,Eşref Şemizade gibi şair ve ediplerin eserlerini de inceleyerek Kırım edebiyatının gelişmesini açıklamıştır.
    Birkaç sene oynanan "Ömer Baari" adlı piyesi yazan Abdulla Latifzade, Kırım dramatoloji sanatının gelişmesinde de önemli rol oynamıştır.Kırım edebiyatı ve kültürünün gelişmesinde çok hizmetleri olan Laifzade, 1938 yılındaki toplu sürgün ve idamlar sırasında bir çok Kırımlı yazar ve şair gibi yok edilmiştir.
    Kırım Türkleri Edebiyatı Yrd.Doç.Dr. Zühal Yüksel kirimdernegi.org.tr


    ABDULLAH ARCHIBALD HAMILTON
    Sir Archibald Hamilton, İngiltere
    ’nin tanınmış bir diplomatı olup, Birinci Cihan Harbinde deniz subayı olarak vazife yapmıştır. Meşhur bir aileden gelmekte olup, baronet (Baron adayı demekdir) ünvanı taşımaktadır. 1923 senesinde İslam dinini kabul etmekle şereflenmiştir.
    Niçin müslüman oldum ?
    Büluğa erdikten sonra, İslam dininin sadeliği ve billur gibi berraklığı, beni daima kendisine cezbetmişti. Bir hıristiyan olarak doğduğum ve bir hıristiyan terbiyesi aldığım halde, batıl akidelere bir türlü inanmamış, daima hakkı, hakikati ve mantığı, körü körüne inanışlara tercih etmiştim. Ben, bir tek Allaha, huzur ve ihlas ile ibadet etmek istiyordum. Halbuki ne Roma kilisesi
    “katoliklik”, ne de İngiliz kilisesi “protestanlık”, bunu bana sağlıyamıyordu. İşte bu sebeple beni tam tatmin eden müslümanlığı, vicdanımın telkinine uyarak kabul ettim ve ancak ondan sonra, kendimi Allahu tealanın hakiki kulu ve daha iyi bir insan olarak hissetmeğe başladım.
    Ne yazık ki İslamiyet, birçok hıristiyanlar, cahiller tarafından, yanlış, uyuşturucu ve yalan, uydurma bir din olarak anlatılmışdır. Halbuki, Allahu teala indinde hak din İslamiyettir. İslamiyet, kuvvetlinin zayıflarla, zenginlerin fakirlerle birleşmesini sağlayan mükemmel bir dindir. İnsanlar iktisadi bakımdan esas olarak üç sınıfa ayrılırlar. Bu sınıflardan birincisi, Allahu tealanın birçok nimetlerle zengin ettiği kimselerdir. İkinci sınıf, hayatını kazanmak için çalışmak zorunda olanlardır. Bir de üçüncü sınıf vardır. Bu sınıfda bulunanlar, kendi kusurları olmadığı halde, kafi derecede kazanamayanlar, işsiz kalanlar, iş yapamaz hale gelenlerdir ki, fakirlik ve zaruret içindedir. İşte İslam, bu üç sınıfın da birbiriyle kaynaşmasını sağlar. Zengin olanın fakire yardım etmesini emreder. Zilletin, ızdırabın ortadan kaldırılması sebeblerini ihsan eder.
    İslam dini aynı zamanda insanların çalışma kudretine, şahsi gayretine ve iş görmek kabiliyetlerine de ehemmiyet verir. İslam kanununa göre sahipsiz bir araziyi fakir bir çiftçi, belirli bir zaman kendi gayreti ile işlerse, arazi onun olur. İslam dini, yıkıcı değil, yapıcıdır.
    İslam dini, kumarı ve ona benzeyen bütün kötü, zararlı oyunları men eder. İslam dini, insanı sarhoş eden bütün içkileri de men eder. Hakikaten dünyada insanların başına gelen felaketlerin çoğunun sebebi, kumarla içkidir.
    Biz müslümanlar, herşeyin kader elinde esir olduğuna inanan kimseler değiliz. İslamda bahis konusu olan
    “kader”, hiç bir şey yapmadan, ağzını havaya açarak her şeyi Allahu tealadan beklemek demek değildir.Tam bunun aksine, Kuran-ı Kerim’de Allahu teala daima çalışmağı emir etmekdedir. İnsan bütün gayreti ile çalışacak, bütün zahiri sebeblere yapışacak, ancak ondan sonra Allahu tealaya tevekkül edecekdir. Çalışmadan önce değil, çalışırken, başarabilmek, kazanmak için, Rabbine yalvararak, Ondan yardım bekleyecekdir. İslamın “Hayr ve Şer (iyilik ve kötülük) Allahu tealadan gelir”akidesi, herşeyi Allahu teala yaratır demektir. İslamiyetde “Hiç bir şey yapmadan boş durmak” diye bir şey yoktur. Kader, olacak herşeyi, Allahu tealanın ezelde bilmesi ve bildiklerini, zamanları gelince, yaratması demekdir.
    İslamiyet, insanların günahkar olduğu, günah ile doğduğu ve bütün hayatı müddetince keffaret vermeğe mecbur olduğunu, asla kabul etmez. İslamiyet, insanların, erkek ve kadın olarak, Allahu tealanın kulları olduğunu, kadın erkek arasında zeka, akıl, düşünce ve ahlak bakımından mühim fark bulunmadığını beyan eder. Ancak, erkekler daha güçlü, kuvvetli yaratıldıkları için ağır, yorucu işler ve nafaka temini bunlara verilmiş, kadınlar, daha rahat, daha neşeli bırakılmak suretiyle mesud kılınmıştır.
    İslamın bütün müslümanları birbiri ile nasıl kardeş yaptığı hakkında fazla bir şey söylemek istemiyorum. Zira bütün dünya müslümanların nasıl birbirini sevdiklerini, birbirlerine muavenet, yardım ettiklerini bilir.Müslümanlıkta, zengin, fakir, soylu, köylü, memur, işçi, tüccar, herkes Allahu tealanın huzurunda birdir ve birbirinin kardeşleridir. Ben, hangi müslüman memleketine gitdiysem, kendimi kendi evimde ve kardeşlerimin yanında hissettim.
    Son olarak şunu söyliyeceğim:İslamiyet, insanları bütün gün boyunca hem dürüst çalışmağa ve hem de Allahu tealaya karşı kulluk, ibadet vazifesini yapmağa davet eder. Bugünkü hıristiyanlık ise, insanları yalnız Pazar günü, güya dua etmeğe, diğer günlerde ise, Allahu tealayı tamamen unutarak, dünya işlerine, günahlara sevk eder.
    İşte, bütün bunlar için müslüman oldum ve müslüman olduğum için iftihar ediyorum.


