Tekstil mamullerinin (mallarının, malzemelerinin)
- Görünümünü (boyama, basma, parlaklaştırma, kayganlaştırma vs.)
- Tutumunu (yumuşatma, sertleştirme, dirileştirme, kayganlaştırma vs.)
- Kullanılma özelliklerini (Kolay ütülenir,güç tutuşur, su itici, çekmez vs.)
geliştirmek için yapılan işlemlere TEKSTİL TERBİYESİ İŞLEMLERİ denir.
Tekstil terbiye işlemleri, tekstil üretiminin başından sonuna kadar her safhasında uygulanabilir, yani elyaf, ön iplik (tops), iplik, kumaş, ve dikilmiş parçaların terbiyesi mümkündür. En yaygın olanı kumaş terbiyesi olduğundan, esas olarak kumaş terbiyesi üzerinde durulup, gerektiğinde elyaf, ön iplik, iplik ve dikilmiş parçaların terbiyesi hakkında da bilgi verilecektir.
Bir malın terbiyesi, yani istenilen görünüm, tutum ve kullanılma özelliklerini kazanması için, bazen 6-7 değişik terbiye işleminden geçmesi gerekmektedir. Çok sayıdaki terbiye işlemlerinin basit bir sınıflandırılması şu şekilde yapılabilir.
Tekstil terbiyesi
Ön terbiye işlemleri Renklendirme Bitim İşlemleri
Boyama Basma Kimyasal Mekaniksel
TERBİYE MADDESİNİN TEKSTİL MAMULÜNE APLİKASYONU VE REAKSİYONU
Bu terbiye işlemlerinden farklı olarak, yaş terbiye işlemleri sırasında tekstil mamulü, çeşitli kimyasal maddelerle temas haline getirilmektedir. Bunların bir kısmı istenilen terbiye özelliklerini sağlayan maddelerdir, diğer kısmı ise bu özelliklerin sağlanmasında yardımcı olan maddelerdir.
Terbiye maddeleri çoğunlukla katı veya sıvı halde bulunurlar. Gaz halinde bulunan terbiye maddeleri ile çalışmak içinde bazı yöntemler geliştirilmiş ise de, gazlarla çalışmak için kapalı (gaz kaçırmayan) özel terbiye makinelerine ihtiyaç olduğundan, bunların kullanımı yaygınlaşmamıştır.
Yaş terbiye işlemlerinde genellikle sulu ortamda çalışılır. 1970’li yılların başında bir ara çok güncel olan terbiye işlemlerini organik çözgenler (solventler) içerisinde yapma uğraşları, başlangıçta ümit edilen hızlı gelişmeyi göstermemişlerdir ve havayı kirletme tehlikeleri nedeniyle bundan sonrada yaygınlaşmaları beklenilmemektedir.
Sulu ortamda çalışırken arzu edilen, kullanılan katı veya sıvı haldeki terbiye maddesinin suda çözülmesidir. Fakat bazı durumlarda kullanılan bütün yardımcı maddelere rağmen bu mümkün olmaz. Bu taktirde suda çözülmeyen terbiye maddesinin, hiç olmazsa sula homojen şekilde karışmasını sağlamaya çalışılır. Böyle elde edilen sütümsü görünümdeki homojen karışıma genel olarak “Dispersiyon” denir. Bu şekilde elde edilen metastabil (kısmen dayanıklı) karışım iki sıvıdan (birisi su birisi sıvı terbiye maddesi) oluşuyorsa buna “Emülsiyon” ve esasında birbirleriyle karışmayan (birbiri içerisinde çözülmeyen ) su iki sıvının homojen bir karışım haline gelmesini sağlayan yardımcı maddeye de “Emülgatör” denir. Elde edilen matestabil karışım bir katı ve bir sıvıdan (su) oluşuyorsa buna “Süspansiyon” denir. Tekstil terbiyesinde genellikle “ süspansiyon “teriminin yerine genel terim olan “dispersiyon” terimi kullanılmakta ve süspansiyonun oluşmasını, yani bir sıvı içersinde çözülmeyen katı maddenin homojen bir şekilde dağılmasını sağlayan yardımcı maddeye de “DİSPERGİR MADDESİ” veya “DİSPERGATÖR” denilmektedir.
