- Bugün gün güzel geçecek diye geçirdi Meral içinden,
- Ankara’nın grimsi havasına inat her şey çok güzel geçecek…
İçinde tarif edemediğin garip bir his vardı ama ne olduğunu çözemiyordu bir türlü.İş yerine geldiklerinde saat sekize geliyordu, bir kahve alıp masasının başına geçti genç kız. Bir sigara yaktı derken ve msnini açtı. Çevrim dışı duruyordu çünkü biliyordu ki Recep daha gelmezdi, şu sıralar açılış nedeniyle çok geç saatlerde yatabiliyordu. Dün gece ikiydi eve vardığında ve zar zor Meral’i arayıp yatmıştı Recep…
Onun bu dönemini düşündü Meral, ne kadar çalışkandı..Onun yaşında , hele ki onun gibi ailesinin tek çocuğu olan birçok insan aylak aylak dolaşırken , o ne kadar da yoğundu böyle. Recep bu hali daha çok hoşuna gidiyordu genç kızın, en çok çalışkan insanları severdi çünkü.
Recep geldiğinde özellikle çevrimiçi olmadı yine, bekledi..Sesini duymak istiyordu çünkü.Bir süre sonra aradı Recep…
Onun sesini duymak neden bu kadar mutlu ediyordu bilmiyordu ama yüzündeki gülümseme Recep ile birlikte yerleşiyordu yüzüne.
- Msnde değilsin Çirkin…
- Hayır msndeyim…
- Ama ben göremiyorum
Derken çevrim içi oldu Meral, gülümsedi Recep…
-Saklanıyor muyduk yoksa,
-Hayır ,sadece seni bekliyordum…
Sadece seni bekliyordum…Öyle baktı yazıya dakikalarca Recep, sonra açılışa ne kadar zaman kaldığından tutun da köpeklere kadar konuştular.Bir ara konu ilişkilere bile geldi…
-Ben biraz geri kafalıyım bu konuda
Dedi Meral,
-?
-Bence bir ilişki de erkek her zaman bir adım önde olmalı. Ben sahiplenilmeyi severim örneğin, kıskanılmalıyım… Erkek arkadaşım sözünü dinletmeli, dinletebilmeli bana…
Meral yazdıkça Recep’in çok hoşuna gidiyordu yazdıkları.
-Bilmiyorum, yani erkek arkadaşımın korumasında hissetmek isterim kendimi, güvende ve huzurlu olmalıyım onun yanında.
-Bende geri kafalıyım o zaman.
Dedi Recep ,gülümsemesi takılı kalmıştı dudağının ucunda. Meral’de kameranın diğer tarafında eşlik ediyordu gülümsemesiyle ona. Artık işyerinden kimseyi görmüyordu bile Recep ile konuşmak yetiyordu.
Sanki başka bir dünyada yaşıyordu ama bunu bir tek kendisi fark etmiyordu…
Recep, genç kızla konuştukça bazen şaşırıyor, bazen ise mutlu oluyordu. Düşünceleri benziyordu birbirine ve bu onun için çok güzel bir duyguydu. Ama hala Cüneyt için yazılmış yazılar aklının bir ucunda bekliyordu. Neden sonra dayanamadı ve okuduğu bir bölümü yolladı Meral’e..
- Sen yürekteki doğum lekesi gibisin sevdiğim..
İstesem bile çıkmıyorsun, çıkaramıyorum bedenimden...
- ?
- Sen asla geçmeyecek ve hep varolacak doğum lekesi olacaksın yüreğimde.
- Bunlar benim yazılarım…
- Oysa korkak bir ressamın tuale yansıttığı sevdaya benzerdi, sana olan duygularım....Oysa hiç tahmin etmediğim kadar 'sen'le doluydu bedenim...
- 29 harfi katlettim…. Bu şiir çok sevilmişti…Nereden çıktı şimdi bunlar?
Recep söyleyip söylememekte kararsızdı, aniden yazdı derken…
- Bunlar Cüneyt için yazılmış yazılar değil mi?
- Ne demek şimdi bu Recep Efendi…
Ama Recep oldukça ciddiydi…
-Ben , ben senin için sadece geçici bir heyecanım, sen Cüneyt’i seviyorsun… Ve ben onun karşısında bir sıfır yeniğim aslında…Cüneyt’e dönmelisin belki de…
-Böyle mi düşünüyorsun gerçekten?