    ABDULLAH AYMAZ
    1949'da Kütahya'nın Emet ilçesinin Hacımahmut köyünde dünyaya geldi. İlkokulu Hacımahmut köyünde okudu. İmam Hatip Lisesi ve Yüksek İslâm Enstitüsü'nü İzmir'de okudu. Lise yıllarında Gurbet dergisinde yazıları yayınlandı. Tire ve İzmir'de öğretmenlikler yaptı. 1978'de yayınlanmaya başlayan Sızıntı dergisinde yazıları yayınlandı. Özel vakıf idareciliği ve eğitim hizmetlerinde bulundu. 1988 yılından bu yana gazetecilik yapmaktadır. İsmail Yediler, Hüseyin Bayram, Safvet Senih gibi müstear isimlerle kitaplar neşretti. Halen ZAMAN gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı ve yazarıdır. Temiz bir Türkçe, net ve açık bir ifade, "sehl-i mümteni" vasfıyla nitelendirilebilecek cümleler; Abdullah Aymaz'ın Türkçesinin belirgin karakterlerini teşkil eder.
    ESERLERİ: 1- Yaratılış ve Kader, 2- Peygamberler, 3- Kaderin ilmi isbatı, 4- Ölüm ve Diriliş, 5- Kur'an ve İlimler, 6- Zeka Tomrukları, 7- Hep taze mucize, 8- İbadetlerin Getirdikleri,
    9- Ruhlar ve Ötesi, 10- Şüpheler üzerine, 11- Sen Yusuf musun?, 12- Kelimeler Armonisi, 13- Hadislerin Işığında Hadiseler, 14- Onlar Yıldız Gibiydiler, 15- Duyduklarım, Gördüklerim, 16- Hatıralar Işığında, 17- Mercan Mağaraları, 18- Gaybın Haberleri, 19- Hikmet,20- Dışa Yansıyan İç Dünyamız (1-2), 21- Miraç Şehsuvarı, 22- Hücre Devleti.


    ABDULLÂH B. ZÜBEYR
    Zübeyr bin Avvâmın oğludur. Annesi Esmâ binti Ebî Bekr Sıddîkdır. Hicretden yirmi ay sonra tevellüd etdi. İsmini Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" koydu ve düâ etdi. Cesûr, kuvvetli, kahraman idi. Geceleri ibâdet eder, gündüzleri oruc tutardı. Tunus harbinde, yüzyirmibin düşman askeri ile yirmi bin islâm mücâhidi savaşırken, düşman kumandanı Cercîri öldürerek zafere sebeb oldu. Cemel vak'asında, Alîye "radıyallahü anh" karşı idi. Yezîde bî'at etmedi. Dokuz sene Mekkede halîfe oldu. Yemen, Irak ve Horasan elinde idi. Abdülmelikin kumandanı Haccâc bin Yûsüf, 72 yılında Mekkeyi muhâsara ve mancınık ile şehri tahrîb etdi. Abdüllah, 73 [m. 692] de alnına gelen mancınık taşı ile yaralandı ve şehîd edildi "radıyallahü teâlâ anh". Vâlidesi Haccâcın karşısına çıkıp acı ve doğru sözler söyledi. Harâb olan Kâ'beyi ve ayrıca türbe-i nebevîyi ta'mîr etdi. Şehîd edildikden sonra, Abdülmelik bin Mervân, Kâ'benin bir dıvârını yıkdırıp, Hacer-i esvedi eski yerine koydurdu. Bugünkü Kâ'benin üç dıvârı Abdüllah, bir dıvârı Abdülmelik yapısıdır.


    ABDULLAH BIN ABDÜLMUTTALIB
    Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamın babası. Babası Abdülmuttalib (Şeybe)dir. Annesi Fatıma binti Amr'dır. Babasının onuncu oğludur. Yaklaşık olarak 553 veya 546 yılında doğdu. Peygamber efendimizin doğumundan yedi ay önce vefat etti.
    Babası Abdülmuttalib o devirde Mekke hakimiydi. Zemzem kuyusunu yeniden ortaya çıkarıp, tamiri esnasında, on erkek çocuğa sahib olduğunda birini kurban etmeyi adamıştı. Arzusu gerçekleştikten sonra, gördüğü bir rüya üzerine adağını hatırladı. Kurban edilecek oğlunu belirlemek maksadıyla oğulları arasında kura çekti. Kura Abdullah'a çıktı. Abdülmuttalib, Medineli bir Arraf
    (kahin) tarafından teklif edildiği üzere, o günkü örfe göre diyet olarak kabul edilen on deve getirtti. Abdullah ile develer arasında kura çekti. Kura Abdullah'a çıkınca, deve sayısını on adet arttırdı. Develerin sayısı yüze ulaşınca, kura develere çıktı. Bunun üzerine yüz deveyi kurban ederek çok sevdiği oğlu Abdullah'ı kurtardı. Peygamber efendimiz hazret-i İsmail'i ve babası Abdullah'ı kastederek; "Ben iki kurbanlığın oğluyum." buyurmuştur.
    Abdullah bin Abdülmuttalib akranları arasında çok sevilen ve yakışıklı bir gençti. Onun alnında bir nur parlardı. Bu nur, Muhammed'in aleyhisselam nuruydu. Hazret-i Adem'den beri bütün dedelerinden ve babalarından intikal ederek gelen bu nur en son Abdullah'a erişmişti.
    O nura sahib olabilmek için zamanın nice zengin ve namuslu kızları ona evlenme teklif etmişlerdi. Bu maksatla uzak memleketlerden gelenler bile vardı. Bu nur, Zühre oğullarının efendisi Vehb'in kızı Amine'ye nasib oldu. Abdullah bin Abdülmuttalib evliliğinden kısa bir müddet sonra ticaret maksadıyla yaptığı Şam seyahati dönüşünde Medine'de babasının dayıları olan Adi bin Neccar oğulları yanında bir ay hasta yattıktan sonra Peygamber efendimizin doğumundan yedi ay kadar önce vefat etti. Orada defnedildi. Mescid-i Nebi'nin Bab-üs-Sıddik kapısı hizasından, 500 metre kadar uzaklıkta bulunan kabir, mescidin 1976'da genişletilmesi sırasında yıkılmıştır. Abdullah'ın doğum tarihi ve vefat ettiği zaman kaç yaşında olduğuna dair çeşitli rivayetler
    vardır.
    Hazret-i Abdullah ve Amine, İbrahim aleyhisselamın dinine göre ibadet ederlerdi. İslam alimlerinin ekserisinin bildirdiğine göre Allahü teala Peygamberimize lütuf ve ihsan olarak veda haccında anne ve babasını diriltti. Zaten mü'min olan anne ve babası, Peygamberimize iman ederek O'na ümmet oldular.

