Farklı Yönetim Teorileri
Yönetim teorileri ile uğraşanlar teorilerini geliştirirken insan doğası ile yönetim stilleri arasında bir bağ olduğunu varsayarak hareket ederler. Hepsi böyle hareket etmese bile önemli bir kesimin böyle düşündüğünü söyleyebiliriz.
İnsana farklı bakan yönetim anlayışlarını X ve Y Kuramları ismi altında iki zıt kutup şeklinde açıklayan D. Mc Gregor'un bundan 35 yıl önce yazdıklarına beraberce bakalım.
X Kuramı kötümser bir bakış açısıyla bakmaktadır :
  • İnsanlar işten nefret ederler, doğuştan tembeldirler.
  • İnsanlar yaptıkları işe hiçbir zaman yeterli ölçüde güç koymazlar. Yeterli gücü koymalarını sağlamak için onları zorlamak, ceza vermek gereklidir.
  • İnsanlar için güvenlik önde gelir. Bundan dolayı kendilerini riske atmazlar, sorumluluktan kaçarlar, insiyatif almazlar.
Buna karşın Y Kuramı'nın getirdiği bakış açısı iyimserdir :
  • İnsan fiziksel ve beyinsel çabasını çalışma sırasında tümüyle ortaya koyar. Çalışma insan için oyun veya dinlence benzeri bir davranış biçimidir.
  • İnsan amaçlarına ulaşabilmek için kendisini yönetir ve denetler.
  • Ödüllendirileceğini bilen insan amaçlara bağlanır. En önemlisi de benliğinin doyurulması ve kişinin kendisini kanıtlamasıdır.
  • Koşullar uygun olursa, insan sadece sorumluluk almayı öğrenmekle kalmaz, ayrıca sorumluluğu aramaya da başlar.
  • Örgütsel sorunları çözmek için gerekli olan hayal gücü, yaratıcılık ve yenilikçilik toplumlarda genil kitlelere yayılmıştır, kişilerin veya bir grubun tekelinde değildir.
  • Çağdaş sanayileşme sürecinin koşulları altında insanın yetenekleri çok az kullanılmaktadır. İnsanın yetenekleri işletmelerde kendisine yaptırılan işlerin çok üstündedir.
Mc Gregor'un ortaya koyduğu bu iki karşıt varsayım yöneticilerin kendi yönetim tarzlarını belirlerken yönetimleri altındaki insanlara bakış açılarının nereye baz teşkil ettiğini göstermesi açısından ilginç bir teoridir.
Aslında bu kalıplar iki farklı ekolün temsilcileri tarafından ayrı ayrı kabul gören bakış açılarının tek bir teori çerçevesinde bütün olarak ortaya konmasıdır.
X ile simgelenen kuramın taraftarlarını "Bilimsel Yönetim Akımı"nın içinde ve Y ile simgelenen kuramın taraftarlarını da "İnsan İlişkileri Ekolü" içinde bulmak mümkündür.
Yönetim stilleri arasındaki ayrılıklar ve zıtlıklar sadece yukarıda bahsedilenlerle de sınırlı değildir. İşletme içinde verimliliğe ulaşma veya arttırmada katı ve yumuşak öğelerle hareket edilmesinden söz edilmektedir.
Katı öğelerin tarifinde strateji, planlama veya katı hiyerarşik yapılar yer alırken yumuşak öğeler arasında örgüt kültürü ve değerler bulunmaktadır.
Benim inanışım yukarıda sayılanların hiçbiri ile tam bir uyum içinde bulunmamaktadır. Zıtlıklardan hiçbiri beni tatmin etmeye yetmemektedir. Nedenini burada tartışmak istiyorum.
İnsanlar hakkında fikir yürütürken onları dört köşe kalıplar içinde - ister iyimser isterse karamsar bakış açıları olsun - tarif etmeye çalışmak bana ters gelmektedir. Bu tarz düşünmek bence işin kolayına kaçmaktır. İnsanların veya insan gruplarının genellemeye tabi tutulamayacağını düşünüyorum.
Her insanın aynı yönetim veya düşünce tarzına aynı tepkiyi vereceğine imkan görmüyorum. Hatta daha ileri giderek aynı insanın dahi her koşul ve zamanda aynı tepkiyi vereceğine de ihtimal vermiyorum.
İnsanları belli kalıplar içinda ele almak ve buna göre yönetim tarzını belirlemek ve sonucunda verimliliği arttırmak ve başarıya ulaşmayı hedeflemek, bana insanın psikolojik kimliğini reddetmek gibi geliyor. Böyle bir bakış açısı sadece sosyolojik bir düşünce tarzının yeterli olacağının iyimser ve safiyane bir kabulu olabilir.
Bana bu düşüncelerimin çok da yanlış olmadığını fısıldayan önsezim ise " eğer tersi doğru olsa idi, yani eğer ben yanılıyor isem, bugüne kadar meydana getirilmiş olması gereken hazır reçeteler dolayısıyla bugün ortada ne zıt görüşleri içeren tartışmalar kalırdı ne de yönetimsel veya verimliliğe ilişkin sıkıntılar kalırdı" diyor.
"Yönetme"nin bilim veya sanat olduğu konusunda dahi henüz üzerinde konsensusa varmayı sağlayacak bir gelişme olmamıştır. Böyle bir ayrıma gitmeye çalışmak dahi abesle iştigal etmeye benziyor. Niye herşey ya tam kara veya ak olsun ki!..
İnsanların arasındaki doğal farklılaşma yönetim stilleri arasındaki farklılaşmayı doğal ve gerekli kılmaktadır. Zaten yöneticiler de insan olarak birbirlerinden farklı insanlardan oluşmakta değiller mi? "Yöneticilik", o koltuğa oturunca üzerine giyilecek hazır bir elbise değildir ki!..
Yaşadığımız dünya zıtlıkları ile güzel bir dünya, zıtlık olumsuz anlamda kullanılmış bir kelime değil. Farklılık doğallıktır. Kalıplaşmamak kendi kalıbı olmamak değildir. Tersi sabit olsa idi, bugün herkes aynı marka kolayı içiyor olurdu, aynı TV'yi seyrediyor olurdu, aynı marka elbiseyi giyiyor olurdu. Böyle bir tablonun, tercih dışında kalan hiçbir markanın yöneticisinin de gönlünde yattığını herhalde söyleyemeyiz!..
Yukarıda anlattığım fikirleri ister kabul edin isterseniz kabul etmeyin hepinize farklılıklarla dolu neşeli bir dünya diliyorum.