Çektirme
Çektirme yöntemiyle aplikasyonun esasını, terbiye işlemi görecek malın, uzun flotte oranında uzun süre muamele edilmesi oluşturmaktadır. Bu işlem sırasında, diğer bütün aplikasyon yöntemlerinden farklı olarak, aplikasyon ile birlikte reaksiyonda meydana gelmektedir. İşlem gören tekstil mamulünün kütlesini, flottenin kütlesini (veya hacmine) oranına “flotte oranı” denir.
İşlem gören tekstil mamulüne göre flotte miktarı ne kadar az ise, flotte oranı o kadar kısadır.
Çektirme yönteminin en önemli sakıncaları, flotte oranının uzun olması nedeniyle su, terbiye maddesi ve enerji tüketimlerinin yüksek olmasıdır. Bu nedenle çektirme yöntemine uygun çeşitli terbiye makineleri ve cihazları içerisinde de, flotte oranları diğerlerine nazaran nispeten daha kısa olanlar tercih edilmektedir.
Emdirme
Tekstil mamulünün bir tekne veya küvetteki flotte içerisinden kısa sürede geçirilip, sıkılması şeklinde yapılan aplikasyon yöntemine aplikasyon denir.
Emdirmede istenen durum, kullanılan terbiye makinesinin liflere substantifliğinin olmaması veya mümkün olduğu derece düşük olmasıdır. Böylece flotte içerisinden geçerken mamulün emdiği flottenin konsantrasyonu flottedekiyle aynı olur ve sonuçta tekne veya küvetteki flotte konsantrasyonunun zamanla değişikliğe uğraması önlenmiş olur.
Kurudan- Yaşa Emdirme
Bu yöntemde terbiye flottesiyle emdirilen kumaş kurudur.
Liflerin ve ipliklerin emme yeteneği sayesinde kuru hidrofil bir kumaş flotteyle yaş bir kumaşa nazaran daha çabuk ıslanır ve emer. Kumaşta flotteyle yer değiştirecek su bulunmadığından, emdirme işlemi süresince flotte konsantrasyonu değişikliğe uğramaz. Dolayısıyla kurudan-yaşa emdirmelerde reçetelerin hesaplanması da daha kolay olur.
Yaştan-yaşa Emdirme
Bir yaş terbiye işleminden sonra ikinci bir yaş terbiye işlemi yapılacaksa, birçok durumda tekstil mamulü ara kurutmaya tabi tutulmadan da çalışılabilir.
Kurutmanın enerji, zaman ve pahalı kurutuculara ihtiyaç gösteren bir işlem olduğu ve kurutucularda genellikle darboğaz oluştuğu düşünülürse, böyle çalışmanın avantajı daha iyi anlaşılır. Buna ilaveten, terbiye maddesi veya boyarmadde daha liflere fikse olmadan yapılan bir ara kurutmada meydana gelebilen rahatsız edici migrasyon (yer değiştirme) olatı tehlikesinin ortadan kalkması da yaştan-yaşa çalışmanın diğer bir avantajıdır.
Emdirme İçin Kullanılan Makineler
Emdirme için kullanılan en basit ve en yaygın fularddır. Fulardların esasını, içerisinde flottenin bulunduğu bir tekne ile sıkma merdaneleri oluşturmaktadır. Tekne şekline, merdane sayısına ve yerleştiriliş şekline göre çok değişik fulard şekilleri bilinmektedir.
Boyacılıktan farklı olarak, ön terbiye ve bitim işlemlerinde tekstil mamulünün flotteden geçiş süresinin mümkün derece uzun olduğu fulardlar tercih edilirler, zira bu işlemde kullanılan terbiye maddelerinin büyük bir çoğunluğunun liflere kaşı hiçbir substantifliği olmadığından, flottede kalış süresinin uzamasının her hangi bir sakıncası yoktur. Pigment halindeki boyarmaddelerin dışında kalan boyarmaddelerin ise, liflere az çok substantifliği söz konusu olduğundan, boyacılıkta ise genellikle U veya V şeklinde küçük küvetli fulardlar tercih edilmektedir.
Sıkma merdaneleri genellikle üzeri 40-70 derece Shore sertliğinde lastik kaplı, içi boş demir silindirlerden oluşmaktadır. İki merdane arasındaki sıkmalarda sorun, bütün merdane enince eşit bir sıkmanın sağlanmasının zor olmasıdır. Bastırmayı sağlayan kuvvet merdanelerin iki ucundaki akslardan etki ettiğinden, merdaneler buralarda daha fazla bir basınç oluşacak şekilde kavislenmektedir.