  7. #7
    Asil Kartallar WeNDeLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.08.2006
    Yer
    Diyarbakır..!
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.152
    Rep Gücü
    2838

    Standart

    ABDULLAH CEVDET
    Osmanlı Devletinin son devirlerinde yaşamış siyaset adamı ve yazar. Jön Türkler hareketlerini başlatanlardan ve İttihad ve Terakki Cemiyetinin kurucularından. Babası Diyarbekir Birinci Tabur Katibi Ömer Vasfi Efendi olup, 9 Eylül 1869'da Arapkir'de doğdu. 1932'de İstanbul'da öldü.
    İlk tahsilini Arapkir'de ve Hozat'ta yaptıktan sonra Mamüretü'l-Aziz (Elazığ) Askeri Rüşdiyesini bitirdi. Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisinden de mezun olduktan sonra Mekteb-i Tıbbiyeye girdi. Biyolojik materyalist fikirlerin tesirinde kaldı. Dinin insan üzerindeki fonksiyonlarını inkar eden ve her şeyi madde ile açıklamaya çalışan materyalist görüşlere yer veren bazı eserler yazdı.
    Talebeyken 1889'da tıbbiyeli arkadaşları ile sonradan İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani adlı gizli cemiyeti kurdu. Siyasi faaliyetleri sebebiyle birçok defa tutuklandı. 1894'te Mekteb-i Tıbbiyeden mezun oldu. Haydarpaşa Hastahanesinde vazife aldı. Geçici olarak Diyarbakır'a vazifeli gönderildi. Orada İttihad-ı Osmani Cemiyetine Ziya Gökalp gibi pekçok kimseyi üye kaydetti. İstanbul'a döndükten sonra siyasi faaliyetlere devam ettiği ve devlete karşı olan faaliyetleri sebebiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. 1896'da Bakanlar Kurulu kararıyla Trablusgarb'a sürüldü. Burada da siyasi faaliyetlere devam etti.
    Mizan ve Meşveret adlı dergilere imzasız ve "Bir Kürt" takma adıyla yazılar gönderdi. Fizan'a sürüldü ise de oradan Tunus'a kaçtı. Paris'e geçerek Osmanlı Devletini yıkmak için faaliyet gösteren Jön Türklere katıldı. 1897'de Cenevre'ye giderek İttihad ve Terakki Cemiyetinin merkez komitesinde yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde takma adıyla yazılar yazdı. 1899'da Viyana sefareti tabipliğine tayin edildi. 1903'te tekrar Cenevre'ye giderek bir matbaa kurdu ve İctihad Mecmuası'nı çıkarmaya başladı. 1904'te Osmanlı İttihad ve İnkılap Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdığı yazılarda Sultan İkinci Abdülhamid Han ve diğer hükumet erkanı hakkında çirkin ifadeler kullandı. 20 Ekim 1904
    ’te İsviçre'den sınır dışı edilince, İctihad Dergisi ve kütüphanesini Mısır'a naklederek bölücü ve yıkıcı faaliyetlerine devam etti. Şura-yı Osmani Cemiyetinin idaresinde vazife aldı. Bu sırada İslam düşmanı ve müsteşrik Dozy'nin eseri Essai Sur l'histoire de l'İslamisme adlı kitabını Tarih-i İslamiyet adıyla tercüme etti. Bu kitapta Peygamberimize karşı saygısız ifadeler kullandığı için dindar insanların samimi duygularını rencide etti. Bu yüzden pekçok kimse tarafından, kendi yanlış fikirlerinden başkasını kabul etmeyen, Allah düşmanı manasında "Adüvvullah Cevdet" diye anıldı. Bozuk fikirlerine zamanın hakiki alimleri tarafından cevaplar verildi.
    İkinci Meşrutiyetin ilanından ve İkinci Abdülhamid Hanın tahttan indirilmesinden sonra 1910 senesi sonlarında İstanbul'a dönen Abdullah Cevdet, İttihad ve Terakki ileri gelenleriyle arası açık olduğundan Cağaloğlu'nda İctihad Evi adını verdiği binaya yerleşerek İctihad Dergisini çıkarmaya devam etti. Aynı sene içinde kurulan Osmanlı Demokrat Fırkasının ikinci başkanı oldu. Bu fırka, Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla birleşince de, siyasi faaliyetlerini Kürt Teali Cemiyetine girerek devam ettirdi. Çıkardığı İctihad Dergisi, din ve devlet aleyhinde yazılar yazdığı için birçok defa kapatıldı. Bir ara İsviçre'ye giderek Osmanlı Devleti aleyhinde çalışan muhaliflere katılmak istediyse de isteği İsviçre hükumeti tarafından reddedildi. Daha sonra İttihadcıların desteğiyle çıkan Hak Gazetesinin yazarlarından oldu. Birinci Dünya Harbinden sonra yeniden siyaset ve yayın faaliyetlerine başladı. 1 Kasım 1918'den itibaren İctihad Dergisini yeniden çıkardı. Tekrar İttihadcıların aleyhinde yazılar yazdı. İngiliz Muhibler Cemiyetini kurdu. Ayrıca İngilizlerle işbirliği yapan Kürdistan Teali Cemiyetinde de önemli roller aldı. İctihad Mecmuasıında dini tezyif edici yazılar neşr etmeye devam etti. Bir ara Sıhhıye Müdürü olduysa da bu vazifeden alındı. 25 Mayıs 1920'de bu vazifeye yeniden tayin edildi. Fakat yedi ay sonra tekrar alındı. Yeniden neşr etmeye başladığı İctihad Dergisinin 1 Mart 1922 tarihli 144. sayısında Bahailiğin yeni bir din olarak kabul edilmesini tavsiye etti. İstiklal Harbinden sonra İctihad Dergisinde yeni idareyi öven yazılar yazarak nüfuz kazanmak istedi. Bu mecmuada Türkiye'nin nüfus politikasıyla ilgili olarak; "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir." şeklindeki iddiasının yer aldığı bir yazıyı kendi imzasıyla yayınladı. Bu yazısı bütün yurtta büyük ve derin bir nefrete sebep oldu.
    Ömrünün sonuna doğru tamamen yalnız kalan Abdullah Cevdet 29 Kasım 1932'de öldü.