-…
-Evet Cüneyt’i sevdim, bunu senden saklamadım da. Kaldı ki senin de uzun bir birlikteliğin vardı, hem siz aynı şehirdesiniz de değil mi? Ben Cüneyt’e olan bütün duygularımı yitireli çok olmadı doğru ama ona karşı bir sıfır yenikliğin yanlış. Cüneyt aradığı zaman ona bile senden bahsedebiliyorsam; bil ki bu senin yenilgin değil, onun bitişidir. Ama yine de sen bilirsin..
-Cüneyt’e beni mi anlattın..
-Evet, ama önemi yok belli ki…
-Hayır..Yani var, beni de anla; bir sürü şiir, yazı var ona dair olan..
-Ama senin için yazılanları bilmiyorsun?
-Yazıyor musun?
Hiçbir şey söylemedi Meral. Recep sorduğuna pişman olmuştu ona.. Ve anlamıştı aslında sorusu Meral’e değil kendisineydi… Oysa ne kadar emin konuşmuştu Meral; acaba Recep emin miydi bu kadar?
Evet Recep için yazıyordu Meral, tanımadığı ama kameradan ve konuşmalarından bildiği bir adamı özlemenin verdiği şaşkınlıkla yazıyordu Recep için… Bazen yazdıklarını okuyup utanıyordu , bazen ise neden utanıyorum diyerek kızıyordu kendine.
Haftalar artık daha çabuk geçiyordu Ankara’da ama; gitme isteği daha bir baskın olmaya başlamıştı genç kızın içinde.
Bir gece evde otururken dertleşmeye başladı Sabri ile.
-Çok boğuldum Sabri, İstanbul’a gitmek istiyorum. Arkadaşlarımı görmek, Galata’da balık ekmek yemek..
-Zehirlenme de ..
-Ne zehirlenmesi be..
-Geçen film de izledik ya,kız Galata’da balık ekmek yedik diyor, diğeri iyi zehirlenmediniz diye kızıyor…
-Zehirlenmem merak etme, Beşiktaş sahiline gidip oturmayı çok özledim mesela, balık atardım ben balıklara oradan bilir misin? Garsona balıklara şeker atmayı unutmamasını bile söylemiştim gelirken buraya…
- Seni göndermek lazım Meral; ama Ankara’yı böyle tanıman hiç iyi olmadı.Pazar günü gezdirelim seni öyle git bari…
- Peki Dedi Meral ve iyi geceler dileyip yattı…
Ağlıyordu, yastığa yapıştırmıştı yüzünü… Bu kaçıncı ağlayışıydı o kentte bilmiyordu ama artık dayanamıyordu. İstediği hiçbir şeyi gerçekleştirememenin verdiği bir bıkkınlık vardı üzerinde.Ve aklına geldikçe olanlar gözyaşlarına hakim olamıyordu. Uyuyakaldığında bayağı geç olmuştu saat. Sabah çok zor uyandı hatta. İş yerine gittiğinde hala uyumaktaydı. Bir kahve yaptı kendine, o sırada Sevda aradı.
Sevda Recep’i de tanıyordu aynı zamanda. Tekirdağ’da oturuyordu kendisi. Biraz saf ve patavatsız bir kızdı sadece…
-Geçen Gülsüm ile konuştum dedi Meral’e…
-Yine mi diye geçirdi içinden genç kız…
Gülsüm Recep’ten hoşlanan bir bayandı ve Meral onun canını oldukça fazla sıkıyordu.
- Recep’le ayrılırlar diyor herkese, ben de derdi neymiş öğrenmek istedim.
- İyi de biz bunları konuşmazken size noluyor anlamıyorum ki, yaşayacaksak bile bırakın tek yaşayalım…
- Sen sol tarafından kalktın herhalde bekle de anlatayım.
Ve konuştukları her şeyi anlatıyor Meral’e.
- Recep çok yönlü olduğundan ve maddi açıdan insanların ilgisini çektiğinden midir bilinmez birçok kişi çıkacaktır diyor karşına ardından Sevda…
- Recep’in parası kendisine kalsın Sevda, şunu anlayın artık… O benim yüreğime öyle güzel tohumlar ekti ki , kapkaranlıktı dünyam, gülmeyi unutmuştu gözlerim…Şimdi onun sayesinde iki gram gülüşüm vardı bu sözlerinle aldın onları. İstemiyorum, Recep’le de birlikte değiliz söyle merak etmesin kızlar. Ya da alsınlar tüm parası onların olsun ben bakarım sevdiğime, yeter ki yüreği benim olsun…
Çok kızmıştı Meral, aklında zaten karışık düşünceler varken nereden çıkmıştı şimdi bu. Uzak durmaya karar verdi Recep’ten. Başkalarıyla savaşamazdı , aradığı huzurdu ve saçma sapan sözlerle savaşacak gücü yoktu onun. Evet uzak durmalıydı, bağlanmadan tam anlamıyla çekmeliydi kendini…
Telefonu öyle sert kapatmıştı ki , ne olduğunu anlamadı çevresindekiler. Yüzü asık bir şekilde çıktı masasına. Ardından msne girdi her zamanki gibi. kuzeniyle birlikte çektirdiği fotoğrafı koymuştu… Recep yoktu, iyi ki diye geçirdi içinden. Ondan uzak durmanın yolunu bulmalıydı…
Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu, öyle bakıyordu bilgisayar ekranına… Derken yazmaya başladı yavaş yavaş….