Kenarlarda ortaya nazaran daha fazla olan sıkmanın, her tarafta mümkün derece eşit olmasını sağlamak için eskiden beri alınan en basit önlem, merdanelerin orta kısımlarının bombeli yapılmasıdır. Ancak belirli bir bombe yalnızca belirli bir basınç altındaki kavislenmeyi karşılayabileceğinden, düşük basınçlarda ortanın fazla, yüksek basınçlarda da kenarların fazla sıkması bu önlemle tam olarak engellenemez. Kenarlar ve ortadaki sıkma farklılıklarının kendini hemen belli ettiği boyacılıkta, bu nedenle, merdaneler arasında her iki noktada eşit sıkma basıncının sağlanabildiği özel merdane konstrüksiyonları tercih edilmektedir. Ancak bunlar çok pahalıdır.
Merdanelerin arasındaki basınç aksial şekilde sağlanmakta ve eskiden genellikle ton biriminde belirtilmekteydi. Ton kütle birimi olup, birim yüzeye etki eden kuvvet olan basıncın, N/cm2 biriminde belirtilmesi gerekmekteyse de, merdanelerin birbirine bir çizgi boyunca değdiği kabul edilerek, bastırma basıncı halen genellikle kg/cm=kp/cm biriminde belirtilmektedir. Küçük flurdlarda merdaneler arasındaki basınç vidalar veya dişli kollar yardımıyla sağlanmaktaysa da, işletme tipi büyük flurdlarda hidrolik veya pnömatik olarak sağlanmaktadır.
Kumaşın flotte içerisinde kalış süresini sabit tutabilmek için, teknedeki flotte seviyesinin tüm emdirme işlemi süresince aynı düzeyde kalması zorunludur. Bunun için kesintisiz çalışma sırasında kumaşın flotteden geçerken birim zamanda aldığı flotte kadar flottenin, birim zamanda tekneye ilave edilmesi gerekmektedir. Genel olarak bu husus otomatik dozaj donatımları yardımıyla sağlanmaktaysa da, istenirse flottenin tekneye aktığı borudaki vanayı açıp kapatarak, çok basit bir şekilde sağlanabilir .
Halat halindeki kumaşların emdirilmesinde kullanılan özel makinelere “halat emdirme makinesi”,”satüratör” gibi isimler verilmektedir. Hidrofob, dolayısıyla zor ısınan pamuklu kumaşların ön terbiyesinde ise, flotte içerisinde kalış süresini iyice uzatmak için, fulard yerine “rulolu tekne” tipi emdirme makineleri kullanılmaktadır.
Aktarma
Özel fulardlarda yapılan bu aplikasyon yönteminde genellikle kumaş kendisi flortteye daldırılmaz. Terbiye maddesi içeren flotte, içerisinde dönen bir merdane tarafından alınır ve kumaşın alt yüzeyine aktarılır. Aktarma eskiden daha ziyade kıvamlı (viskozitesi yüksek) terbiye flotteleriyle kumaşın yalnızca bir yüzüne (genellikle arka yüzüne, örneğin halıların, kadifelerin sırtına) aplikasyon için uygulanan bir yöntemdi.
Düzgün bir aktarma sağlanmasında aktarma silindirinin yüzey yapısının rolü büyük olup, yüzeyi nokta halinde çukurcuklarla kaplı özel (Picot) silindirlerin veya yüzeyi çok ince yivlerle (haşur çizgileri) dolu rulo baskı silindirinin yanında, en basit şekilde üzerine kumaş sarılan normal fulard merdaneleri de aktarma silindiri olarak kullanılabilmektedirler. Aktarma merdanesi veya kumaş üzerindeki flotte fazlası, rakle denilen bıçaklar yardımıyla sıyrılarak uzaklaştırılmaktadırlar.
Püskürtme
Son yıllarda önemi artan biraz flotte aldırma (MA) yöntemi de püskürtmedir. Bu yöntemde su (nemlendirme için) veya terbiye flottesi püskürtme donatımı yardımıyla kumaşın tek veya çift yüzüne püskürtülmektedir. Kumaş hiçbir mekaniki zorlamayla karşılaşmadığından, hassas dokunuş ve örülmüş kumaşlarda da uygulanabilen bu yöntemin başka avantajları da vardır. Kumaş flotte içerisine girmediğinden terbiye maddesinin liflere substantifliğinin olması, baş - son farkına yol açmaktadır. Yaştan – yaşa püskürtmelerde, kumaştaki suyun flotteyle yer değiştirmesi söz konusu olmadığından, daha derişik ilave flottesi hazırlamak gibi zorlukları yoktur. Az flotte aldırma (MA) yöntemi olduğu için, izleyen ara kurutma sırasında enerji tasarrufu sağlayabileceği gibi, migrasyon tehlikesi de azalmaktadır.