    ABDULLAH ÇATLı
    1956 yılında Nevşehir
    ’de doğdu. Ülkücü militan.1977'de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 25 Mayıs 1978'te de Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildi. Çok sayıda siyasi cinayet, bombalama, kahve taranması ve hapsten adam kaçırma olayının düzenleyicisi olmakla suçlandı. 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildi.23 Ağustos 1978'de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Ülkücü Nevzat Bor ile birlikte yakalandı ve gözaltına alındı. ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun "Ankara'nın her tarafında bomba patlatırız" tehdidi yüzünden serbest bırakıldığı da iddia edildi.
    Abdullah Çatlı'nın, 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra 4 Mart 1982'de çıkartılabildi.1979 yılında İstanbul'a yerleşen ve Hasan Kurtoğlu sahte kmlğn kullanan Çatlı, burada silah ve uyuşturucu kaçakçıları ile yakın ilişkiler kurdu. Emniyet tarafından hazırlanan bir belgede, 16 Mart katliamında kullanılan TNT kalıplarının Çatlı tarafından satın alındığı ettiği ifade edliyor.Çatlı, İstanbul'da kaldığı dönemde Ağca'nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti, Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi'nin öldürülmesinden sonra Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına sahte pasaport temin ettiği, hatta Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı'nın evinde kaldı.
    Çatlı, Nevşehir Emniyetinden sağladığı pasaport ile 12 Eylül'ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana'da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduğu ileri sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş sahte pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982'de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika'da yapılan Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldı iddia edildi. 22 Ekim 1983'de Paris'te MİT ile ilişkiye geçtiği ve ASALA'ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984'de Paris'te 450 gr. eroin ile yakalandığında üzerinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa'da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985'de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuştu. Oral Çelik'in suikast ile ilgisi olmadığını, Ağca'nın Bulgar ajanı olabileceğini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından uyuşturucu kaçakçılığından 7 yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. 21 Mart 1990'da Zug cezaevinden kaçtı.
    1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş sahte pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. Yeşilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulunacaktı. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı.
    Türkiye'de Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Çatlı'nın İstanbul'da 6 şirkete ortak olmuş ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansmanı olarak görülen Kürt kökenli işadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995'de Azarbeycan'da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediği; ilişki içinde olduğu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleştirdikleri; Mehmet Ali Yaprak'ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeşitli resmi belgelerinde ifade edilmektedir.
    Çatlı, 3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında öldü.
    Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sahte kimlikler, yeşil pasaport, ruhsatsız silah ve ceket cebinde bir miktar kokain bulunuyordu. Yapılan otopside kanında kokain maddesine rastlandı. 5 Kasım 1996'da Nevşehir'de yapılan cenaze törenine, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kişilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.
    Babam Çatlı Kitabı Üzerine Gökçen Çatlı ile söyleşi...
    Soru: Kitap çıktıktan sonra ki duygularınızı alabilir miyiz?
    Kitabı inanarak yazdım. Yayınevi müdürü Osman Bey, kitabın kapaklanmış halinin bittiğin müjdesini verdiğinde, kendimden hiç ummadığım bir tepki geldi. Bu benim özelim ama göz yaşlarıma hakim olamadım. Uzun ve zorlu sayılabilecek dört yılın maratonu, yani inanarak kaleme aldığım babam Abdullah Çatlı
    ’nın hayatını belirleyen kıstaslar, bilmeyenlerin de bilgisine sunulacaktı. Bu çok şey demekti. Sabır ve sukunet içerisinde bekledeğim zaferin ilk anahtarıydı. Bu nedenle o süreçten bugüne yaşamış olduğum son derece faziletli. Bunları da yoğun olarak yaşadığımdan olsa gerek, kendimim ifade etme zorluğu hissediyorum. Ama özetle kendime yakın gördüğüm büyüklerimin, tarihi bir misyonu başarıyla bitirdiğiimi söylemelerinden onur duyuyorum.
    Genç Yaşta Şöhret Olmak Nasıl Bir Duygu?
    Şöhret kelimesi benim konumumdaki birine antipatik hatta çok düzeysiz geliyor. Bizler mütevazi insanlarız. Samimiyetle yapılan hiçbir icraatın karşılığı beklenemez, bekleyenlerinde samimiyetinden şüphelenmeli. Vefat etmiş biri tarafından gelecek olan şöhreti kapımdan içeri sokmam. Ama derseniz ki, özellikle kitabın başarısıyla birlikte daha göz önüne çıktınız, bu da sizi tanımamıza sebeb oldu bu daha uygun olur. Kitapla birlikte mücadeleme inananlar adeta kitle hareketi oluşturdu. Şu an ciddi ve özellikle objektif olarak bir anket yapılsa Abdullah Çatlı gönüldaşlarının ne denli çoğaldığı dikkat çekecektir. Bunun altını önemle çizerim.
    Keşke yazsaydım veya yazmasaydım dedikleriniz oldu mu?
    Kitapla ilgili pişman olduğum bir şey yok. Kaleme aldığım her satırın arkasındayım. Yazamadıklarım değil yazmadıklarım benim seçimim olduğundan bunda gönlüm rahat. Kitabın içeriği sıcak bir rüzgar estirdi. Tabii estirirken kimilerini savrulmakla rahatsız etti, kimilerinin yüreğini ferahlattı. Bakın gerçek tektir. Yorumun ise yüz anlatım şekli vardır. Ben burada demagoji yapıp yorumlarımda sakız gibi sündürme işlemi yapmadım. Bildiğim gerçeklere yer yer hacim katarak, madalyonun ötekini yüzünü değilde, esas yüzünü çevirdiğimden samimiyetimde olası bir pişmanlığa meydan tanımadım. Her şey planladığım gibi üzere seyir aldı.
    Kitapla Birlikte Harekete Geçen Taşlar Oldu mu?
    Oldu. Dediğim gibi sivil harekette ciddi dalgalanma mevcut. Öteki taraf adına ketum davranmak isabetli karar ama şu bir gerçek ki, Abdullah Çatlı olgusunun tüm çıplaklığıyla açıklanmasındna rahatsız olanlar, 24 yasşındaki bir kızın ciddiyetle gerçeklere ışık tuttacağını ve bunun bu denli benimseneceğini tahmin edememiş olmalarından sanırım onları hayalkırıklığına uğrattım. Neticede rahatsız olanın da olmayanın da birleştiği bir nokta var: Abdullah Çatlı
    ’ya saygı duyuyorlar. Zaten babamın benimsemiş olduğu yaşam biçimi bunu otomatikman beraberinde getiriyor.
    Olumlu ve olumsuz aldığınız eleştiriler hangi yöndeydi?
    Bir kere burada çok net bir tablo çıktı ortaya: kitap bekleniyordu. Bundan ibaret, açıkcası olumlu destek ve eleştiriden ziyade köstek grubunun atağının olacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Dört yıldır babamı Susurluk çetesine dizisine dahil eden bazı medya kuruluşları bile bana sonsuz cevap ve ifade etme olanağı tanıdılar. Hatta kitabın içeriğinden etkilendiklerini söyleyen gazeteciler bile oldu. Bu da ülkemizin haber isthbaratını sağlayan medyaya karşı azalmış güvenimi bir nebze azalttı. En fazla altı okurdan olumsuz eleştiri aldım. Bunları da doğal karşıladım. Neydi bunlar: yazım yanlışlıkları, bazı konularıbıçak sırtı gibi kesip atmam, objektifliğimden şüpheye düşenler. Yazım yanlışlıklarının olma sebebi kitabın matbaaya en hızlı şekilde verilmek zorunda olmasından kaynaklandı. Anlıyacağınız bizim de o dönemde tereddütlerimiz vardı. Kitap öyle ya da böyle derhal piyasaya sürülmeliydi. Dolayısıyla son okumayı yapamadım. Ama yazım yanlışlıklarını son baskılarda düzelttik. Taraf tuttuğumu söyleyenlere yanıt olarak şunu verebilirim: benim kadar en aza indirgenmiş şekilde taraf tutmuş kim var? Tabii burada diğer yazarlardan farklı olan konumumu unutmamak ve şunun da altını çizmek gerekir. Benim kitabımı kimse yönlendirmediği ve bilgiler direk benden çıktığı için yazdıklarım ondan bundan alma potpori bilgiler değil. Dolayısıyla benim gerçeğimi yazarken taraf tutmam hayal ürünü bir hayatı yazmam anlamına gelirdi. Bu da her satırda kendini belli ederdi.
    Bir diğer olumsuz eleştiri ya da aeksik olarak bulunan, konuları bıçak sırtı gibi kesip atmam aslında kitabın ilerleyen safhalarının satır aralarında inceden inceye eksik kalanlara dokunma yöntemini izledim. Şayet daha dikkatli okuncak olunursa çizdiğim tablonun rötuşlarını göreceklerdir.
    Olumlu eleştirileri kısaca özetleyecek olursak olursam: bu çalışmayı bekleyenler yüreklerine su serpildiğini, gizlenen önemli olaylara vafik olduklarını, Çatlı
    ’ya hayranlıklarının arttığını, yeni doğan bebeklere babamın adını verdiklerini, kitabı çok akıcı bulduklarını ve ciddi bir yazı örgümün olduğunu... ve bunlar gibi daha neler neler. İnandığım değerlere sıkı sıkıya asılmama yeni vesile olan bu düşüncelerin sahiplerine ne desem az gelecek. Aslında burada eklencek bir şey daha var. Kapalı kapılar ardında, bu kitabı benim yazmadığım söylenmiş! Lütfen ciddi olsunlar. En azından medyaya canlı olarak verdiğim roportajlardan hareket ederek bu söylemlerindeki haksızlığı düzeltsinler. Olur mu böyle şey.
    Kitabın best seller olmasını bekliyormuydunuz?
    Benim için daha önemlisi her türlü kitleye yayılması ve elatı kitabı edilmesiydi. Okurlar bana bu açıdan sahip çıktılar. Bunun değeri benim için hiç bir şeyle ölçülmez. Bütün bu kargaşa arasında bu manaviyatı bana yaşatanlara ve mucadeleye ortak olanlara boynumun borcunu nasıl öderim hiç bilmem. İnşaallah Allah (c.c.) nasip eder ve atılımlarım devam ederse, belki bir nebze de olsa bu desteğin karşılığını verebilirim.
    Gelecekle ilgili projelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
    Şu an 24 yaşındayım ve son sınıf öğrencisi olarak bir devlet ünv. Yabancı dil üzrine eğitim alıyorum. Eğer bir aksilik çıkmaz ise gelecek yıla uluslararası ya da siyasal okumak istiyorum. Üçüncü bir yabancı dili kafaya takmış bulunuyorum. Boş durmayı sevmediğimden hep arayış içerisindeyimdir. Aslında bu beni yoruyor. Bunun haricinde iş açacak kadar özel bir konu üzerine deneyimim yok.
    Kitabın devamı bekleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
    Gerçekler ne yazmakla ne de söylenmekle tükenir. Şayet söyliyeceklerim bitmediyse, bu vaziyet bir netice gösteriyor. Ancak bunu şimdilik askıya almış durumdayım.
    Sizin Ekleyecekleriniz var mı?
    Gökçen Çatlı:Su an ülkemiz ağır bakımda. Yorum, avuntu, teselli, sorun sunmalardan ziyade neticeye ihtiyacımız var. Ülkemiz şifa bekleyen hasta miasli ağır bakımda. Sözüm Ankara
    ’ya; bize aspirin tedavisi vermekten vazgeçsinler. Başımız ağrımıyor, ağır bakımdayız.