Yağmurlara yenik bu sabah yüreğim,
Bu sabah sessizlikler üstüne kuruluyor
Ve...
Ve sonra tekrar yağmurlarla yok oluyor tüm umutlarım…
Bir sıkıntı var ,
Kimselere bahsedemediğim....
Bir sıkıntı ki içimdeki; atamadığım hiçbir yerlere,
Bu sabah yine yağmurlara yenik düştü yüreğim..
Kaçman gerek dedi..
Yine yakaladı seni…
Açıklayamayacakların dilinin ucunda kilitli kalsın bırak…
Bırak mutluluğu yakalamayı da kaç..
Kaç daha fazla mutsuz olmadan…
Şimdi senden habersiz giriyorum yine dipsiz kuyulara…
Kaçmak istemiyorum sevgili; ama kaçıyorum istemsiz…
Lütfen sen bırakma peşimi…
Saklandığım kuytulardan tut da elimi, sen çıkar beni…
aÇıkLayAmaDıkLaRıM DiliMiN uCunDa KiLiTLi;
GeL VE ÇöZ KiLidiMi SeVGiLi!!!
- Şu fotoğrafı kaldır da güzellik görsün gözlerimiz ama Çirkin.
- Ne zaman geldin sen farkında bile değilim…
-Hadi ama , ben sadece seni görmek istiyorum.
Değiştirdi resmi Meral, derken kameralar açıldı yine. Ama Recep genç kızın yüzünden anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini…
- Neyin var senin Çirkin?
- Savaşmak istemiyorum Recep.
- Ne demek bu şimdi?
- Gülsüm ve diğerleri… Ben huzur istiyorum ve daha yeni başlarken her şeye bunlar beni güçsüzleştiriyor.
- Cesaretin mi yok yani, yenilirim diyorsun..
- Neden savaşmak zorunda olmalıyım söyler misin? Güzel güzel yaşamak varken illaha savaşmam mı gerekir senin için?
- Söz ettiğin insanların senin yanında hiç şansları yok, bunun farkında değilsin…
-Bir söz vardır bayım, sinek küçüktür ama mide bulandırır. Benim midem kaldırmıyor bunları.
-O zaman dinleme onları, kimse onları senin önüne sürmeyecek ki, bırak ki birlikte yaşayabilelim , bırak hepsini…
- Sen bırakabilmiş miydin peki, Cüneyt’te aynı şeyi sen demedin mi bana Recep?
-Ama ben seviyorum demedim ki canım, sen ise sevgini anlatmışsın…
Sustu Meral…Sonra,
-Korkuyorum.. Yüreğimin tekrar yara almasından..
-Almayacak
-Ya alırsa…
-Ya almazsa…
Sustu Meral, ya almazsa… O zaman dünyanın en mutlu insanı olacaktı biliyordu… Ve değerdi….
-Haklısın, ama yine de korkuyorum…
O sırada müşteri geldi Recep’in yanına.Kapattı Meral’in kamerasını. Meral onu izliyordu ve gitmesini bekliyordu müşterinin. O sırada yanına Fatoş Hanım geldiği için ekranı alta indirmek zorunda kaldı.
Recep fark etti bunu,
-Ama sen beni izlemiyorsun..
-İzliyorum hayatım…
-Hayır aşağı aldın sayfayı gördüm aşkım…
Aşkım…. Aşkım demişti Recep, Meral sıcacık oldu lafın üzerine, ne güzeldi bu sözü duymak ondan…
-Aha , imdattt sevgilim bilgisayarımı ele geçirdi…
Sevgilim, sevgilim mi demişti Meral… Recep gülümsedi, evet işte başlamışlardı.. Çok düşünseler de aşk yakalarını bırakmamıştı…
Meral Bilgiç
(Devam Edecek)