Klasik memeli püskürtme makinelerinde kumaşın her noktasına devamlı olarak aynı miktar flotteyi aplike edebilmek zor olduğu gibi, özellikle kıvamlı apre flotteleriyle çalışırken memelerin sık sık tıkanması da sorun yaratmaktadır. O nedenle bugün nemlendirme hariç püskürtmede rotorlu püskürtme cihazları tercih edilmektedir.
Köpüklü Aplikasyon
1980’li yılların ortasına doğru bir ara çok hızlı bir gelişme gösteren biraz flotte aldırma (MA) yöntemi de köpükle aplikasyondur. Köpük, herhangi bir sıvının uygun bir gaz ile şişirilerek yüzey alanı kabaca 1000 kat arttırılmış, dolayısıyla daha az sıvı içeren, mikro heterojen, kolloid, kısa veya uzun ömürlü, metastabil bir sistemdir. Tekstil sanayiinde kullanılan köpüklerde sıvı olarak, normal aplikasyon yöntemlerinde kullanılan sulu flotteler; gaz olarak ta hava kullanılmaktadır.
Köpükle aplikasyon sistemlerinde köpük özel jeneratörlerde sürekli olarak üretilip aplikasyon donatımına gönderilmektedir. En yaygın köpük jeneratörü tipinde, jeneratör özel dişli yapıya sahip rotor (dönen) ve statör (duran) kısımlardan oluşmaktadır. Jeneratör çalışırken, bunun içerisine bir taraftan hava, diğer taraftan da belirli dozda sıvı (flotte) basılmaktadır. Rotorun stotör içerisinde hızla dönmesi sonucu sağlanan çırpma etkisiyle havanın sıvı içerisinde küçük kabarcıklar halinde parçalanması sağlanırken, kullanılan yüzey aktif maddenin de etkisiyle köpük hücreleri oluşmaktadır.
Sürme (Kaplama)
Viskozitesi iyice yüksek olan (macun, hamur kıvamındaki) terbiye flotteleri, kumaşın bir yüzüne doğrudan sürebilirler. Bu şekildeki aplikasyon sonucu kumaş yüzeyine yüksek miktarda terbiye maddesi aktarılabildiğinden ve çoğunlukla terbiye maddesi kumaşın yüzeyini örttüğünden bu işleme “kaplama” da denir.
Rakle bıçağının bulunduğu yerde: Kumaşın altında hiçbir şey bulunmuyor ise buna “Havada rakle” ; Kumaşın altında sonsuz bir lastik bant bulunuyor ise buna “Lastik bantlı rakle” ; Kumaşın altında bir lastik veya çelik silindir bulunuyorsa buna da “silindirde rakle” denir. Bunlar içerisinde sürülen tabakanın kalınlığı en hassas şekilde “silindirde rakle” ile ayarlayabilmektedir. Fakat diğer taraftan silindir esneyemeyeceğinden, raknenin altına pislik, pütür ve nepsler geldiğinde rahatsız etmekte ve rakle çizgisini oluşturmaktadır.
Sulu pastalarla kaplama yapıldığında kaplam kalın olursa, kurutma sırasında önce yüzey kuruyup katılaşmakta, daha sonra alt kısımlardaki su buharlaşıp dışarı çıkarken yüzeyi delik deşik etmektedir. Bu nedenle ince bir tabakanın sürülüp kurutulması ve istenilen kalınlık sağlanıncaya kadar bunun tekrarlanması seklinde zor ve zaman alıcı bir çalışma şekli gereklidir. Halbuki eriyiklerle çalışılırsa, kaplama maddesi eriyiği,bir kerede istenilen kalınlıkta sürüldükten sonra soğutulduğunda katılaşmakta ve işlem bitmektedir. Bu daha cazip olan “eriyik aktarma” yöntemiyle çalışmanın tek sakıncası, yalnız termoplastik kaplama maddeleri için uygun olmasıdır.


LinkBack URL
About LinkBacks