    ABDULLAH ÇATLı
    1956 yılında Nevşehir
    ’de doğdu. Ülkücü militan.1977'de Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 25 Mayıs 1978'te de Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildi. Çok sayıda siyasi cinayet, bombalama, kahve taranması ve hapsten adam kaçırma olayının düzenleyicisi olmakla suçlandı. 11 Temmuz 1978'de Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi'nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildi.23 Ağustos 1978'de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Ülkücü Nevzat Bor ile birlikte yakalandı ve gözaltına alındı. ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun "Ankara'nın her tarafında bomba patlatırız" tehdidi yüzünden serbest bırakıldığı da iddia edildi.
    Abdullah Çatlı'nın, 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra 4 Mart 1982'de çıkartılabildi.1979 yılında İstanbul'a yerleşen ve Hasan Kurtoğlu sahte kmlğn kullanan Çatlı, burada silah ve uyuşturucu kaçakçıları ile yakın ilişkiler kurdu. Emniyet tarafından hazırlanan bir belgede, 16 Mart katliamında kullanılan TNT kalıplarının Çatlı tarafından satın alındığı ettiği ifade edliyor.Çatlı, İstanbul'da kaldığı dönemde Ağca'nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti, Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi'nin öldürülmesinden sonra Abdullah Çatlı'nın, Mehmet Ali Ağca ve arkadaşlarına sahte pasaport temin ettiği, hatta Mehmet Ali Ağca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı'nın evinde kaldı.
    Çatlı, Nevşehir Emniyetinden sağladığı pasaport ile 12 Eylül'ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana'da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981'de Ağca tarafından gerçekleştirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduğu ileri sürüldü. 22 Şubat 1982'de İsviçre'de Mehmet Saral adına düzenlenmiş sahte pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982'de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika'da yapılan Dünya Anti Komünistler Birliği toplantısına katıldı iddia edildi. 22 Ekim 1983'de Paris'te MİT ile ilişkiye geçtiği ve ASALA'ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984'de Paris'te 450 gr. eroin ile yakalandığında üzerinde Hasan Kurtoğlu adına düzenlenmiş bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa'da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985'de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuştu. Oral Çelik'in suikast ile ilgisi olmadığını, Ağca'nın Bulgar ajanı olabileceğini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından uyuşturucu kaçakçılığından 7 yıl ceza aldığı İsviçre'ye iade edildi. 21 Mart 1990'da Zug cezaevinden kaçtı.
    1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş sahte pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. Yeşilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulunacaktı. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı.
    Türkiye'de Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Çatlı'nın İstanbul'da 6 şirkete ortak olmuş ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde PKK'nın finansmanı olarak görülen Kürt kökenli işadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995'de Azarbeycan'da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit'in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediği; ilişki içinde olduğu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleştirdikleri; Mehmet Ali Yaprak'ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeşitli resmi belgelerinde ifade edilmektedir.
    Çatlı, 3 Kasım 1996'da Balıkesir'in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiği trafik kazasında öldü.
    Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sahte kimlikler, yeşil pasaport, ruhsatsız silah ve ceket cebinde bir miktar kokain bulunuyordu. Yapılan otopside kanında kokain maddesine rastlandı. 5 Kasım 1996'da Nevşehir'de yapılan cenaze törenine, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kişilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.
    Babam Çatlı Kitabı Üzerine Gökçen Çatlı ile söyleşi...
    Soru: Kitap çıktıktan sonra ki duygularınızı alabilir miyiz?
    Kitabı inanarak yazdım. Yayınevi müdürü Osman Bey, kitabın kapaklanmış halinin bittiğin müjdesini verdiğinde, kendimden hiç ummadığım bir tepki geldi. Bu benim özelim ama göz yaşlarıma hakim olamadım. Uzun ve zorlu sayılabilecek dört yılın maratonu, yani inanarak kaleme aldığım babam Abdullah Çatlı
    ’nın hayatını belirleyen kıstaslar, bilmeyenlerin de bilgisine sunulacaktı. Bu çok şey demekti. Sabır ve sukunet içerisinde bekledeğim zaferin ilk anahtarıydı. Bu nedenle o süreçten bugüne yaşamış olduğum son derece faziletli. Bunları da yoğun olarak yaşadığımdan olsa gerek, kendimim ifade etme zorluğu hissediyorum. Ama özetle kendime yakın gördüğüm büyüklerimin, tarihi bir misyonu başarıyla bitirdiğiimi söylemelerinden onur duyuyorum.
    Genç Yaşta Şöhret Olmak Nasıl Bir Duygu?
    Şöhret kelimesi benim konumumdaki birine antipatik hatta çok düzeysiz geliyor. Bizler mütevazi insanlarız. Samimiyetle yapılan hiçbir icraatın karşılığı beklenemez, bekleyenlerinde samimiyetinden şüphelenmeli. Vefat etmiş biri tarafından gelecek olan şöhreti kapımdan içeri sokmam. Ama derseniz ki, özellikle kitabın başarısıyla birlikte daha göz önüne çıktınız, bu da sizi tanımamıza sebeb oldu bu daha uygun olur. Kitapla birlikte mücadeleme inananlar adeta kitle hareketi oluşturdu. Şu an ciddi ve özellikle objektif olarak bir anket yapılsa Abdullah Çatlı gönüldaşlarının ne denli çoğaldığı dikkat çekecektir. Bunun altını önemle çizerim.
    Keşke yazsaydım veya yazmasaydım dedikleriniz oldu mu?
    Kitapla ilgili pişman olduğum bir şey yok. Kaleme aldığım her satırın arkasındayım. Yazamadıklarım değil yazmadıklarım benim seçimim olduğundan bunda gönlüm rahat. Kitabın içeriği sıcak bir rüzgar estirdi. Tabii estirirken kimilerini savrulmakla rahatsız etti, kimilerinin yüreğini ferahlattı. Bakın gerçek tektir. Yorumun ise yüz anlatım şekli vardır. Ben burada demagoji yapıp yorumlarımda sakız gibi sündürme işlemi yapmadım. Bildiğim gerçeklere yer yer hacim katarak, madalyonun ötekini yüzünü değilde, esas yüzünü çevirdiğimden samimiyetimde olası bir pişmanlığa meydan tanımadım. Her şey planladığım gibi üzere seyir aldı.
    Kitapla Birlikte Harekete Geçen Taşlar Oldu mu?
    Oldu. Dediğim gibi sivil harekette ciddi dalgalanma mevcut. Öteki taraf adına ketum davranmak isabetli karar ama şu bir gerçek ki, Abdullah Çatlı olgusunun tüm çıplaklığıyla açıklanmasındna rahatsız olanlar, 24 yasşındaki bir kızın ciddiyetle gerçeklere ışık tuttacağını ve bunun bu denli benimseneceğini tahmin edememiş olmalarından sanırım onları hayalkırıklığına uğrattım. Neticede rahatsız olanın da olmayanın da birleştiği bir nokta var: Abdullah Çatlı
    ’ya saygı duyuyorlar. Zaten babamın benimsemiş olduğu yaşam biçimi bunu otomatikman beraberinde getiriyor.
    Olumlu ve olumsuz aldığınız eleştiriler hangi yöndeydi?
    Bir kere burada çok net bir tablo çıktı ortaya: kitap bekleniyordu. Bundan ibaret, açıkcası olumlu destek ve eleştiriden ziyade köstek grubunun atağının olacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Dört yıldır babamı Susurluk çetesine dizisine dahil eden bazı medya kuruluşları bile bana sonsuz cevap ve ifade etme olanağı tanıdılar. Hatta kitabın içeriğinden etkilendiklerini söyleyen gazeteciler bile oldu. Bu da ülkemizin haber isthbaratını sağlayan medyaya karşı azalmış güvenimi bir nebze azalttı. En fazla altı okurdan olumsuz eleştiri aldım. Bunları da doğal karşıladım. Neydi bunlar: yazım yanlışlıkları, bazı konularıbıçak sırtı gibi kesip atmam, objektifliğimden şüpheye düşenler. Yazım yanlışlıklarının olma sebebi kitabın matbaaya en hızlı şekilde verilmek zorunda olmasından kaynaklandı. Anlıyacağınız bizim de o dönemde tereddütlerimiz vardı. Kitap öyle ya da böyle derhal piyasaya sürülmeliydi. Dolayısıyla son okumayı yapamadım. Ama yazım yanlışlıklarını son baskılarda düzelttik. Taraf tuttuğumu söyleyenlere yanıt olarak şunu verebilirim: benim kadar en aza indirgenmiş şekilde taraf tutmuş kim var? Tabii burada diğer yazarlardan farklı olan konumumu unutmamak ve şunun da altını çizmek gerekir. Benim kitabımı kimse yönlendirmediği ve bilgiler direk benden çıktığı için yazdıklarım ondan bundan alma potpori bilgiler değil. Dolayısıyla benim gerçeğimi yazarken taraf tutmam hayal ürünü bir hayatı yazmam anlamına gelirdi. Bu da her satırda kendini belli ederdi.
    Bir diğer olumsuz eleştiri ya da aeksik olarak bulunan, konuları bıçak sırtı gibi kesip atmam aslında kitabın ilerleyen safhalarının satır aralarında inceden inceye eksik kalanlara dokunma yöntemini izledim. Şayet daha dikkatli okuncak olunursa çizdiğim tablonun rötuşlarını göreceklerdir.
    Olumlu eleştirileri kısaca özetleyecek olursak olursam: bu çalışmayı bekleyenler yüreklerine su serpildiğini, gizlenen önemli olaylara vafik olduklarını, Çatlı
    ’ya hayranlıklarının arttığını, yeni doğan bebeklere babamın adını verdiklerini, kitabı çok akıcı bulduklarını ve ciddi bir yazı örgümün olduğunu... ve bunlar gibi daha neler neler. İnandığım değerlere sıkı sıkıya asılmama yeni vesile olan bu düşüncelerin sahiplerine ne desem az gelecek. Aslında burada eklencek bir şey daha var. Kapalı kapılar ardında, bu kitabı benim yazmadığım söylenmiş! Lütfen ciddi olsunlar. En azından medyaya canlı olarak verdiğim roportajlardan hareket ederek bu söylemlerindeki haksızlığı düzeltsinler. Olur mu böyle şey.
    Kitabın best seller olmasını bekliyormuydunuz?
    Benim için daha önemlisi her türlü kitleye yayılması ve elatı kitabı edilmesiydi. Okurlar bana bu açıdan sahip çıktılar. Bunun değeri benim için hiç bir şeyle ölçülmez. Bütün bu kargaşa arasında bu manaviyatı bana yaşatanlara ve mucadeleye ortak olanlara boynumun borcunu nasıl öderim hiç bilmem. İnşaallah Allah (c.c.) nasip eder ve atılımlarım devam ederse, belki bir nebze de olsa bu desteğin karşılığını verebilirim.
    Gelecekle ilgili projelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
    Şu an 24 yaşındayım ve son sınıf öğrencisi olarak bir devlet ünv. Yabancı dil üzrine eğitim alıyorum. Eğer bir aksilik çıkmaz ise gelecek yıla uluslararası ya da siyasal okumak istiyorum. Üçüncü bir yabancı dili kafaya takmış bulunuyorum. Boş durmayı sevmediğimden hep arayış içerisindeyimdir. Aslında bu beni yoruyor. Bunun haricinde iş açacak kadar özel bir konu üzerine deneyimim yok.
    Kitabın devamı bekleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
    Gerçekler ne yazmakla ne de söylenmekle tükenir. Şayet söyliyeceklerim bitmediyse, bu vaziyet bir netice gösteriyor. Ancak bunu şimdilik askıya almış durumdayım.
    Sizin Ekleyecekleriniz var mı?
    Gökçen Çatlı:Su an ülkemiz ağır bakımda. Yorum, avuntu, teselli, sorun sunmalardan ziyade neticeye ihtiyacımız var. Ülkemiz şifa bekleyen hasta miasli ağır bakımda. Sözüm Ankara
    ’ya; bize aspirin tedavisi vermekten vazgeçsinler. Başımız ağrımıyor, ağır bakımdayız.


    ABDULLAH GÜL
    59. HÜKÜMET BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI
    Kayseri Milletvekili-AKP
    KAYSERİ - 1950, Ahmet Hamdi, Adviye - İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi - İngilizce, Arapça - İktisat Doç. Dr., Öğretim Üyesi - Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Fakültesi Öğretim Üyesi, İslam Kalkınma Bankası İktisat Uzmanı - XIX, XX nci Dönem Kayseri Milletvekili - Devlet Eski Bakanı - Evli, 3 Çocuk.
    İşte yeni kabine Hürriyet 18 Kasım 2002
    58. Hükümet'i kurmakla görevlendirilen Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşmesinden sonra yeni kabineyi açıkladı. Abdüllatif Şener, Ertuğrul Yalçınbayır ve Mehmet Ali Şahin'in Başbakan Yardımcısı olduğu yeni kabinenin tek kadın üyesi Güldal Akşit Turizm Bakanlığı koltuğuna oturdu.
    Hükümeti kurmakla görevlendirilen AKP Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, yeni kabineyi onaylatmak için Sezer'le görüşmek için 15.40'da Köşk'e çıktı. Görüşme, 17.10'a kadar sürdü.
    Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nde yapılan yazılı açıklamada, ''Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, hükümeti kurmakla görevlendirdiği Kayseri Milletvekili Abdullah Gül'ü Çankaya Köşkü'nde kabul etmişlerdir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Abdullah Gül başkanlığında 58. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni onaylamışlardır'' denildi.
    Gazetecilerin karşısına çıkan Gül de yeni kabineyi açıkladı. İşte Cumhurbaşkanı Sezer tarafından onaylanan 58. Hükümet:
    Başbakan: Abdullah Gül
    Başbakan Yardımcıları: Abdüllatif Şener, Mehmet Ali Şahin ve Ertuğrul Yalçınbayır,
    Devlet Bakanları: Mehmet Aydın, Beşir Atalay, Ali Babacan, Kürşat Tüzmen.
    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Murat Başesgioğlu
    Adalet bakanı: Cemil Çiçek
    Dışişleri Bakanı: Yaşar Yakış,
    Milli Savunma Bakanı: Vecdi Gönül
    Milli Eğitim Bakanı: Erkan Mumcu
    İçişleri Bakanı: Abdülkadir Aksu
    Bayındırlık Bakanı: Zeki Ergezen
    Sağlık Bakanı: Recep Akdağ
    Sanayi Bakanı: Ali Coşkun
    Turizm Bakanı: Güldal Akşit
    Ulaştırma Bakanı: Binali Yıldırım
    Kültür Bakanı: Hüseyin Çelik
    Orman Bakanı: Osman Pepe
    Enerji Bakanı: Hilmi Güler
    Maliye Bakanı: Kemal Unakıtan
    Tarım Bakanı: Sami Güçlü
    Çevre Bakanı: İmdat Sütlüoğlu


    ABDULLAH KIĞıLı
    İşadamı. Meşhur Kiğılı Mağazası, Fenerbahçe eski yöneticisi ve Futbol Federasyonu eski Başkanı Abdullah Kiğılı'nın sahibi olduğu bir hazırgiyim markası. Anlaşılacağı üzre soyadlarını marka ismi yapmışlar. Aile köken olarak Bingöl'ün Kiğı ilçesinden göçme olduğu için soyadı kanunu çıktığında Kiğılı soyadını almışlar.


    ABDULLAH ÖCALAN
    Abdullah Öcalan 1948 yılında Güneydoğu Anadolu'da bir köyde dünyaya geldi. 7 Kasım 1978 tarihinde terör örgütü PKK'yı kurdu. Kısa bir süre sonra Suriye'ye geçen Abdullah Öcalan, örgütün kanlı eylemlerini buradan yönetmeye başladı. Kandırdığı gençler bölücü terör örgütü adına eylem yaparken, Öcalan savaş alanına hiç inmeden oturduğu yerde rahat bir yaşam sürdü.Türkiye'nin ısrarlı takibi sonucu Suriye, Öcalan'ı topraklarından çıkarmak zorunda kaldı. Suriye'den Rusya'ya, oradan İtalya'ya geçen Öcalan İtalyan Hükümeti tarafından da ülkeden çıkarılınca kendisine sığınacak yer aramaya başladı. Yunanistan Hükümeti, kuruluşundan beri destek verdiği PKK'nın liderini Kenya Büyükelçiliği'nde saklamaya karar verdi.
    Türk Güvenlik Güçleri'nin düzenlediği bir operasyonla Kenya'da kıskıvrak yakalanan teröristbaşının üzerinden sahte bir Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu çıktı. Eli kanlı terör örgütünün başı, Türkiye'de, İmralı Cezaevi'nde yargılandı ve hakettiği idam cezasına çarptırıldı. Abdullah Öcalan idam cezası Yargıtay tarafından 25 Kasım 1999 tarihinde onandı.
    GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM
    Öcalan'dan kitap gibi savunma
    Fuat Kars Bursa DHA
    Milliyet 11 Mayıs 2001

    Abdullah Öcalan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki (AİHM) duruşmasına 1000 sayfalık savunma hazırladı. Terör örgütü PKK lideri Öcalan'ın avukatlarından İrfan Dündar, Aydın Oruç ve Cihan Erbaş önceki gün İmralı'ya giderek bir saat süren görüşme yaptı. Öcalan'ın 31 Mayıs'ta görülmeye başlanacak duruşma için el yazısıyla şimdilik 200 sayfa savunma hazırladı. Kalan 800 sayfa için de daktilo istedi.
    GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM
    Hesaplaşma Batı
    ’yla olacak
    Abdullah Öcalan da Kemal Dervi
    ş'i desteklediğini açıkladı: Liberal sol ittifaktan yanayız
    Nethaber 11 Mayıs 2001
    Abdullah Öcalan, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in liberal sol ittifak kavramına destek çıktı. Geçen Çarşamba günü İmralı Adası'nda avukatları ile görüşen Öcalan, Özgür Politika gazetesinde yer alan yazılı açıklamasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi davası için hazırladığı savunmasında asıl hesaplaşmanın, "komplonun senaryosunu hazırlayan Batı ülkeleri ile olacağını" iddia etti.
    Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in "liberal sol ittifak" önerisine destek çıkıcı ifadeler kullanan Öcalan, şunları söyledi:
    "Türkiye belki Derviş yolu ile bunu deneyebilir. Önemli bir politika yürütüyor. Bu ittifak HADEP'i, ÖDP'yi, İnönü'yü, CHP'yi, Ecevit'i de içine alabilir. 1991'de DYP-SHP koalisyonunun demokratik çözüme yönelmemesi, Türkiye'nin büyük kaybına yol açmıştır. 1991'de gerçekleşmeyeni yeniden yapalım. Gelişecek sol liberal ittifakta özgücüne dayanarak yer alınabilir. Bu anayasal demokratik çözümü getirebilir. Derviş'in geliştirmeye çalıştıkları, başarılı olursa buna sağ da karşı çıkmaz; böylece Türkiye krizden çıkabilir."
    "İYİ ÖNDER OLAMADIM ÖZÜR DİLERİM"
    Öcalan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde almış olduğu tavrı da değerlendirerek, TSK'nın Türkiye'de demokratik gelişmeye tümüylü karşı olmadığını da ifade etti. Türkiye'nin kaybetmesini istemediklerini söyleyen Öcalan, bugüne kadar iyi bir önderlik yapamadığını şöyle itiraf ediyor:
    "Kürt halkı çok acılı bir halktır; keşke bunlar olmasaydı. Keşke daha iyi önderlik yapabilseydim. Bu iki yüzyıllık bir oyundur. Ben iyi bir önder olamadıysam, özür dilerim. Bunu yenilgi olarak da görmüyorum."
    11/05/2001 11:14


    ABDULLAH POLAT GÖZÜBÜYÜK
    Dr.Abdullah Polat Gözübüyük, 27 Mayıs 1960'dan sonra Adalet Bakanlığı yapmıştır.
    “Mücbir sebepler ve beklenmeyen haller” , “Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Açıklaması” isimli eserlerin de sahibidir.


    ABDULLAH TERCÜMAN
    Büyük âlim ve evliyâ. Onbeşinci asırda yaşamıştır. Kabri Tunus'tadır. Akdeniz'de bulunan Balear adalarının büyüğü olan Mayorka Adasında hıristiyan bir âilenin tek çocuğuydu. Tahsil yaşı gelince Nebuniye şehrinin en meşhur papazı olan Nikola Nertil'in yanında yetişti. İncil'i ezberledi. Hocası olan papazın yol göstermesi ile Tunus'a gitti ve orada müslüman oldu. Arapça'yı öğrenip İslâm ilimlerinde yetişti. Hıristiyanlığın iç yüzünü ve nasıl bozulduğunu anlattığı Tuhfet-ül-Erîb adlı eserini yazdı. 1420 yılında tamamlanıp 1873 yılında Londra'da ilk baskısı yapılan bu kitap 1981 yılında da İstanbul'da İhlâs Vakfı tarafından bastırıldı. Eser Hacı Zihni Efendi tarafından Türkçeye tercüme edildi ve Osmanlıca baskıları yapıldı. El yazması Berlin Kütüphanesindedir.


    ABDULLAH ZÜHDI EFENDI
    Osmanlıların son devrinde yetişen meşhur hattatlardan. İsmi, Abdullah Zühdi
    ’dir. Babası, 1835 (H. 1251) senesinde Şam’dan Kütahya’ya gelen Temim-i Dari sülalesinden Nabluslu Abdülkadir Efendidir. Bu sebeple yazılarının altına;" Abdullah Zühdi min Sülaleti Temim-i Dari" yazardı. Şam’da doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1878 (H. 1296) tarihinde Mısır’da vefat etti. Kurafe Kabristanında İmam-ı Şafii’nin (rahmetullahi aleyh) kabri civarına defnedildi.
    Abdullah Zühdi Efendi, Kütahya
    ’dan İstanbul’a geldikten sonra önce Eyyub Türbedarı Reşid Efendiden, sonra zamanının büyük hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendiden sülüs ve nesih öğrendi. Nuruosmaniye Mektebine ve Mühendishane-i Berr-i Hümayuna yazı muallimi tayin edildi.
    Sultan Abdülmecid Han zamanında Hicaz
    ’da yeniden tamir edilen Harem-i şerifin kitabelerini yazmak için 1858 tarihinde hattatlar arasında açılan müsabakada, kendisi de hattat olan Sultan Abdülmecid Han yazıları gözden geçirirken Abdullah Zühdi Efendinin hattına hayran kaldı ve saraya davet ederek; “Allahü teala feyzini müzdad etsin. Sana kayd-ı hayat şartı ile yedi bin beş yüz kuruş maaş tahsis ettim ve seni Harem-i şerifin yazılarını yazmaya memur ettim.” buyurdu ve Mecidi nişanı ile taltif etti. Bu muvaffakiyet ve padişahın fevkalade alakası henüz pek genç olan Abdullah Zühdi Efendinin en meşhur hattatlar arasına girmesine sebeb oldu.Abdullah Zühdi Efendi bu şerefli vazifeyle Hicaz’a gitti. Sultan Abdülmecid Hanın vefatına kadar Medine-i münevverede kalarak Mescid-i Nebevi’nin tamir edilen kısımlarını güzel yazılarıyla süsledi.
    Abdullah Zühdi Efendi daha sonraları İstanbul
    ’a döndü. Oradan Mısır’a gitti. Hidiv İsmail Paşa ile tanıştı. Paşa, kendisine çok itibar etti. “Mısır Hattatı” ünvanı ile vazife verdi. Mısır’da cami ve resmi dairelerin kitabelerini yazdı. Mekteplerde hat hocalığı yaptı. Celi ve sülüs tarzında pek çok eserler bıraktı. Mısır’da yetişmiş hattatlardan pek çoğu Abdullah Zühdi Efendinin talebesidir. Devrin vezirlerinden İbn-ül-Emin Hasib Paşaya bir tek mushaf-ı şerif yazmıştır. Paşa’nın terikesinde (mirasında) bu mushaf-ı şerifin 300 altına satıldığı rivayet edilmektedir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •