+ Konuyu Cevapla
Toplam 6 Sayfadan 1. Sayfa 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Toplam 52 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Sığınağı olur musun yüreğimin? (Roman)

  1. #1
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart Sığınağı olur musun yüreğimin? (Roman)

    İstanbul tüm sıkıcılığıyla karartıyordu içini. O gittiğinden beri daha bir çekilmez olmuştu ve şehrin tüm görüntüsü içini yakıyordu sebepsiz geçmişinin kötü yüzü geldikçe aklına.

    Leyla’yı gördüğünde tutamadı kendini bağıra bağıra ağlıyordu.

    -İçim eriyor Leyla, içim eriyor ve ben bunu kaldıramıyorum artık. Kör bir bıçakla çıkarasım geliyor yerinden kalbimi.. Bunları hak etmedim ben, tamam kimse hak etmez ama ben…

    Tamamlayamıyordu sözlerini, gözyaşları sicim gibi akıyordu yanaklarına. Leyla sarılıyor ama tek bir söz söyleyemiyordu arkadaşına.

    -Ne yaptım ona söylesene. Eskinin intikamını alacak başka birini mi bulamadı. En baştan söylemiştim ona; yakacaksan canımı gelme, tüketecek başka umutlarım kalmadı… Aldatacaksan beni, kor ateşlere atacaksan git hiç girmeden yüreğime…Ne bu yaptığı …Ne?

    Bütün gece ağladı Meral.. İşten ayrılmıştı. O gün sabaha kadar durmadı gözyaşları.. Ertesi gün Leyla’nın telefonuyla açtı gözlerine.Genç kız çoktan gitmişti işe…


    -Efendim…

    -Günaydın balım… Kalk hadi bugün çok güzel bir gün olacak..

    -Biraz daha uyuyamaz mıyım?

    -Olmaz, kalk hadi banyoya su sesini bekliyorum.Hem bak kart sesimle şarkı söylerim sana…
    Senden başka senden başka..

    -Tamam tamam kalktım şekerparem…

    Gülmüştü Meral..Leyla ne zaman şarkı söylese gülerdi… Mutlu olurdu.Banyoya gitti elinde telefonu…

    -Evet şimdi aynadaki o güzel yüze bak bakalım…

    Meral bir an ağlamaklı oldu…

    -Pişşttt dün yeterince ağlamadın mı salak karı…


    Kızdı mı Meral’e hemen karı yada geri zekalı derdi ama kötü niyeti yoktu,bilirdi Meral.


    -Ya kızım ben çok çirkin olmuşum.Gözlerimi göremiyorum yüzüm kocaman…

    -Haha tamam o zaman ağlayabilirsin bak..Ama sen zaten çirkindin geri zekalı…Cüneyt’te ondan gitti zaten, makyajsız görünce seni dayanamadı olum…

    -Hadi len…

    -Neyse kapatayım ben, yoksa kovacaklar; eve birinin bakması gerek değil mi balım…

    Onsuz ilk sabahtı ve gülebiliyordu genç kız… Pencereyi açtı, bir sigara yaktı ve gökyüzüne baktı…

    -Allah’ım sen hayırlısını verirsin biliyorum, biliyorum geçecek şu an çektiğim…

    Gözleri doldu derken…

    -Senden tek bir isteğim var..Şu çektiğimin aynısını çeksin onun yüreği… Biliyorum çektirirsin, sen kulunu kırana aynı acıyı verirsin ama ben çektireyim Allah’ım başkası yakmasın ben yakayım…

    Ve yine başladı ağlamaya…Battaniyeye sarılmış, yastığına dayamış ağzını fazla ses çıkmasın diye, ağlamaya başlamıştı kana kana…

    -Daha kaç kez ağlayacağım burada.. Ne zaman geçecek zaman…Allah’ım sen sabır ver yüreğime… Sen gör beni…


    Günler geçiyor, farklı şeylerle uğraşarak gündüzleri unutuyordu onu. Ama akşamları, ama o karanlık çöktüğünde her şey yine eskiye dönüyordu sanki… Belli etmiyordu, güçlü gözüküyor ama bir başına kaldığında tüm güçsüzlüğü baş gösteriyordu…

    ……
    ………..
    …………….

    Üç ay olmuştu her şey biteli, artık eskisi gibi acımasa da içi, aklına geldiğinde özlemi dolu dolu oluyordu gözleri. İş bulamamıştı koca şehirde… Ya birileri asılıyordu dayanamayıp çıkıyordu, ya da siz bize fazlasının diyerek almıyorlardı işe…

    -Birde insanlar iş beğenmiyor derler..

    diye dert yanıyordu Beşiktaş sahilinde çay içerken Fatoş ablasına…

    -Ya abla kasiyerlik yapayım dedim, almadılar beni.. Sekreterlik için de aynı.. Neymiş fazlaymışım onlara… Bu ne demek yahu…

    Konuşurken bir yandan da Cüneyt geliyordu aklına. Bu sahilde oturup yıldızları izlemişlerdi birlikte. Kayan bir yıldız görüp dilek tutmuşlardı..

    -Ne tuttun, demişti Cüneyt

    -Önce sen söyle..

    -Evimde…Evimizde oturabilmeyi, parmağımda senin adının olduğu yüzüğü taşıyabilmeyi istedim ben, demişti…

    Sonra, sonra çay içerlerken burada.Tam konuşmak üzereyken Cüneyt, boynunun yanına bir öpücük kondurmuştu da Meral.. İçi erimişti Cüneyt’in.

    -Hani, demişti…

    -Hani öyle anlar vardır ki zaman durur senin için.Biraz önce zaman durdu, her şeye bedel verebilirdim o öpücüğü…


    - Meral …Duymuyor musun beni?

    -Efendim ablacım.

    -Buraya gel diyorum, bak biz eleman arıyoruz atla gel buraya.

    -Birkaç görüşmem daha var abla, onlar da kesinleşsin öyle gelirim.Bir ay süre ver bana olmaz mı?

    -Peki,dikkat et ablası.O şehir sana zarar verir.

    -Tamam ablacım,öpüyorum şimdi…

    Fatoş’un söylediklerini düşünmeden kapattı telefonu. İstanbul’dan uzaklaşmak belki de güzel olurdu ama hiç tanımadığı bir yere gitmek ne kadar mantıklı bilmiyordu. Düşünüyor ama korkuyordu. Kafası dağılmıştı iyice. İnternete girip sohbet edeyim kızlarla diye düşündü. Seda msn’deydi,

    -Nasılsın canım.

    -İyi değilim Meral.

    -Ne oldu tatlım çok özel değilse anlatmak ister misin bana?

    -Biliyorsun işte, Eşim…

    Uzun uzun anlattı Seda, hatta kamerayı açtı bir ara. Ağlıyordu, onu öyle görünce dayanamadı Meral, öyle görünce dayanamadı.

    -Telefonuna bak.. Yazdı..

    Sesini duyunca daha beter oldu Seda’nın…

    -Yazık bebeğim akan bir damla gözyaşına bile.Ağlama dayanamam ben.Bak gelir vururum o adamı görürsün.. Hem gel boş ver ben karar verdim ikiz çocuk istiyorum bu nedenle ailesinde ikiz olan birini bulucam. Pşştt benimkinin ikizini de sana yaparız anam. Böylece birisi diğerini üzerse iki kişi çıkarız tepelerine. Ağlama yafrummmm…

    Telefonu kapattığında gülümsüyordu Seda…

    -Biliyor musun, diye yazdı konuşmanın ardından…

    -Neyi canım?

    -Patronumda aynı şeyleri söylüyor.

    -Hımm

    -Bırak şu adamı sana insan mı yok. Benim bir sürü arkadaşım var diyor. Dünyayı sererler önüne.

    -Hay ağzını öpeyim onun… Yanında mı patronun? .

    -Yok gelmedi daha.

    -Gelince Meral’in selamı var de…

    -

    -Sen de de vallahi…Hatta alnından öp onu..Tamam mı?

    -…

    -Tamam mı dedim…

    -Tamam derim…

    Bir ara sessizlik oldu,

    -İkizi var mı senin patronun…

    -Yok tatlım ama yakışıklıdır hani..

    -İkizi yoksa istemem yafrum, ama sen yine de öp onu alnından.

    -Selam iletirim de alnından öpmeyi..

    -İyi o zaman selam ile idare ederiz..

    O gün ikisinin de canı yanıyordu ama birbirlerine öyle kenetlendiler ki acılarını hafifletip savurdular rüzgara…

    Geceleri mesaj atıyorlardı birbirlerine, iki yarım yürek tamlaştırmaya çalışıyorlardı umutlarını ve bütünleşmiş acılarını azaltmaya…


    Günler geçmeye devam ediyordu. Şiirler yazıyordu Meral, içinde biriken irini atmaya çalışıyordu böylece.. Farkındaydı aslında yavaş yavaş boşalıyordu içi, damarlarında dolaşan kir atıyordu kendini…

    O gece yine aldı eline kağıdı kalemi, karalamaya başladı…


    Sen sevgili evet sen,
    Bir kez olsun dinle beni…
    İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım.
    İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana…
    Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana…
    Ne olur bir kez sus da konuşayım…
    Sus ve dinle..
    Dinle ve gör ne dediğimi sana…

    Oysa hiç dinletememişti Cüneyt’e kendini.. Hiç duyuramamıştı yüreğinin sesini.. Yazılarına hayran olup, onları Meral’in resimleriyle bir cd yapan adam için yazıyordu şimdi. Yüreğinin kızılımsı suyunu mürekkep yapıyordu kalemine. Ve gözündeki bulutları hüzün olup akıyordu kağıda…


    Gidiyorum…
    Evet bak gidiyorum artık sonsuzluğa…
    Sessiz sedasız istifa ediyorum yüreğinden,
    Ağır ağır atıyorum adımlarımı,son göz yaşlarımı da döküp uzaklaşıyorum senden…
    Ben giderken,
    İçimde bıraktığın öksüz aşk çıkmaya çalışıyor,
    Tenim yırtılıyor her adımımda…
    Bedenim isyan ediyor,kalmak istiyor delice sevdan yüreğimde…
    Engel olmaya çalışıyor her bir zerrem ama kalmak çare olmuyor….

    Ömrümün tüm vakitlerini harcamak geçiyor içimden …
    Kalmak inadına…
    Ama yok…
    İnan olmuyor…

    Cevap verme..
    Sus…
    Sus ve dinle…



    Ömrünün tüm vakitlerini düşündü derken. Onun yanındayken gerçekten feda edebilir miydi tüm anlarını? … Dakika dakika kurban eder miydi her şeyini? ..
    Ederdi, hiç düşünmeden ederdi uğruna. Ama düşünseydi.. Hoş gittiği halde hala kurban ediyordu zamanını ona, hala acı çekiyordu. Bir an pencereye baktı, yağmur başlamıştı. Leyla daha gelmemişti işten, birden Seda geldi aklına.Telefonu aldı eline.Biliyordu ki o daha zor günler yaşıyordu, biliyordu ki onun yanında olmalıydı kayıtsız şartsız.

    -Yüreğimizin kan ağladığı şu günlerde geçecek göreceksin. Belki zor olacak, belki zaman geçmez gibi gelecek, acı çekeceksin deli gibi. Ama ilerde göreceksin ki şu anda çektiğin acıdan daha mutlu günler çalacak kapını bir tanem. Unutma ki her karanlık beraberinde aydınlık günleri getirecek sana ve gülümseyeceksin hiç gülemediğin kadar. İçine umut yağmurları yağacakta yeniden yeşerecek yüreğin ve gözlerin ışıldayacak yine eskisi gibi… Umudunu içinden hiç ayırma yüreği küçücüğüm… Bil ki bir gün her şey daha güzel olacak.

    İletildi raporu gelince, kaleminin mürekkebini biraz daha doldurup, bu sefer arkadaşının yüreğinden de alıp kızıllığı devam etti yazısına yağmurlara esir düşerek gözleri.



    Her kış bastıran öksürük gibisin boğazımda…
    Her sabah bir kaşık balla geçirmeye çalıştığım ama başaramadığım…
    Kuru bir öksürük gibisin hayatımdan bir türlü çıkaramadığım…
    Sebepsiz anlarda çıkıp karşıma uyandıran uykumdan bir öksürük gibisin sevdiğim,
    Nefes aldırmayan kimi zaman,kimi zaman ağlatan…
    Ama hep var olan ve hep kışın karşıma çıkan…

    Sen sevgilim…
    Sen kış güneşi gibisin canıma…
    Tenime asla ısıtmayan…
    Sadece kendini gösterip soğuklara esir eden ve hiç yakamayan…
    Belki de kendine bile hayrı olmayan…

    Bu yüzden gidiyorum sevgili,
    Ve izin ver giderken konuşayım son bir kez daha…
    Son bir kez haykırayım içimdeki öksüz aşkla sana…


    Sus ve dinle…


    Biliyor musun sevgili,
    Hiçbir şey almıyorum giderken yanıma…
    Tüm anıları bırakıyorum sana,
    Kaçamak öpüşmelerimizi,
    Sevişlerimizi,Sarılmaları ve elinin sıcaklığını koyuyorum başının ucuna…
    Ve tüm sevmeleri bırakıyorum yamacına…
    Bir kendimi alıp çıkıyorum yola…
    Bir yaralı yanımı kucaklıyorum şefkatle ve sessiz sedasız istifa ediyorum sevdamdan…
    İstifa ediyorum yüreğinde olmaktan…

    Sen uyurken yatağında,saçlarına kondurduğum son öpücükle veda ediyorum sana…

    Sen sevgili evet sen,
    Bir kez olsun dinle beni…
    İzin ver bir kez olsun içimden geldiği gibi konuşayım.
    İzin ver dökeyim tüm karanlıklarımı sana…
    Sonra sen tekrar yollarsın nede olsa onları bana…
    Ne olur bir kez sus da konuşayım…
    Sus ve dinle..
    Dinle ve gör ne dediğimi sana…


    Bitirdiğinde çok geç olmuştu saat. Leyla daha gelmemişti. Telefon açtı, geç geleceğini öğrendi ve gözlerini kapatıp uzandığı yatağına uyuyamayacağını bilerek ama umut ederek…


    Sabah güneş ışığı ile açtı gözlerini. Leyla bas bas şarkı söylüyordu.

    -Günaydın balım… Kalk hadi bugün çok güzel bir gün…

    Gülümsedi ve doğruldu yatağında. Birer kahve yaptılar, ardından uğurladı Leyla’yı ve internete girdi can sıkıntısından.

    Haberlere bakarken, ekranın altında yanıp sönmekte olan Seda’nın iletisini gördü.Açtığında başka biri daha vardı.

    -Günaydın yafrum da bu kim?
    -Patronum şekerim.
    -Günaydın Çirkin.
    -Aha :S günaydın size de …


    Sabah sabah şok olmuştu Meral. Hemen başka bir sayfadan Seda’ya özel yazmaya başladı.

    -Kızım insan haber verir deli.
    -Bana ne bana söylediklerini sen söyle. Hem belki…
    -:s ne belkisi yahu, sen demedin mi çapkındır diye. Hem adamın sevgilisi de varmış.Napcam ben bunu yaw.
    -

    Diğer taraftan da Recep konuşuyordu.

    -Bu arada, diye yazdı Meral.
    -Seda’ya verdiğiniz akıllar için sağ olun…Şaşırdım vallahi genelde erkeklerden pek çıkmaz böyle şeyler..
    -Demek ki çıkanlar varmış Çirkin…
    -Hıhı varmış vallahi…
    -Ben hep diyorum ona ama beni dinleyen yok ki, umarım bu sefer dinler beni.

    Bir an sessizlik oldu ekranda, kimse bir şey yazmıyordu.

    -Bu arada neden çirkin yahu? Diye sordu Recep…
    -Bilmem çirkinim ondandır.
    -Bu mu yani neden, oldukça ilgi çekiyor ama benden söylemesi.


    Bir konuşma başladı ama herkes büyük zevk alıyor, atışıyor bir yandan da gülüyorlardı birbirlerine.Derken Seda,

    - Meral’im ben çıkıyorum rapor hazırlamam lazım, sonra çalışmıyorsun demesin patronum.
    -Peki hayatım, kolay gelsin size.

    Yazdı Meral …

    -Çirkin bekle az sonra döneceğim. Diye yazdı Recep..
    -Valla siz gelene kadar ben çıkmış olurum. Görüşürüz sonra, yazdı ve kapattı ekranı.Çok geçmeden de çıktı netten.



    Günler geçiyordu, artık Cüneyt’i fazla düşünmüyordu ama yine de onu fazlasıyla özlüyordu. Fatoş’un yanına gitmeye karar vermişti. Bu şehir ona acıdan başka bir şey getirmemişti. Belliydi ki iş de bulamayacaktı. Kalmak için hiçbir amacı yoktu. Bir gün ani bir karala topladı eşyalarını ve yolunu tuttu Ankara’nın.

    Hiçbir arkadaşına haber vermedi, verirse gidemezdi biliyordu. Biletini aldı, Leyla’yı öptü ve uzaklaştı gecenin son otobüsüyle İstanbul’da…

    Oysa iki sene önce ne hayallerle gelmişti. Ne umutları vardı.. Umutlarını birbir yemişti bu koca kent.. Bir damla gözyaşı aktı, köprüden geçerken … Radyoda çalan şarkı daha beter acıttı içini. Sızlıyordu dört bir yanı, içi yanıyordu ve İstanbul’da yağmur vardı o son gece sebepsiz.


    bu şehir insana tuzak kuruyor
    bu şehir insanı uzak kılıyor
    bu şehir insanı hayli yoruyor
    bu şehir insanı hep kandırıyor

    Kandıran İstanbul muydu gerçekten diye düşündü bir an… Ne suçu vardı ki onun…

    -Elveda gönlümün kenti!

    Seda’ya bir mesaj attı…

    -Yeni bir hayat ve yeni bir sayfa açıyoruz ikimizde. Umarım güzellikleri de paylaşacak kalplerimiz, yüreği küçücüğüm…

    -Yolun açık olsun Meral’im.. Her şey daha güzel olacak…

    Diye cevap geldi anında ve gözlerini mesajı okuduktan sonra kapattı genç kız… Ankara’ya varana kadar açmamaya karar verdi. Gözlerini açtığı anda her şey silinecek ve yeni bir sayfa başlatacaktı, söz vermişti kendine. Ve bu sefer uygulayacaktı.

    Ankara’ya vardığında ne yapacağını bilmiyordu. Kimseyi tanımıyordu..Sadece Fatoş ve ailesi.. İlk iki gün evde dinlendi ve ardından şirkette başladı çalışmaya. Ama hiç bir şey umduğu gibi gitmiyordu genç kızın. İstanbul’u, arkadaşlarını özlemişti. Ankara’da tek bir yaşıtı yoktu arkadaş olduğu.Çocuklar burnundan getiriyordu zaman zaman. Meral’i çok seviyorlardı ama genç kız onlar yüzünden kendine zaman ayıramaz olmuştu artık.

    İş yerine geldiğinde umutluydu, belki benim gibi birileri var diye geçirmişti içinden ama yok… Kırk yaş ve üzeri vardı geri kalanlarda tamirciler. Canı fena sıkıldı, nete girdi tanıdık birini görürüm diye.
    Hemen hemen herkes ordaydı. Derken Seda’ya yazışmaya başladı.

    -Şeker benim patron seni sordu, girmiyor dedi nete…
    -Asıl o girmiyor yahu, görmedim hiç..Seni soracaktım ama..Versene sen onu adresini bana…
    -…….

    Meral arama yapınca Recep’i sildiğini gördü. Gülmeye başladı derken.

    -Yafrum ben silmişim senin patronu yaw.
    -
    -Neyse çaktırma eklerim şimdi.Söyleme ayıp olmasın.Hey Allah’ım ya,neden sildim ki ben onu.
    -Ne bilim bacım,gelmiştir yine gelenler sana…



    Tam konuşmaya devam edeceklerdi ki Rapor hazırlaması gerektiği için kapattı msn’i Meral. Tekrar girdiğinde Seda çoktan gitmişti.Ama Recep msn’de boy gösteriyordu.


    Yazmakla yazmamak arasında gidip geliyordu. Adamı silmişti o kadar şimdi ne diyecekti. fark etmiş miydi acaba? Neden bu kadar çok takmıştı ki, fark etse ne olacaktı…

    -Merhaba.

    -Aaaa.. Çirkin naber?

    -İyi sen nasılsın?

    -Yoktun ortalarda.

    -Evet taşındığım için fazla giremiyordum nete.

    -Nereye taşındın ki? Beni merak edip buraya mı yerleştin yoksa.

    -Ben kimse için şehir değiştirmem bir kere, genelde benim için şehir değiştirirler akıllım.

    -Bak sen, eh bakarsın bende gelirim bir gün.

    Tam o sırada Cüneyt girdi msne. Uzun zamandır girmiyordu. Bir an kalakaldı Meral, fotoğrafına baktı. Ne çok özlemişti onu, yazsa mıydı acaba? Bir selam verse miydi?

    -Orda mısın?

    Diye yazdı Recep.

    -Hıhı.

    -Neden sustun,yazmadın?

    -Hiç..

    Lafı değiştirmeye çalışırken, yazmamaya karar verdi Cüneyt’e…

    -Seda nasıl bu arada? Bana iyiyim diyor ama görmediğim için emin olamıyorum.

    -İyi iyi. Yani en azından öyle gözüküyor.Ben götürdüm onu ailesinin
    yanına.Yol boyunca ağladı.

    -Ağlayacak tabi ağlayarak atacak içindekileri.

    -Valla pek atmışa benzemiyordu çirkin.

    -Zamanla atacaktır.

    -Ben bilmem.

    -Ben bilirim.

    -Çektim diyorsun yani…

    -Herkes çekmiyor mu bu acıları. Herkesin kalbinde yarım acılı bir hikaye vardır.

    -Ben acısız severim bilmiyorum vallahi.Geliyorum bir saniye.Müşteri geldi çirkin, patron olmamıza bakma.

    -Peki

    O sırada Cüneyt yazmıştı…

    -Merhaba Meral nasılsın?

    -Teşekkür ederim, sen…

    -Neredesin, neler yapıyorsun?

    -İş güç ne olsun.

    -İstanbul’da mısın hala?

    -Hayır taşındım. İstanbul bana ağır geldi. İnsanlarını kaldıramadım.Yükü ağırdı o kentin. Kaldıramadım insanların yüzsüzlüklerini.

    -Sanırım onlardan bir de benim..

    -…

    -Özür dilesem kendi adıma.

    -Buna gerek yok ki, ben kimseye kızgın değilim, inan bana.Hata sende değil bendeydi. Ben gösterdim sana sevgimi ve sen sevgimden emin oldukça daha fazla kırdın yüreğimi.

    -Peki..Bir şey sorsam.Beni tekrar istiyor musun hayatına?

    -Bu soruyu her sorduğunda içimi daha fazla acıtmak için yeni yollar buldun.Ve ben artık bunu istemiyorum.

    -İstemiyor musun yani beni?

    -Bence telefonunda bulunan diğer kızlara sormalısın bunu.

    -Ben sana soruyorum ama, seni istiyorum çünkü. Beni istemiyor musun hayatında?

    -Bunu çok isterdim Cüneyt, gerçekten geldiğini bilseydim ama gideceğini bilerek kabule demem seni. Kaldı ki o söylenen sözlerden sonra kalbim asla eskisi gibi sevemez seni.

    -Ben beklerim.

    -Beklesen de işe yaramaz ama sen bilirsin.

    -Kameran var mı açsana.

    -Yok iş yerindeyim.Ama sen de varsa görmek isterim.

    Gözleri Recep’i arıyordu Meral’in. Cüneyt ile neden konuştuğunu bilmiyordu ama onu görmek istemişti. Kamerayı açtıktan sonra;

    -Nasıl yine aynı yakışıklı Cüneyt’im değil mi?

    -Ukalalık yapma, hem bunu bana sormak yerine telefonunda kayıtlı aşklarına sor. Ben objektif olurum ama onlar olmayacaktır. Böylece seni mutlu ederler.

    -Bu ne demekti şimdi?

    -Bizim orada laf sokma diyorlar.Neyse benim biraz işim var görüşürüz sonra. Hoşça kal.


    Yazıp engelledi Cüneyt’i. Özlemiş miydi onu? Hem de çok, peki şimdi konuştukları ne demek oluyordu. Kafası karışmıştı çok. O sırada Recep titreşim yolladı Meral’e…


    -Bir saniye bekler misin geleceğim birazdan.

    İşi yoktu ama konuşacak kadar iyi hissetmiyordu kendini. Neden yazmıştı,neden cevap vermişti Cüneyt’e. Neden silmemişti de şimdi yine içinin sızısı gelmişti aklına.

    -Çirkin iyi misin?

    -Sayılır, neden sordun.

    -Bilmem değilmişsin gibi geldi de bana?

    -Yok önemli bir şey…

    Kapattı konuyu,biraz daha sohbet ettikten sonra iyi akşamlar dilediler birbirlerine ve akşam serinliğinde iki ayrı şehirde, iki ayrı eve gittiler…

    Meral eve geldiğinde yorgundu. Hüzün vardı içinde. Bir yandan Recep geliyordu aklına, nedensiz heyecan basıyordu içini ama Cüneyt’in yazdıklarını düşününce tüm heyecanı gidiyordu. Neden geri dönmek istemişti şimdi. Git gellere neden başlamıştı yeniden.



    Doğanın tüm renkleri vardı kalemimin ucunda, halbuki bütün renkler capcanlı duruyordu hayatımda.Sen geldin ve kırmızı bir leke gibi bıraktın onu avuçlarıma… Yüreğimin kızıllığı aktı kalemimin ucuna ve senden kalan, tek renkli bir kalem oldu bana kan tadında.. şimdi gelmiş ne diye konuşuyorsun böyle.Anlamıyorum,anlayamıyorum bir türlü…

    İçi sıkılmıştı, deniz havası lazımdı ona… Attı kendini dışarı, Ankara’da deniz ne gezer diye düşündü; ama bir umut belki göl kenarı bulurdu. Sora sora buldu o büyük gölü. Etrafında kafelerin olduğu bir yerdi, nasıl bulmuştu ve geri nasıl dönecekti bilmiyordu ama mutluydu biraz olsun huzurluydu.

    Gözlerinden akan damlaları silip kızdı kendine.

    -Salak karı, hala ağlıyor musun sen?

    Leyla’nın sesi duyuldu kulaklarında.Ne çok özlemişti onu. Ne çok yalnız kalmıştı bu lanet kentte. Ah İstanbul’da olsaydı şimdi, Beşiktaş sahilinde gezseydi biraz mesela.. Mesela Üsküdar’a gitseydi vapurla…

    -Lanet olsun…

    diyerek kalktı, zamanın nasıl aktığını fark etmemiş ama biraz rahatlamıştı. Tekrar tekrar söz verdi eve giderken yolda kendine. Artık yazmayacak ve tamamen bitirecekti..Bitecekti…

    Ertesi gün, telefon sesiyle açtı gözlerini.

    -Efendim..

    -Günaydın canım…

    -Kalksana kızım sabah oldu.Hadi gel kahvaltı yapcaz bizzzz….

    Birden ağlamaya başladı bu söz üzerine. O kadar bunalmıştı ki Ankara’dan…

    -Ne oldu kızım ya..

    -Leyla ben çok sıkıldım burada.Sizi özledim ben, neden yolladın beni buraya.Kafayı tırlatıcam iyice. Tutamadın beni gönderdin ellerinle.

    -Yavrum sen istedin gitmeyi, kafan dağılır dedik.Ama çok sıkıldıysan gel be güzelim.Hala kapı açık.

    -Geleyim mi?

    -Gel tabi bir tanem.Ben balım olmadan yaşayamam ki…

    -Ben gelene kadar kahvaltı yapmayın o zaman.

    -Hönk, geri zekalı o zaman yaşayamayız akıllım.

    -Beşiktaş’ta yapmayın bana ne?

    -Peki balım ama bak Üsküdar konusunda söz vermeyeyim.


    Gülümseyerek kapatmıştı telefonu.Evet dönecekti. Burada boğuyordu her şey onu, gitmesi gerekiyordu. Giyinip,yola çıktı sabahın köründe.İş yerine vardığında bir an önce msni açmak istiyordu. Garip bir şekilde Recep’le konuşmak istiyordu. Nedense onunla konuşmak mutlu ediyordu onu.

    -Günaydın Çirkin..

    -Günaydın Recep Efendi nasılsın…

    -Efendiyi atsak,kapıcı gibi hissediyorum kendimi.

    -Peki, kızdığım zaman sana yazarım o zaman…

    Günden güne konuşmaları farklı bir boyut alıyordu fark ediyordu bunu.

    -Recep senin yaşın kaç yahu? Patron olmak için fazla genç gösteriyorsun.

    -Bizim burada olunuyor vallahi.Ama 81’liyim.Aralık 81..Sen?

    -Ben senden beş ay büyüğüm, bundan sonra abla dersin bana.

    -Hiç bile diyemem kusura bakma.

    -Recep Efendi…

    - Meral Hanımmmmm…

    -Peki deme, ne yapayım.

    -Kameran var galiba açsana göreyim seni?

    -Sen aç önce akıllım…

    -Olmaz aynı anda açalım o zaman…

    Aynı anda açtılar kameraları derken.


    O gün kendini oldukça çirkin hissediyordu Meral, öyle ki bir ara açmamayı bile düşünmüştü kamerayı.

    -Öcü gibiyim bugün ama haberin olsun, korkup kaçmak yok…

    Dediğinde açılmıştı artık kameradaki görüntüsü… O sırada telefon çalmış ona bakıyor, bir yandan da Recep ne yazacak diye düşünüyordu. Telefon görüşmesi bitmiş ama Recep bir şey yazmamıştı…

    -Korktun galiba?
    -Bu şimdi senin çirkin halin mi? Öyleyse yarın birde makyaj yapıp gelsene..
    -Teşekkür ederim , pek bir kibarız.
    -Kibarlıktan demiyorum, hiç ihtiyacım yoktur öyle şeylere..
    -Peki
    -Ama cidden yarın benim için makyaj yap gel…
    -J
    -Eee sen yorum yapmadın benim hakkımda.
    -Resimdeki gibisin sen bir farklılık yok ki.

    Aslında vardı, Recep’i gördüğünde çok hoş olduğunu düşünmeden edememişti Meral. Ama bunu söylemek istemiyordu.Neden bilmiyordu ama artık böyle şeyleri sadece içinde taşımaya söz vermişti kendine.

    O gün, bütün gün kameralar açık durdu. Sürekli yazıyorlardı birbirlerine, arada msne giren Cüneyt’i görmüyordu bile artık genç kız. Bu adamla konuşmak ona huzur veriyordu ve gülümsetiyordu yüzünü.

    Günler çabuk bitmeye başlamıştım artık ve o günde öyle hızlıca geçivermişti. Eve gitme zamanı geldiğinde, asık bir suratla yazmaya başlamıştı Meral …

    -Biz çıkıyoruz artık.
    -Ya ama yeni başlamıştık konuşmaya.

    Halbuki sabahtan beri konuşuyorlardı…

    -Eve gidince gelsene nete, devam edelim konuşmaya…
    -Çalışırım ama evdekiler İzmir’e gidebilir o zaman gelemem. Çocuklara bakmam lazım.
    -Tamam o zaman haber verirsin bana.

    Haber vermek , nasıl diye düşündü içinden o sırada genç kız ve sanki düşüncesini Recep işitmiş gibi yazdı telefon numarasını.

    -Dur diğer hattı da vereyim. Merak etme sapık değilimdir…

    Kendi numarasını yazdı Meral’de…

    -Öyle olduğunu düşünseydim , seninle konuşmazdım zaten.Hem Seda’dan gelen kimse sapık değildir akıllım.Onun arkadaşları kötü olamazlar.


    Çok mu büyük konuşmuştu bilmiyordu; sadece hissettiğini söylüyordu.

    Heyecanla gitmişti eve, süslenip püslenip nete girmek istiyordu. Evet etkilenmişti ve aynı derecede de etkilemiş olmasına rağmen bu ona yetmiyordu. Evdekiler İzmir için hazırlanıyorlardı, oda internet için..Tam o sırada telefonu çaldı. Cüneyt’ti arayan..Sırası mıydı şimdi bunun diye geçirdi içinden.

    -Efendim
    -Nasılsın Meral
    -İyiyim teşekkürler sen nasılsın.
    -Seni özledim
    -Artık böyle bir lüksün yok biliyorsun değil mi?
    -Neden olmuyor böyle bir lüksüm.
    -Biz ayrıldık, sen istedin ve bitti.Canımı yaktın. Yanan yüreğimde ise sana dair olan her şey kül oldu , karıştı toprağa.
    -Buna inanmıyorum
    -İnandırmak zorunda değilim zaten
    -Meral…
    -Efendim…

    Artık konuşmak istemediğini belirtir bir efendimdi Meral’in ağzından çıkan ama Cüneyt bunu anlamıyordu.

    -Seni çok özledim. Oraya geldiğimde.
    -Buraya mı?
    -Sen neredeysen oraya geleceğim ben
    -Benim çıkmam gerek arkadaşım bekliyor..

    Dedi ve cümleyi devam etmesine izin vermeden kapattı telefonu. Neydi şimdi bu, lanet olası bir beş ay geçirmişti onun gidişinin ardından ve tam da toparlamışken kendini geri dönme düşüncesi nereden çıkmıştı anlayamıyordu.

    İyice derinlere daldığı anda bir kıyamet koptu evde. Tipik yine başlamışlardı kavgalarına ev ahalisi. Bu aile onu delirtiyordu artık. Sürekli bir kavga hali hüküm sürüyordu evde. Hiç yaşamamıştı böyle şeyler ve hiç görmemişti kendi evinde ufacık bir kavga. O nedenle mi bilinmez çok bunalmıştı evde olanlardan. Tam da internete gitme planları yaparken. Recep’e çağrı attı önce , hangi telefonu açıksa ona mesaj atacaktı gelemeyeceğim diye. Ama tam o sırada evdeki kavga büyüyünce unuttu mesaj atmayı.

    Bir süre sonra, kavgadan eser kalmamış, hiçbir şey yok gibi hazırlanmaya başladıklarında pes doğrusu demişti içinden istemsiz. Olan benim görüşmeye oldu diye geçirip güldü kendi kendine. Dalga geçiyordu ama ciddiyetlik payı da yok değildi.

    Mutfağa geçti her zamanki gibi ve bir sigara yakıp aldı defterini önüne. Önce biraz Recep’i anlattı;

    Ondan sonra , birinin beni böyle gülümsetebileceğini düşünmezdim oysa… Ne kadar farklı biri bu adam böyle, pes ettiği an hiç mi olmamış acaba. Birçok işle uğraşırken hiç mi düşünmüyor yaşayamadıklarından pişman olabileceğini…

    Neden ben bu kadar çok düşünüyorum peki onu, beni güldürdüğü için mi? Sürekli konuşabildiğimiz için mi yoksa?

    Bir yerlerde onun farklılığını hissediyor ama yaklaşamıyorum .Korkuyorum yine sanırım. Evet korkuyorum, birinden etkilenmek yada yeniden sevebilme gücüne erişmek istemiyorum. Belki de yazmamalıyım ona. Ama yazmadan da dayanamıyorum ki. Msne girdiğim anda gözlerim onu ararken nasıl yazmamak için tutacağım kendimi.

    İçinden düşünmeye başladı genç kız.

    Allah’ım yine aynı acıları yaşatma bana ne olur. Eğer yanımda olacaksa çıkar onu önüme, yok zaten başlayıp gidecekse hemen içimdeki kıpırtıları hiç hareket ettirme..


    Yazmaya devam ederken bir mesaj geldi..Recep olsun diye geçirdi içinden.


    -Beni aradın mı çaldırdın mı?

    Recep’ti gerçekten de yüzü gülümsedi. Onunla ilgili bir şey , herhangi küçücük bir şey neden böyle mutlu ediyordu Meral’i…

    -Hayır çağrı attım sadece, internete gelemeyeceğimi söylemek için.
    -Ama gel.Gelmeye çalış olmaz mı, seni görmek istiyorum ben.
    -Çalışırım ama bu aile beni fazlaca yordu ,denerim olur mu?
    -Fazlaca yordu, ben miyim yoran.
    -Hayır, yaşamak zorunda olduğum aile. Seninle alakası yok, neyse gelmeye çalışacağım ama büyük ihtimalle olmayacak.
    -Tamam canım anladım şimdi.Sanırım bende fazla yorgunum ama sana basit sözlerden farklı şeyler söylemek istiyorum inan bana. Senden haber bekleyeceğim Çirkin. J

    Mesajlaşma daha uzayacaktı ama Recep bir yemeğe gitmek zorundaydı. Neden bu kadar ilgisini çekmişti Meral. Neydi ondaki farklılık… Bir an aklına eski kız arkadaşı geldi , özlemiş miydi onu… Uzun bir ilişkiydi, özlemişti ama şu an yapacak bir şey yoktu.Acaba onun için mi bu kadar ilgileniyordu Meral ile, özlemlerine gem vurabildiği için mi? Bu sorunun cevabını kendisi bile vermek istemedi. Meral’i getirdi aklına, bir şeyler yapabilmek için uğraş veriyordu.. Ve hak ediyordu aslında başarıyı ama bazıları şanssız doğuyordu ve ona göre genç kızda bunlardan biriydi.

    Yemek yerlerden dayanamadı mesaj attı yine genç kıza, O sırada Meral Ankara’yı yazıyordu kendince…

    -Uyudun mu?
    -Hayır… Buradan nefret ediyorum sanırım L
    -Diyorum sana gel buraya.Buraya gelirsen hiçbir mutsuzluğun kalmaz .Hem ben varım, Seda var…
    -Geleceğim Seda’yı görmeyi çok istiyorum zaten..
    -Seda’yı görmeye geleceğim deme beni de gör..
    -J Peki.Recep Efendi seni de göreceğim.
    -Arayacağım ama korkuyorum.
    -Sebep
    -Sebep Efendi…

    Mesajlar gitgide kısalıyor ama iki tarafta yazmaktan vazgeçmiyordu.



    Meral Bilgiç



    Devam edecek...
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


  2. #2
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart Sığınağı olur musun yüreğimin?-2

    Meral her zamanki gibi mutfağı mesken tutmuş yazıyordu Ankara’daki mutsuzluklarını…


    Cennet mi Cehennem mi?
    Ve bir gün daha bitti Ankara’da…


    Ankara ne çok kin beslemeye başladım sana karşı. Özgürlüğümü elimden aldın sen, sen benim arkadaşlarımla arama girdin ve bir tek insan çıkarmadın karşıma tek başıma ,yapayalnız kalayım diye bir başıma.

    Evet ben istedim yalnız kalmayı, kabul ben dedim biraz kafamı dinlemem gerek diye.Ama benim yalnızlığımın içinde beş kişilik bir ailenin ortasına düşmek yoktu.

    Benim yalnızlığımda hiçbir yere gidememek ve evde kısılı kalmak yoktu.

    Benim yalnızlığımda ben vardım ben ve deniz..Hatta bazen rüzgar ama mutlaka martılar..

    Denizin bile yok senin oysa ve gökyüzünün güzelliği de yok başımı kaldırdığımda.
    Senin gökyüzünün tadı acıymış güzel değil ,senin gökyüzün griymiş mavi değil..
    Neden gelmeden önce göstermedin bunları bana…

    İnsanları böyle mi kandırıyorsun sen yoksa bu sefer de insanları geçtim şehirlerde mi yalan üstüne kurmaya başladı düzenlerini…

    Nesin sen?

    Cehennemin orta yerimi yoksa insanların düşündüğü gibi cennetin kendisi mi?

    Cennet mi dedim ben, sen benim cennetim olamazsın ki!


    İçimdeki sıkıntı gün ve gün artarak ilerliyor hayatımın damar ucunda..
    Ve ben intiharın eşiğinde bekleyen bir hasta gibi sayıklamalardayım.. Ne istediğimi bile bilemediğim bir dünyada yaşıyorum artık. Sebepsiz hıçkırıklara kapılıyor, sebepsiz susmalar yaşıyorum. Ne zaman heves etsem güzel bir şeylere ,ne zaman cesaret edip yol açıksam yalınayak kalıyorum bir başıma. Bir yerlere kaçtığım anda hep karşıma lekeli insanlar denk geliyor yada ben gerçekten kötüyüm ve bunları hak ediyorum bilmiyorum.

    Dolunay var bugün belki de ondan bu kadar karamsar ruhum.ama özlem duyuyorum her şeye.
    Sevgi’ı özledim,Leyla’yı.Annemi,babamı,kardeşlerimi…

    Hep bir şeyler eksik hayatımda, hep bir şeylerin hüznü…

    Gerçekleştirmeyi istediğim her şey bir bir yok oluyor. Umut parçaları saklardım eskiden yastağımın altında beklerdi beni, eskiden yatmadan önce onlara sarılır uyurdum derin derin. Şimdi onlarsız uyku tutmuyor beni. Her gece dörtleri buluyor vakitler.Ve her gece başka bir hüsran hayata karşı.
    Yenik düşmek mi ağır artık yoksa yenileceğini bile bile oynamaya ısrarla devam etmek mi bilmiyorum.

    Bazen keşke hiç okumamış, keşke hiç evimden dışarı adım atmamış olsaydım diyorum kendi kendime..
    Okumamış olsaydım annemi özlemeyecektim bu kadar, kardeşimin doğum gününe gidememezlik yapmayacaktım. 18ine girerken yamacında olup telefonda ağlayan sesini duymayacaktım onun….

    Okumasaydım bu kadar hayal kurmayacaktım…

    Çocuklarım var sokaklarda, onlara hiçbir şey yapamamanın acısını duymayacaktım, kendimi bu kadar başarısız ve özlem dolu bulmayacaktım belki de…


    Günlük gibi oldun be defter bana…

    Günlük mü dedim ben…

    Kaç yaşındaydım ilk tuttuğumda günlüğü…
    İlkokula yeni başlamıştım sanırım, hatırlıyorum o günü.
    Gecenin bir yarısı annem sehpanın altından çıkarmıştı beni. Daha bir damlayken ölüm korkusu işlemişti içime.(Hastanede yatarken ölmüştü Eylem. Onun durumu daha kötüydü hatırlıyorum.Ameliyattan çıkamamıştı ve on iki yaşında benimde onun çıkmadığı yere gireceğim söylenmişti. )

    Annem kucaklayıp beni hiçbir yere bırakmayacağım demişti, peki neden o zaman geldi dedemler köyden. Biz doğudayız onlar batıda.Annem uzak demez miydi.Halam yurtdışından neden koşarak bir sürü hediyelerle donattı beni.

    Küçüğüm ama bunlar neden o zaman.

    Bak yine sallıyor annem beni gecenin soğuğunda balkonda.Benim ateşim hiç geçmicek mi anne… Sorsam cevap verir mi ki…

    Ne çok sorular vardı aklımda.Ve annemsiz kalacağım diye ne çok korkuyordum oysa..

    Annem söz verdiğinde emin olamamış, küçücük aklımla, başımı kaldırıp yukarı..Sende söz ver Allah’ım demiştim.Almayacaksın annemin yanından beni..

    Koşamıyordum, herkes oynarken dışarıda ben bana gelen hediyelerle oynamak zorundaydım..

    Nedendi peki bu.. Oyuncaklar sıkıyordu beni.Babamın getirdiği kitapları daha çok seviyordum. Birde pıtırı.. Babam getirmişti, kedimi bana..Ne çok oynardık onunla…

    İlk günlükten nerelere geldim bakar mısın.. Çok eskiler…Sanırım fazla duygusalım bugün. Sanırım annemin sıcacık kucağını özledim, babamın getirdiği kitapları. Keşke küçücük bir çocuk olsaydım inadına ağrıyan göğsüme rağmen… Oynayamasam da kimseyle keşke annemin kucağında otursaydım…

    O günün sabahı , annem bir defter getirmişti bana.İçime kapanıktım ,anlatmazdım pek bir şey.Oda orda burada ağlarken yakalayınca anlardı beni.
    Buraya yaz dedi.Bak bu senin günlüğün olsun.Yaz ve sakla… Ben bile okumayacağım söz sana…

    Ama yanladı biliyordum ki okuyor annem.Bu bizim iletişimimiz olmuştu artık.Ben yazardım korkularımı o dağıtırdı onları.

    Korkudan ağrılarımı söylememeye başlamıştım ve ameliyattan sıyrıldım böylece.Ama annem bilir hala ağrır kalbim, düzenli beslenir dikkat ederim geçer..
    Bak birde şunu hatırladım.Ege üniv.yazmamıştım seçim yaparken. 12 sene boyunca beş ay annemden ayırdı diye beni ve Eylem'i aldı diye benden...
    Şimdi daha ağır yaralar var oda başka bir sefer…Günlüğümü üniversiteye başladığımda bırakmıştım iki sene zaman olmamıştı hatırlıyorumda…

    Ve yine en çok ona ve anneme ihtiyaç duyduğum anda almıştım elime…

    Oda başka bir zamana…
    Şimdilik bu kadar, iş yerinde ağlamak yasak.Dışarısı güneşli, sanayide dolaşayım da kız görsünler birileri

    Annem…Kokun burnumda seni özledim ben…


    Sayfalar dolusu yazmıştı genç kız, birkaç damla gözyaşıyla sulamıştı mürekkebini. Ne kadar da dardaydı yüreği… Ne kadardır kaybolmuştu bilinmez diyarların karanlıklarında… Hıçkıra hıçkıra ağlamak istediği anda bir mesaj geldi telefonuna.Saat gece bire geliyordu.

    -Arayacağım yemekteyim, kalkmayı bekliyorum…

    Gülümsedi,

    -Peki

    Defterini kapattı, o sırada Utku gelmişti yanına…

    -Meral Abla yatalım hadi…
    -Canım uykum yok benim ama.
    -O zaman ben yatayım sen yanımda otur..

    Utku beş yaşındaydı ve Meral’i yanından ayırmak istemiyordu. Geceleri onunla yatıyor, sabahları o olmazsa kahvaltısını ellemiyordu. Alışmıştı Meral de onun nazlarına, şımarıklıklarına.Ankara’da yüzünü güldüren bir o vardı, bir de ….

    Birde Recep, neden olduğunu bilmiyordu ama onu hatırlayınca gülmeyi seviyordu.

    Bir kitap aldı eline, Utku uyurken okumaya başladı. Hikayede bir kız vardı ,kimse onu anlamıyor ama o inatla oyuncu olmak için çabalıyordu.Sonunda başarmıştı kitap bittiğinde. Ve Meral neden ben başaramadım diyordu kendi kendine. Tam o sırada bir ıslaklık hissetti üzerinde.Utku yine yapmıştı yapacağını. Önce onun üzerini değiştirdi, tam banyoya girecekti ki bir mesaj daha geldi Recep’ten.

    -Uyudun mu?
    -Hayır…

    Telefon çalmaya başladı ardından.Bu ilk konuşmaları olacaktı. Salona geçti sessiz Selmasız.

    -Efendim.
    -O şarkı ne öyle, hala unutamadın herhalde Cüneyt’i…
    -Nereden çıktı o şimdi, ben çok severim bu şarkıyı. Cüneyt’le alakası yok bunun.
    -Ne bileyim ben, hani demiştin ya,o çok özel diye…
    -Özel tabi, yirmi kişiyle aldattı neredeyse beni…


    Acıdı bu sözlerin üzerine içi ama şu da vardı ki acımasının sebebi sevgisinden değildi..Sadece uzun soluklu bir ilişkinin ardından hiçbir şey hissetmemesinden dolayı suçlu hissediyordu kendini. O hep insan bir kere sever sözünü benimsemiş hatta koyu tartışmalara girmişti bu yüzden.

    Üniversitede ilk karşılaştığında da o kişinin Cüneyt olduğunu düşünmüştü, aldatılıp terk edilene kadar.Ne kadar çok ağlamıştı, ne kadar üzülmüştü. Aradan kaç sene geçmişti, 2 yok 3 sene…Ve o üç sene boyunca hiç bakamamıştı kimseciklere.Hep aldatıyor gibi hissetmişti kendini. Şimdi ise dışarıdaki herhangi birisinden farkı yoktu Cüneyt’in gözünde. Kırık bir gülümseme belirdi suratında.

    -Öyle diyorsan ,öyledir.. dedi Recep…
    -Öyle…
    -Uyandırmadım değil mi seni?
    -Yok zaten duş alacaktım bende.
    -Bu saatte..
    -Utku Bey’in saati yok ne yaparsın…
    -Utku?

    İçi ateş gibi oldu Recep’in.Kimdi Utku? Nereden çıkmıştı şimdi?

    -Evet evin en küçüğü, tuvaletini yaptı da, kucağımda uyurken.

    İçinden bir oh çekti genç adam.

    -Tamam hadi o zaman sen duşunu yap, bende çok yorgunum zaten.Yarın görüşürüz msnde olur mu?
    -Olur..Görüşürüz.


    Huzurluydu…Evet aklına ilk gelen kelime buydu tüm konuşmanın ardından. Geç olmuştu saat, hemen bir duş alıp uyumaya başladı genç kız, ama yatarken bile aklında Recep vardı. Bunun yanında korkuları.Aşık olma diyordu sürekli kendine..

    Allah’ım sen tut kalbimi…



    Meral Bilgiç



    Devam edecek...
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


  3. #3
    Yönetici Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen Seviye 38 Arsen Lupen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2005
    Mesajlar
    10,862
    Rep Puanı
    13849

    Standart

    Teşekkürler abim..

    arsenlupen@frmtr.com

  4. #4
    HOŞÇAKALIN empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli Seviye 28 empoli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Bulunduğu yer
    karşı siteden
    Mesajlar
    4,564
    Rep Puanı
    4387

    Standart

    teşekkürler dreams abi
    You will never be good enough
    Things I loved before, are now for saLe..









  5. #5
    Azimli Yorumcu mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul Seviye 18 mavi_gul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Yaş
    29
    Mesajlar
    472
    Rep Puanı
    1405

    Standart

    çok güzel...teşekkürler...
    Allah'ım bize senin sevgini,seni sevenlerin sevgisini,sana yaklaştıracak olan amellerin sevgisini ve emrettiğin üzere dosdoğru olmayı nasip et... AMİN

  6. #6
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart Sığınağı Olur musun Yüreğimin?-3-

    Uyandığında üstündeki ıslaklığı fark etmesi geç olmadı Meral’in.Utku yine sabah neşesini bırakmıştı genç kıza. Duş alıp alelacele çıktığında onu almaya gelenleri bekletmemek için, birden; makyaj yapmadım diye geçirdi içinden ..Sonra güldü kendi kendine.

    -Sabah sabah aklıma gelene bakar mısın?
    -Buyur…
    -Yok bişiyyyyy Sabiriiii….

    Gülmeye başlamışlardı arabada. Ercan Abi’si ve Sabri de olmasaydı iyice sıyırırdı büyük ihtimal. Bir de Hikmet abla tabii..Şirketin aşçısı…

    -Hadi kahvaltı yapalım

    Dedi Ercan,

    -Dükkan n’olcak deliii, bizden önce gelen mi var sanki oraya..
    -Ya hadi gidelim, Ankara’da farklı yerler var mı bileyim n’olur yahu…

    İlk defa bir sabah Ankara’da farklı bir yer görecekti genç kız , seviniyordu ama bir yandan da Recep msnde midir diye düşünmeden edemiyordu.



    Kahvaltıyı hızlı bir şekilde bitirdikten sonra iş yerine vardılar. Saat daha çok erkendi ama o kendini hemen bilgisayarın başına atmıştı. Recep’i görmek istiyordu. Onu özlemişti…

    Neden özlüyorum ki ben onu..

    Diyerek utangaç bir gülücük savurdu kendi kendine genç kız.

    Recep çok yoğun çalışıyordu, zaten eski kız arkadaşıyla bu nedenle ayrılmışlardı birbirlerinden. Kız arkadaşı uzun süreli ilişkilerine rağmen ona bu konuda anlayışlı olamıyordu hiç.Bu yüzden çok kavgalar etmişlerdi ve sonunda olabilecek tek son olmuştu hayatlarında.

    O gün saat on gibi geldi nete Recep, Meral o sırada Türk kahvesi yapıyordu. En sevdiği içecekti Türk kahvesi. Ardından yakılan bir sigara tüm stresini alıyordu. Ankara onu her gün daha fazla boğuyordu ve genç kız artık içinden çıkılmaz bir duruma girmişti.

    Sanayide çalışmanın verdiği huzursuzluk ve bunun yanında bakışlarından rahatsız olduğu insanlar bir yana annesini çok özlemişti… Gözünde tütüyordu ailesi ve o gitmek için yol ararken Ankara’da köşeye kısılmış hareket edemiyordu.


    - Neyin var kuzummm….

    Sesiyle irkildi mutfakta. Hikmet Hanım, şirketin aşçısı çok severdi Meral’i, yüzü asık oldu mu dayanamazdı.

    -Yok bir şeyim be abla, diye karşılık verdi genç kız.O sırada Sabri girdi içeri.

    -Sabiiiriiii

    Böyle seslenirdi Hikmet Hanım Sabri’ye ve herkes onun sesleniş biçimini benimsemişti.

    -Gezdirin şu kızı acık ya, bak gün güne zayıflıyor bu burada…

    Sabri, Meral’e bir bakış attı… Ona her baktığında içinden bir şeyler eriyordu. Hayatına bir anda giren bu genç kız öyle içten ki elinde olmadan sevgi duymaya başlamıştı ona ama biliyordu ki Meral onu candan öte bir dost olarak görüyordu.

    -Gezdirelim tabii…

    Meral gülümsedi,

    -Tavla oynayalım mı Sabri?Ama boşa oynamam bak, iddasına..

    Sabri kocaman bir kahkaha attı,

    -Alırım anahtarını Meral..
    -Hadi sende be…

    O sırada Recep, msnden bir sürü şey yazmıştı Meral’e…

    -Çirkin Peri…
    Pericik…
    Nerdesin….


    Olmadığını anlayınca da çıktı msnden ve işlerine döndü…

    -Bak olum, şöyle diyeyim sana, babam dışında hiçbir erkek yenemedi beni haberin olsun.
    -Babandan sonra ilk erkek olurum Meral..
    -Bunu diyen bir arkadaşım vardı Sabbiiiiriiiii…. En sonunda bir ay hizmetime girdi…Taksimde otururken taaa Avcılardan çağırırdım onu sigaramı yakması için naber..
    -Ben Antalya çocuğuyum kızım yenemezsin beni. Aslan burcu yenilmez..
    -Haha ne Aslanlar önümde kedi olup gittiler..

    Bu lafın üzerine herkes bir kahakaha attı…

    -Neyse boşver nesine giriyoruz.
    -Sen söyle nede olsa yenileceksin , sana fazla ağır gelmesin J
    -Ya Meral git işine bak…
    -Eh sen söyle işte, yada dur elbise ve ayakkabı istiyorum.
    -İyi o zaman bende iki kot istiyorum.
    -Hadi bir de benden üç kot.Ne de olsa yenileceksin..

    Sabri neden bu kadar kendine güveniyor diye düşünürken telefonu çaldı Meral’in…

    Hemen dışarı çıktı genç kız.O dışarı çıktığında cız etti Sabri’nin içi, yüzündeki gülümsemeyi fark ettiğinde anlamıştı neden üzüldüğünü.

    -Efendim..
    -Ben.. Şey ben seni merak ettim msnde yoktun, bir şey mi oldu.
    -Kahve içiyordum sen erken saatte gelmiyorsun diye..
    -Söz konusu sensen geliyorum işte…Gelecek misiniz bilgisayarınızın başına Mara hanım. Sizi mutlak görmek isteyen bir bey varda..
    -Ne demek hemen efenim..

    Koşarak masasının başına geçti Meral. Öyle heyecanlıydı ki, neden bu kadar heyecanlanıyorum, ya bu da yakarsa canımı diye düşünürken bir yandan da kameradan da olsa onu görmenin heyecanı sarıyordu dört bir yanını.



    -Nasılsın bayımmmmmmm
    -Sizi görme şerefine girdikten sonra mutsuz olabilir miyim çirkin..
    -Hımm teşekkür ederim…

    Tam konuşmaya başlamışlardı ki tekrar telefonu çaldı genç kızın. Cüneyt’ti yine, son zamanlarda iyice arttırmıştı aramalarını.

    -Bir saniye bekler misin telefon dedi Recep’e..
    -Kameranı açarsan beklerim :P

    Kameraları açtılar, o sırada Cüneyt konuşuyordu, Meral’in yüzü asılmıştı birden bire…

    -Neden bana bu kadar uzaksın Meral
    -Ne yapmam gerekiyor söyler misin bana? Seni sevdim, hem de çok sevdim..Sen beni en yakın arkadaşımla aldattın, yetmedi başkasını seviyorum dedin, yetmedi onlardan bana selam söyledin.Hep daha fazla yakacak bir yan buldun yüreğimde. Beni ağlatmadığın bir gece söyle bana ..
    -Özür diliyorum telafi edeceğim diyorum sana
    -Göz yaşlarımı geri verebilir misin bana Cüneyt, o zamanımı mutluluğa çevirebilir misin?
    -Hani seviyordun beni
    -Sevgimi sen tükettin..
    -Sen yalancısın , gerçekten sevseydin, tükenmezdi. Sen de diğer kızlar gibi kötü kalpli bir perisin.Allah bana çektirdiklerinin hesabını soracak senden..

    Bu sözleri duyduğunda şok oldu genç kız..

    -Benim sana çektirdiklerim mi diyebildi…

    O sırada Recep kameradan fark etti Meral’in ağladığını , canı acımıştı gözyaşlarını görünce genç kızın. Meral kapattı telefonunu, öyle kalakaldı… Neden sonra Recep’in yazdıklarını fark etti. Ne olduğunu merak ediyordu genç kıza, Meral üstün körü anlattı… Recep bir şeyler yazmak istiyor ama yazamıyordu…

    -Senin gibi güzel bir yüreği herkes yaşamak ister ama değerini çok az kişi bilir.Bu yaşın gelmeyecek bir daha lütfen değerini bil.Ve gülümse, ağlayınca gerçekten çirkin bir peri oluyorsun…

    Kameradan bir sürü hareket yapıyordu güldürebilmek için onu.

    -Biliyor musun?
    -Neyi?
    -İstediğim tek şey huzurdu. Kendi mesleğimi yapmaktı. Küçüklüğümden beri yazıyordum ve kitabım çıksındı tek dileğim.Çocuklarıma faydalı olayımdı tek isteğim..
    -Çocuklar?
    -Sokak çocukları… Uzun hikaye boşver..
    -Hayır dinlemek isterim ,lütfen…

    -Fidan’ı anlatmıştım sana, en yakın dostum.Onunla bir hayalimiz vardı. Çatı katı bir ev, mor duvarlı ve su yatağı… Sonra kapıda sarı bir vosvos araba. Ben siyah deri koltuklu derdim Fidan beyaz isterdi ve biz alamadığımız hatta alamayacağımız arabanın koltukları için girerdik şakayla karışık birbirimize. Sonra Fidan oyuncu olmak isterdi, benim yazdığım oyunları oynayacak ve biz geliriyle çocuklarımızı toplayıp, lunaparka gidecek atlı karıncaya binecektik. Yemekler yiyecektik. Giysi almayacaktık çünkü aileleri onları yine sokağa gönderecekti biliyorduk.İstediğimiz tekşey onlara da güzel şeyleri tattırmaktı. İlerledikçe kazancımız, bursla okutacaktık onları.

    -Sen …
    -Ben bunların hiçbirini gerçekleştiremedim. Baksana kendime faydam yok, onlara nasıl olsun..
    -Öyle deme vazgeçme Çirkin, hem bende yardım ederim size.
    -Lunaparkta bizimle atlı karıncaya biner misin mesela?
    -Senin yanındaki at ise olur…
    -J

    Gülümsemişti Meral, Recep’in içi rahatlamıştı o gülünce.Nasıl bir kızdı bu, herkes kendini düşünürken, nasıl hiç tanımadığı çocuklara çocuklarım derdi. İçindeki kıpırtılar yüreğinin güzelliğinden mi yoksa aşık olmaya başlamasından mıydı? Kafası karışmıştı genç adamın.Tam o sırada müşterisi girdi içeri, Meral’in kamerasını kapattı hemen.

    -Ne oldu?
    -Müşteri geldi canım,görmesinler seni..
    -Nasıl yani
    -Benden başka kimse görmesin seni.Ama benim ki açık dursun..
    -Peki

    Dedi Meral,o sırada Fatoş Hanım gelmişti işe. Hemen ekranı aşağı indirdi. Biraz sohbet ettiler.O sırada Recep,

    -Ama sen beni izlemiyorsun
    diye yazdı…

    -İzliyorum, patron gelince…
    -Peki..

    Müşteri gider gitmez, kamera isteği yolladı Recep hemen Meral’e , bunu yaparken bir yandan da neden diye soruyordu kendine.

    Neden onu bu kadar görmek istiyorum?

    Meral bir yazı yazıyordu hararetli…

    -Ama benimle ilgilenmiyorsun sen çirkin…
    -Bir saniye bayım, bir yazı bitiriyorum…
    -Peki…

    Öyküsü bittiğinde , bir kahve aldı kendine ve oturdu masasının başına..

    -Evet geldim işte efem…
    -Ne yazdın, okuyabilir miyim?
    -Tabii, yanılgılarla ilgili…

    Diyerek yolladı genç kız ,yazısını Recep’e…


    Eğer bir umutsuzluğa yakalanmışsa yüreğiniz, sizi her yerde gölgeniz gibi takip eder hüzün.Herkes sizi güleryüzlü,mutlu gördüğü halde; siz içinizde sürekli ağlayan o çocuğun farkındasınızdır.ve ne çikolata, ne oyuncaklar nede başını şefkatle okşamanız susturamaz onu...

    Çevrenizde hep sevilirsiniz ama kendinizi hiç sevmezsiniz.Yalnızlığı seversiniz size acı verdiğini bildiğiniz halde.Herkesin yalnız olduğunu düşünürsünüz kendinizce ve çift kişilik bir yalnızlık çekmektense tek kişilik bir yalnızlıktır tercihiniz.


    Her gece yatağınızın baş ucunda oturarak düşüncelere dalarsınız siyah gökyüzünün izlerken... İçinizdeki minik yürek en çok o zamanlar ağlamaya başlar..En çok o zamanlar yırtar kendini...Arkanıza bakarsınız akşam olmasına rağmen gölgeniz gene yanınızdadır sizin...En çok o zaman bastırır yalnızlığın verdiği acı yüreğinizi.


    Ailenizi istersiniz yanınızda yada sarılıp doyasıya ağlayabileceğiniz herhangi birini...Ama yoktur işte kimse ve siz özlemlerinizle başbaşasınızdır..Evinizde olduğunuz halde evinizi özlersiniz..İnsan sesidir duymak istediğiniz ama siz kucağınızda mışıl mışıl uyuyan kedinizin mırıltıları dışında tek bir ses duymazsınız.Sizi gerçekten seven tek yaratık odur dünyada size göre...


    Hep aranılan insansınızdır oysa...Ama nedense insanlar hep en kötü anlarında ararlar sizi..İçlerindeki tüm acıyı önce size boşaltırlar sonra da o acılarla baş başa bırakıp giderler mutlu bir şekilde...Yani onlarda aslında muhtaç olduklarında yanınızdadırlar sizin...


    Halbuki siz hiç kimseye muhtaç değilmiş gibi gözükseniz de hep birilerine muhtaç olmayı istersiniz ama o birilerini hiç bulamazsınız.Çünkü siz muhtaç olan değil muhtaç olunansınızdır her zaman...Muhtaç olmayı istersiniz de korkularınız engeller sizi...Çevrenizde muhtaç olacak birini göremezsiniz çünkü...Kimse sizden daha güçlü değildir..Kimse içindeki o minikle sizin kadar ilgilenmez çünkü...Hayatı akışına göre yaşarlar onlar..Halbuki siz önce kendi hayatınızı sonra da dünyanın gidişini değiştirmek istersiniz...Değiştiremediğinizi hissettiğinizde ise daha fazla ağlar içinizdeki çocuk..Siz işte o zaman anlarsınız, aslında onu sizden başkası ağlatmıyordur onu..


    Çünkü siz farkında olmadan çikolataların en acısını yedirirsiniz ona ve verdiğiniz oyuncakların ya bir kolu eksiktir ya kafası...Başını okşadığını düşündüğünüz anlarda ise aslında kanatırcasına vuruyorsunuzdur içinizdeki çocuğa...Ve o bu yüzden bağırır içinizde de sizden başka kimse duymaz hıçkırıklarını...Sizden başka kimse anlamaz bir yerlerde bir çocuğun iç çeke çeke; özlemleriyle, hayalleriyle, yapayalnız ağladığını...Ve o çocuk hep ağlar, hiç susmaz...


    Hiç susmaz çünkü siz hep kötülükleri görürsünüz yeryüzünde ve hüzün gölgeniz olmaya devam eder her zaman...Siz ise ne gölgenizden kaçabilirsiniz nede içinizdeki o minik yüreğin çığlıklarını duymaktan...




    -Kendini umutsuz mu hissediyorsun?
    -Yanıldım Recep… Babam hep öğretmen ol derdi, gazetecilik meslek değil, yazarsın yine..
    -Dinlemedin…
    -Evet dinlemedim; idealimdi yazmak, üretmek…
    -Birilerine yardım etmek…
    -Kendime etmeli önce babamı dinlemeliymişim…

    Bir süre suskun kaldı Recep, bir titreşim yolladı genç kız ..

    -Bir saniye sana bir şarkı yollayacağım..
    -Peki..
    -Bu şarkıyı ikimiz için dinle olur mu?

    Bu söz içini sıcacık etti Meral’in…


    YANILDIM ALLAHIM YANILDIM/HEP BÖYLE KALACAK SANIDIM
    SORUYORUM ŞİMDİ KENDİME/YANIYORUM KENDİ DERDİME
    NE VAR ELİMDE KALAN/BU DÜNYA ZATEN YALAN
    ÖLMEK VARSA ÖLMEK VARSA KADERSE/DERT EKLEME DERDİNE
    KADERİN KADER OLSUN/BENLİĞİN AŞKLA DOLSUN
    YANILDIM ALLAHIM YANILDIM/HEP BÖYLE KALACAK SANDIM
    SORUYORUM ŞİMDİ KENDİME/YANIYORUM KENDİ DERDİME
    NE VAR ELİMDE KALAN/BU DÜNYA BÜYÜK BİR YALAN
    ÖLMEK VARSA ÖLMEK VARSA KADERDE/DERT EKLEME DERDİNE
    KADERİN KADER OLSUN/PAYLAŞ DÜNYAYI AYNI RÜYAYI
    YANILDIM ALLAHIM YANILDIM/HEP BÖYLE KALACAK SANDIM
    GERİDE KALDI ANILAR/UNUTULMAZ YAŞANTILAR
    SORUYORUM ŞİMDİ KENDİME/YANIYORUM KENDİ DERDİME
    NE VAR ELİMDE KALAN/BU DÜNYA BÜYÜK BİR YALAN
    ÖLMEK VARSA ÖLMEK VARSA KADERDE/DERT EKLEME DERDİNE
    KADERİN KADER OLSUNN/BENLİĞİN AŞKLA DOLSUNN

    -Bu çok hoş bir şarkıydı teşekkür ederim…
    - KADERİN KADER OLSUN/PAYLAŞ DÜNYAYI AYNI RÜYAYI
    Sadece bunu yazdı Recep… Onu tanımak istiyordu, sonuna kadar yaşamak..Ama daha ifade etmeye çekiniyordu…
    Yüzü kızardı genç kızın… O sırada bir müşterisi daha geldi Recep’in..

    -Çirkin ben çıkmak zorundayım, dikkat et kendine… Arayacağım tamam mı?
    -Tamam dedi Meral ve Recep gidince kapatıp msn’ini yazmaya başladı yeniden.

    Kimsin Sen?
    Bilmiyorum seni,

    Tıpkı senin beni bilmediğin gibi,

    Hiç bilmiyorum yüreğini…


    Gözlerin nasıl bakıyor mesela, yada nasıl dokunuyor ellerin?


    Sahi ellerin sıcak mı senin,

    Tuttuğunda sıcacık edebilir misin yüreğimi örneğin…


    Yada …

    Yada dokunduğun anda titretebilir misin içimi?

    Hiç konuşmadan,

    Hiç ses çıkarmadan..

    Belki fısıltılarla sadece…

    Belki bir iki fısıldaşmayla fethedebilir misin beni?


    Tek bir şey bilmiyorum seninle ilgili…

    Nasıl seversin mesela söylesene!

    Hayatının içine mi sokarsın; yoksa hayatında herhangi bir köşeye süs misali bırakır mısın gözlerimi?


    Kimsin sen?

    Söylesene kimsin!

    Nasıl yaşanırsın sen!

    Doya doya mı yaşamalı seni yoksa arada bir mi tutmalı, bulmalı ve sevmeli yüreğini…


    Nasıl sever senin yüreğin?

    Benim yüreğim gibi mi yoksa uzaktaki bir özlem misali mi!


    Bilmiyorum seni,

    Tıpkı senin beni bilmediğin gibi,

    Hiç bilmiyorum yüreğini…


    Bu yüzden haydi konuş benimle…

    Kendini anlat bana,

    Doya doya dinleyeyim seni…


    Kimsin sen?

    Söylesene kimsin!

    Nasıl yaşanırsın mesela…

    Doya doya mı yaşamalı seni yoksa arada bir mi tutmalı, bulmalı ve sevmeli yüreğini…



    Hadi dinlemelere verdim kendimi..

    Susuşlar yaşıyorum sen konuşana kadar…

    Utanma ve anlat bana kendini…

    Bir yol kenarında bekliyorum seni..
    Anlat bana kendini..
    Anlat ki senin yoluna doğru koşayım dolu dolu..
    Yada sus geri döneyim usulca bakmadan ardıma…




    Meral Bilgiç



    Devam edecek...
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


  7. #7
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart sığınağı Olur musun Yüreğimin?-4-

    Saat ilerlemişti ve hala işteydi Meral, Fatoş Hanımlar çıkmıştı, onun işçiler çıkana kadar işyerinde kalmasını istiyordu.Eve gitmektense bu fikir güzel gelmişti ona, hem böylece tavla oynamaya da gidebilirlerdi. Bir ara Recep geldi aklına bir anda… Neden sürekli onu düşünüyordu, şu an içinde bulunduğu hapis durumumu onu düşündürüyordu yoksa gerçekten başka bir şey mi vardı bu adamda.

    -Ya yok, sen zar tutuyorsun valla…Bir şey desene Ercan, baksana bu kaçıncı çift…
    -Fincan getirelim ağlayacaksan Sabri…
    -Merallll…
    -Sabiiiiriiiiii…

    Tam o arada telefonu çaldı Sabri’nin..
    -Efendim yenge…

    Eve çağırıyorlardı anlamıştı ve bir anda yüzü asılmıştı Meral’in… Daha işten çıkalı yarım saat olmamıştı halbuki.
    -Bizi çağırıyorlar, misafir varmış..
    -Ee bize ne bundan.
    -Seni görmeye gelmişler.
    -Beni mi, ne alaka be?
    Fatoş Hanım yine bir görücü bulmuştu Meral’e kendince iyilik yapıyordu ama canını fena halde sıkıyordu Meral’in.O Ankara’ya koca bulmaya değil çalışmaya gelmişti ama kadının bunu anlayacağı yoktu.

    -Gitmiyorum ben, bu tavla bitecek,çok istiyorsanız buyrun siz gidin…

    Sözleri çıktı, gözleri kıpkırmızı olmuştu. Ağlamamak için zor tutuyordu kendini.Geldiği güne lanet ediyordu genç kız…

    Öbür taraftan Recep, açılışa hazırlanıyordu bir yandan da sürekli Meral vardı aklında…Ve arasıra gelip boğazına yapışan o soru. Meral’den gerçekten hoşlanmış mıydı yoksa…Yoksa bir kaçış mıydı diğer ilişkisinden.Kestiremiyordu.Arzu aklına geldiğinde canı sıkılıyordu. Bu ilişki bitmemeliydi diye düşünüyor ama hayatı ona çekilmez hale getirdiği için bir yandan da iyi ki bitti diyordu. Peki şu an içinde bulunduğu duygular boşluktan mıydı? Bilmiyordu… Ve bilmediği için de karşısındaki insanı kırmaktan çok korkuyor, kendini aramamak için tutsa da çok fazla dayanamıyordu.

    Tavla bittiğinde Sabri oldukça bozulmuştu. Yenilgiye değildi bozukluğu.Meral’in yüzü asıktı, dayanamıyordu onu mutsuz görmeye.O her ne kadar arkadaş olarak da baksa Sabri’ye, Sabri’nin içi titrerdi genç kıza baktığında.
    Meral artık çok sıkılmıştı , yarım saatlik bile dışarı çıkamamak, çıkmamayı bırak onların istediği insanlarla dolaşmak ve daha bunlardan birçoğu yeterince boğuyordu genç kızı. Arabayla ilerlerken eve doğru bir köpek gördüler topallayan..

    -Ercan Abi, dur bir dakika…

    Diye bağırdı hemen Meral. Durur durmaz indi arabadan.Köpeğin ayağı kanıyordu, Sabri garip garip izliyordu Meral’i…

    -İzleyeceğine yardım etsene deli, görmüyor musun canı yanıyor hayvanın.
    Sabri ilerledi yanlarına, Ercan gülümsüyordu.Hayatında böyle bir kız görmemişti. Geç bulduk diyordu içinden, geç bulduk Meral seni. Bu iş yerinde hep somurtan insanlar vardı, sen neşe getirdin içimize…

    -Napıcaz kızım, o düzelir kendi kendine, evdekiler bizi bekliyor.
    -Evdekiler sıcacık evlerinde oturuyor, bu köpeği veterinere götürelim..
    -Ama..
    -Çok istiyosan sen git bayım, ben bu köpreği veterinere götüreceğim.

    Dediğim dedikti Meral, köpeğin öyle içten bir bakışı vardı ki, sarılıverdi birden ona. Veterinere götürdüler, derken biraz yiyecek ve daha sonra bir söz doktordan.

    -Ona bir sahip buluruz merak etmeyin.
    -Kendi evim olsaydı hiç düşünmeden alırdım onu…

    Dedi Meral… Saat oldukça geç olmuştu eve vardıklarında. Tam yatmak üzereyken Recep aradı.
    -Efendim..
    -Napıyosunnn..
    -İyiyim sen..

    O sırada Recep’in yanına birileri geldi ve kapatmak zorunda kaldı alelacele telefonu. Meral’de gülümsedi, yoğun insan diyerek kendi kendine.Tam gözlerini kapatmıştı ki tekrar aradı Recep.

    -Canım biliyorsun açılışa yetişmeye çalışıyoruz, çok önemli misafirler geldi.Kapatmak zorunda kaldım özür dilerim.
    -Önemli değil anladım.
    -Şimdi gene kapatıyorum, özür dilerim affet olur mu, arayacaım ben seni..
    -Peki…
    Tekrar telefonunu koydu yastığının altına ve uyumaya çalışırken veterinere bıraktığı köpek geldi aklına. Uykuya daldığında saat kaçtı bilmiyordu. Tekrar bir bip sesiyle açtı gözlerini. Recep’ti arayan.

    -Uyudun mu?
    -Hayır..
    -Yalancı, sesin uykulu geliyor.
    -Tam uyumamıştım işte.Napıyosun,gitti mi misafirlerin?
    -Evet, tekrar özür dilerim ,suratına kapattım telefonu yani kapatmadım da öyle oldu.
    -Bu kadar düşünceli olma, önemli değil hem ben alışık değilim özür dileyen insanlara.
    -Sen benim için değerlisin ,yanlış anlamanı istemem.
    Gülümsedi Meral,içi bir güzel oldu gecenin bir yarısı.
    -Peki diyebildi sadece.
    Gözleri kapanmak üzereydi ama Recep’in sesiyle uykuya dalmak daha bir güzel olacaktı.O nedenle kapatmıyordu telefonu.

    -Sen neler yaptın bugün…
    Diye sordu Recep.
    -Tavla oynadım, tabii ki yendim dedi hafif bir gülümsemeyle.
    -Yenilmem diyorsun yani
    -İddialıyımdır.
    -O zaman biz de oynayalım bir gün.
    -Olmaz ,sana yenilirim çünkü..
    -Neden?

    Evet neden, neydi neden? Onun yanında tavla düşünemeyeceği için mi ,bilmiyordu cevapsız bıraktı bu soruyu. Utanıyordu içindeki hislerin açığa çıkmasından.

    -Sonra bir köpek vardı veterinere götürdük onu. Kendi evim olsaydı beslerdim de.
    -Sever misin sen köpekleri?
    -Ben hayvanların hepsini severim bayım.
    -O zaman geldiğinde benim köpekleri de görürsün.
    -Cidden mi, dişi mi erkek mi?Dişiyse…
    -Erkek canım..
    -Bende yavrularından ayır bana diyecektim..
    Dedi Meral sonra, Recep konuşurken ağır ağır kapandı gözleri… Recep ilk başta inanamamıştı ama evet genç kız uyuyakalmıştı telefonda..
    -İyi geceler Çirkin Peri…
    Diyerek kapattı telefonu. Uyuduğunda çok geç olmuştu Recep,hatta o saatte Meral işe gitmek için kalkmıştı. Biri diğerini düşleyerek uyanmıştı sabaha ,diğeri ise onu düşleyerek kapatmıştı gözlerini..
    İki farklı şehirde, birbirlerini sadece soğuk bir ekrandan görerek tüm sıcaklıkları paylaşmaya başlamıştı iki insan. Ve ikisi de korkuyordu.
    Recep, emin değildi içindeki hislerden, Meral ise tekrar kırılmak istemiyor ve ağırdan alıyordu içindeki duyguların coşkunluğunu.Ama ne kadar uzak durmaya çalışsa da iki genç , aşk onları en zayıf yanlarından yakalamıştı çoktan. Mantık devre dışı kalmış ve mesafeler ikisinin de zihninden silinmişti.

    İşyerinde tipik bir sıkkın oturma eylemi içindeydi Meral, Recep hala uyanmamıştı ve nette yoktu. Acaba gelmeyecek mi diye düşündü içinden. O sırada Hikmet Hanım bağırıyordu..
    -Meralllllll, yemek yiyeceğiz gel hadi…
    -Ne yemek var bayannnnnn…
    -Bakla, çorba, enginar,makarna..
    -Abla be bakla ile enginar aynı anda yapılır mı, Allah aşkına.Hayır ikisini de yiyemem ben …
    -Bunlara yemek mi dayanıyor kuzum dedi Hikmet Hanım çalışan işçileri göstererek. Gel sana makarna koyarım ben..

    Aşağı indiğinde hala Recep vardı aklında Meral’in, gelecek miydi acaba? Yemek yerken bir mesaj geldi.
    -Müsait misin?
    -Evet…
    Yemeğini yarım bırakarak çıktı dışarı.O sırada çoktan aramaya başlamıştı Recep.
    -Nasılsın canım?
    -İyi yemek yiyordum,yoksun nette.
    -Evet, yeni kalktım.Bugün yoğun olacak giremeyeceğim haberin olsun istedim.
    -Peki kolay gelsin sana..
    -Hemen kapatma ama, dün sen uyudun biliyor musun? Birde benimle hiç ilgilenmedin varsa yoksa köpek.
    -Ne yapayım ben hep istemişimdir köpek sahibi olmayı..
    -Ama onlar doğurdu mu dört beş tane doğurur canım bakamazsın ki.
    -Bakarım ben onlara,sen yeter ki vereceğim sana de köpeklerimden de bana…
    -Çirkin sen köpekleri boşver, beni al zaten onlar otomatikman senin de olur…

    Ne denirdi bu sözün ardına, kıpkırmızı olmuştu yüzü..Bereket görmüyordu Recep onu. Sanki ortaokul öğrencisi gibi acemiydi Recep’in sözlerine karşı yüreği…
    -Sen çok utangaçsın biliyor musun?
    -Eee ne zaman gelebilirsin nete peki?

    Laf değiştiriyordu Meral ve Recep çok hoşlanmıştı bundan.Güldü…
    -Peki utandırmayacağım seni, akşam vakti gelmeye çalışırım olur mu? Öpüyorum seni, dikkat et sanayi de kendine…
    -Peki, görüşürüz…
    Telefon görüşmesinin ardından odasına çıkarken Hikmet Abla seslendi ardından.
    -Kuzum yemeğini yemedin..
    Gülüyordu Meral,
    -Canım istemiyor abla…
    Sabri onu gördükçe daha bir düşünceleri dalıyordu.Sürekli konuştuğu bu insan uzaktayken böyle mutlu edebiliyordu onu ama kendisi yüzünü güldüremiyordu bir türlü Meral’in…

    -Sen gitmişsin Sabri…
    -Ne dedin Ercan..
    -Diyorum ki gitmişsin?
    -Nereye?
    -Fizana,olum görmüyor muyuz sanıyorsun, alıp karşına konuşsana kızla..
    Sabri’nin yüzü asıldı.

    -Burda mutsuzluktan ölen,gelen bir telefonla sevinen bu kız bana bakar mı be Ercan…
    -Bir de en çok senin yanında güldüğünü unuttun ama…

    Gerçekten de Sabri’nin yanında hep gülerdi Meral, ince esprileri her zaman ağlamaklı olduğu anlarda bile güldürmüştü onu.. Bu bir umut muydu, yoksa Ercan sevdiğinden cesaret mi veriyordu Sabri’ye bilmiyordu.Ama o hala konuşacak kadar yürekli bulmuyordu kendini…

    Meral, bilgisayarının başında resimlerle oynarken, önüne konan kocaman bir çikolata ile çocuklar gibi sevindi. İşçiler de dahil, Fatoş Hanım hariç herkes onun yalnızlığını fark ediyor ve mutlu etmek için uğraşıyordu.Bisiklet bile almışlardı ona , çok bunlarsa binsin diye.Ama daha adımını bile atmamıştı, Sanayide nereye gidebilirdi, hem dışarı adımını atsa kaybolurdu buralarda.
    -Teşekkür ederim Sabri…
    -Öyle yok teşekkür yarısını vericeksin.
    -Hiç bikerem vermem, almasaydın, alla alla..
    -Abii sen varya..
    -Vermiyorum işte bana ne.

    Zaten istemiyordu Sabri, tek istediği onu gülerken görebilmekti. Genç kız iştahla yerken çikolatasını, gözlerindeki hüznün küçük de olsa mutluluğa döndüğünü görmek sevindirmişti genç adamı. Meral çikolatası bittikten sonra, bilgisayarına dalmış, Sabri’de aşağı işçilerin yanına denetime inmişti. Tam o sırada, bir titreşim yolladı Recep…

    -Kameranızı açsanız da bir cennetlik olsak biz bayan..
    -Sen ne zaman geldin?
    -Seni özledim…
    Gülümseyerek açtı Meral kamerayı ve hemen bencillik yapmayınız bayım diyerek kamerasını açmasını istedi Recep’ten. Tam o sırada bir müşteri geldi, biraz beklediler birlikte gitmesini . Recep müşterinin istediğini yapıp onu yolcu ettikten sonra yazmaya başladı Meral’…
    -Sende garip bir huzur var biliyor musun?
    -Nasıl yani?
    -Bilmiyorum, gözlerinden yayılan her ne ise büyülüyor beni.Sana sığınmak istiyorum; fırtınalı günlerden, soğuktan ve ayazdan yoruldum, limanım olur musun benim?Sığınağı olur musun yüreğimin?
    Meral ekrana bakakaldı, ne diyeceğini bilmiyor, kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.


    Meral Bilgiç



    Devam edecek...
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


  8. #8
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart Sığınağı Olur musun Yüreğimin?-5-

    Yazacak bir şeyler bulmaya çalışıyor ama bir türlü başaramıyordu. Ne demeliydi şimdi bu sözün ardına. Hiçbir zaman bu kadar sıcak bir soruyla karşılaşmamıştı. Ve bu kadar hazırlıksız yakalanmamıştı. Tamam sürekli onu düşünüyor olabilirdi ama aklının ucuna gelmemişti böyle bir şey onu. Düşünüyordu, onu yaşamak…Bu çok güzel bir duygu olmalıydı ama uzaktan aşk yaşanır mıydı gerçekten. Ankara’dan Tekirdağ’a bir sevgi ilerler miydi görüşmeden. Bu mümkün müydü acaba?

    -Sürekli liman değiştiren bir yapın varsa istemem asla…
    Diye yazdı birden, sonuçta hakkında ona ilk söylenen çapkınlığıydı Recep’in..
    -Ne demekti şimdi bu Çirkin?
    -Senin ismini ilk duyduğumda söylenen ilk şeydi çapkın olduğun.

    Yazmaya devam ediyordu ki Meral, Recep sözünü kesti..

    -O arayıştandı
    -Benim aradığın olduğumu nereden biliyorsun peki?
    -Bilmiyorum ,hissediyorum…

    Hissetmek, hislere ne kadar güvenebilirdi insan. İkisi de uzun soluklu ilişkileri bitirmişlerdi, ya boşluktan kaynaklanıyorsa diye geçirdi içinden Meral. Şüphesiz Recep’te soruyordu bu soruyu sürekli kendisine ama şu an hissettiklerine engel olamıyordu…
    -Recep…
    -Efendim..
    -Sen içimi sıcacık ediyorsun biliyorsun değil mi?
    -Gerçekten mi?
    -Gerçekten, msne sırf seni görürüm diye giriyorum mesela, mesela gecenin ikisinde istemsiz uyanıyorum sen işten çıkmışsındır ve ararsın diye. Sabah kalktığımda sen geliyorsun ilk aklıma yada…
    Gülümsüyordu Recep, okudukları hoşuna gidiyordu.

    -Ama…Ama benim yüreğim parça parça, benim duvarlarım kırık. Yavaş yavaş onarma çabasındayım. Ve inan bana bunda senin etkin çok büyük. Cüneyt’ten ayrıldıktan sonra hiç yaşamayacağım dediğim duyguları yaşattın sen bana, kırgınlıklarımı unutturdun öyle ki Cüneyt’i bile önemsemememi sağladı varlığın. Ama aradaki limanlardan biri olacaksam senin için gelme sakın. Çünkü benim tekrar bir gidişi kaldıracak gücüm yok. Son gücümü kullanırım ve ondan sonra yıkılır tüm taşlarım. Fırtınalardan esir düşerim ve aradığım huzuru bir daha asla bulamamacasına kaybederim biliyorum.

    Bu sözün ardına bir şey söylemedi Recep, ne söyleyebilirdi ki zaten. Konu bir süre sonra dağıldı ve gene gülerek konuşmaya başladılar birlikte.

    O gün Meral erken çıktı iş yerinden, eve gidip dinlenmek istedi. O gidince Recep dayanamadı arama motorundan aradı Meral’in yazdıklarını.Okudukça daha iyi anlıyordu ne demek istediğini, yine okudukça aslında hiç şansı yokmuş gibi geliyordu ona.

    Sen yürekteki doğum lekesi gibisin sevdiğim..
    İstesem bile çıkmıyorsun, çıkaramıyorum bedenimden...
    Bazen farklı olduğumu hissettirip mutlu ediyorsun beni,bazense bir bıçakla çıkarıp atacak kadar acı çektiriyorsun yüreğime...
    Bazen aynaya bakıp saatlerce izleyebiliyorum seni büyük bir aşkla,bazense aynalardan nefret eder oluyorum,göz yaşlarımı kendimden bile saklıyorum varlığının verdiği acıyla...
    Ve sevdiğim biliyorum..
    Sen asla geçmeyecek ve hep varolacak doğum lekesi olacaksın yüreğimde.

    Diyordu yazısının birinde. Gönlümün doğum lekesi sözünü düşünde defalarca Recep… Biri onun için yazabilir miydi bunları? Halbuki Meral onun içinde yazıyordu , o bilmiyordu…

    Sonbaharın hüzünlü kokusunu duyuyor derken burnum yavaş yavaş..Toprak kokuyor hava, biraz sen kokuyor biraz da ayrılık sonra.. Bu dönemlerde tanışmıştık oysa yada bana öyle geliyor.. Gerçekten bir hazan mevsiminde tutuşmamıştı ellerimiz.. Onlarla birlikte yüreklerimiz sarılmadı mı birbirine..

    Yoksa bana mı öyle geldi?

    Yanıltıyor mu beni bu hazan yoksa...

    Yanıltıyor..Yanıltıyor..


    Hep ayrılığa dairdi yazdıkları ve hep çektiği o büyük acı… Bir an vazgeçti Recep, Cüneyt’i sevmişti genç kız, belli çok sevmişti… Duygusuz olduğunu düşündüğü halde yazılanlar onu bile etkilemişti…

    Oysa korkak bir ressamın tuale yansıttığı sevdaya benzerdi, sana olan duygularım....Oysa hiç tahmin etmediğim kadar 'sen'le doluydu bedenim...
    Dilimde susturulmuş sevdan, üşüyen ellerimde katlettiğim kelimeler... Suskun kapıya çöküp kapandı gözlerim...

    Ay kızıla boyandı bu gece...

    29 harfi katletti ellerim, sen ardına bakmadan gittin... Ben 'g' bile diyemeden, 'gitme' demeyi umarken...


    Daha fazla okuyamadı genç adam. Artık Meral için sadece geçici bir heyecan olarak görüyordu kendini. Ama eski kız arkadaşı aklına geldiğinde anlamıyordu Meral’in de içindeki boşluğu doldurduğunu belki de…

    O sırada Meral eve gitmiş , duşunu almış ve Recep’i, onun sözlerini düşünüyordu.Tartıyordu kendini… Bu adam aniden girmişti hayatına, Cüneyt’i düşünmüyordu o kesindi.. Ama uzaklık ne kazandırır onlara…Yada Recep, ya eskiye dönme arzusuna kapılırsa bir gün.. Binlerce soru geçiyordu içinden ki Fidan aradı..

    -Canım ne yapıyorsun..
    -Fidan ben karışmaya başladım.
    -Nasıl yani, yine mi Cüneyt Meral.Aradan üç yıl geçti yeter artık, o salak gelip gelip gidiyor bir türlü yeter be defol diyemedin..
    -Yok sorun Cüneyt değil…

    Fidan şaşırdı bunu duyunca…Meral ilk defa Cüneyt demiyordu…

    -Fidan sanırım ben aşık oluyorum.
    -Hönnkkk , sen aşık oluyorsun benim haberim ben arayınca mı oluyor..
    -Ya dur bir anlatayım..
    -Anlat tabii,kimdir necidir, ne alaka nereden tanıştın. Bana bak Fatoş’un bulduğu biri değil dimi. Seni çıkarmaya çalışırken oradan daha beter girme içine..
    -Yok be..
    -Eee başla o zaman adı ne mesela..
    -Recep…
    -Eeeeee
    -Eeeesi o çok tatlı biri..
    -Ya Meral hızlı hızlı anlat katilin olurum senin..
    -Tanıştık işte bir şekilde, onunla konuşurken mutlu oluyorum ben, sonra oldukça olgun biri yaşına göre.
    -Yaşına göre..
    -Benden küçük biraz..
    -Ne kadar?
    -Altı ay..

    Fidan koca bir kahkaha attı.

    -Sen Mehmet’i unuttun herhalde.Mehmet benden 2 yaş küçüktü be…
    -O sensin yahu..
    -Peki o da sana karşı aynı şeyleri hissediyor mu?
    -Sanırım..
    -Nasıl sanırım, ay Meral fıtık ettin beni iki dakika da ha..

    Ve Meral olduğu gibi anlatmaya başladı her şeyi.. Fidan gülüyordu anlattıkça. İlk defa Cüneyt dışında birini konuşurken duyuyordu Meral’i ve heyecanını hissediyordu sesinden.

    -Ama korkuyorum Fidan..
    -Niçin canım..
    -Recep uzun soluklu bir ilişkiyi bitirdi yeni ve ben sadece o ilişkinin üstüne cila konumunda olmak istemiyorum.
    -Meral, sen Cüneyt’le ne kadar süre birlikteydin canım?
    -Beş yıl’da ne alaka şimdi..
    -Ya o da senin gibi korkuyorsa…Kaldı ki siz Cüneyt’le aynı üniversitede okudunuz, birçok şeyi birlikte yaptınız. Ya o da senin gibi Cüneyt’ê gider mi diye düşünüyorsa?
    -Ama gitmem ki sen biliyorsun sonuçta..
    -İyi de o bilmiyor.O yüzden korkma canım ne olacaksa olur zaten, aşktan kaçıp da yaşayacağınız güzel şeylerden vazgeçme. Akışına bırak bir tanem..Akışına…
    İçi rahatlamıştı Fidan kapattığında telefonu Meral’in… Evet kaçmayacaktı, o kadar güzel şeyler hissettirirken ondan kaçmak kendini mahrum etmekti birçok şeyden.
    O günü uyuyarak ve genellikle yazarak geçirdi genç kız. Bir ara Recep aramıştı… Derken gün bitmişti bile..
    Meral BİLGİÇ

    (Devam Edecek)
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


  9. #9
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart Sığınağı Olur musun Yüreğimin 6

    - Bugün gün güzel geçecek diye geçirdi Meral içinden,
    - Ankara’nın grimsi havasına inat her şey çok güzel geçecek…

    İçinde tarif edemediğin garip bir his vardı ama ne olduğunu çözemiyordu bir türlü.İş yerine geldiklerinde saat sekize geliyordu, bir kahve alıp masasının başına geçti genç kız. Bir sigara yaktı derken ve msnini açtı. Çevrim dışı duruyordu çünkü biliyordu ki Recep daha gelmezdi, şu sıralar açılış nedeniyle çok geç saatlerde yatabiliyordu. Dün gece ikiydi eve vardığında ve zar zor Meral’i arayıp yatmıştı Recep…

    Onun bu dönemini düşündü Meral, ne kadar çalışkandı..Onun yaşında , hele ki onun gibi ailesinin tek çocuğu olan birçok insan aylak aylak dolaşırken , o ne kadar da yoğundu böyle. Recep bu hali daha çok hoşuna gidiyordu genç kızın, en çok çalışkan insanları severdi çünkü.

    Recep geldiğinde özellikle çevrimiçi olmadı yine, bekledi..Sesini duymak istiyordu çünkü.Bir süre sonra aradı Recep…

    Onun sesini duymak neden bu kadar mutlu ediyordu bilmiyordu ama yüzündeki gülümseme Recep ile birlikte yerleşiyordu yüzüne.

    - Msnde değilsin Çirkin…
    - Hayır msndeyim…
    - Ama ben göremiyorum

    Derken çevrim içi oldu Meral, gülümsedi Recep…

    -Saklanıyor muyduk yoksa,
    -Hayır ,sadece seni bekliyordum…


    Sadece seni bekliyordum…Öyle baktı yazıya dakikalarca Recep, sonra açılışa ne kadar zaman kaldığından tutun da köpeklere kadar konuştular.Bir ara konu ilişkilere bile geldi…


    -Ben biraz geri kafalıyım bu konuda

    Dedi Meral,

    -?
    -Bence bir ilişki de erkek her zaman bir adım önde olmalı. Ben sahiplenilmeyi severim örneğin, kıskanılmalıyım… Erkek arkadaşım sözünü dinletmeli, dinletebilmeli bana…


    Meral yazdıkça Recep’in çok hoşuna gidiyordu yazdıkları.


    -Bilmiyorum, yani erkek arkadaşımın korumasında hissetmek isterim kendimi, güvende ve huzurlu olmalıyım onun yanında.


    -Bende geri kafalıyım o zaman.

    Dedi Recep ,gülümsemesi takılı kalmıştı dudağının ucunda. Meral’de kameranın diğer tarafında eşlik ediyordu gülümsemesiyle ona. Artık işyerinden kimseyi görmüyordu bile Recep ile konuşmak yetiyordu.

    Sanki başka bir dünyada yaşıyordu ama bunu bir tek kendisi fark etmiyordu…

    Recep, genç kızla konuştukça bazen şaşırıyor, bazen ise mutlu oluyordu. Düşünceleri benziyordu birbirine ve bu onun için çok güzel bir duyguydu. Ama hala Cüneyt için yazılmış yazılar aklının bir ucunda bekliyordu. Neden sonra dayanamadı ve okuduğu bir bölümü yolladı Meral’e..

    - Sen yürekteki doğum lekesi gibisin sevdiğim..
    İstesem bile çıkmıyorsun, çıkaramıyorum bedenimden...

    - ?
    - Sen asla geçmeyecek ve hep varolacak doğum lekesi olacaksın yüreğimde.
    - Bunlar benim yazılarım…
    - Oysa korkak bir ressamın tuale yansıttığı sevdaya benzerdi, sana olan duygularım....Oysa hiç tahmin etmediğim kadar 'sen'le doluydu bedenim...
    - 29 harfi katlettim…. Bu şiir çok sevilmişti…Nereden çıktı şimdi bunlar?


    Recep söyleyip söylememekte kararsızdı, aniden yazdı derken…

    - Bunlar Cüneyt için yazılmış yazılar değil mi?
    - Ne demek şimdi bu Recep Efendi…

    Ama Recep oldukça ciddiydi…

    -Ben , ben senin için sadece geçici bir heyecanım, sen Cüneyt’i seviyorsun… Ve ben onun karşısında bir sıfır yeniğim aslında…Cüneyt’e dönmelisin belki de…

    -Böyle mi düşünüyorsun gerçekten?

    -…

    -Evet Cüneyt’i sevdim, bunu senden saklamadım da. Kaldı ki senin de uzun bir birlikteliğin vardı, hem siz aynı şehirdesiniz de değil mi? Ben Cüneyt’e olan bütün duygularımı yitireli çok olmadı doğru ama ona karşı bir sıfır yenikliğin yanlış. Cüneyt aradığı zaman ona bile senden bahsedebiliyorsam; bil ki bu senin yenilgin değil, onun bitişidir. Ama yine de sen bilirsin..

    -Cüneyt’e beni mi anlattın..
    -Evet, ama önemi yok belli ki…
    -Hayır..Yani var, beni de anla; bir sürü şiir, yazı var ona dair olan..
    -Ama senin için yazılanları bilmiyorsun?
    -Yazıyor musun?

    Hiçbir şey söylemedi Meral. Recep sorduğuna pişman olmuştu ona.. Ve anlamıştı aslında sorusu Meral’e değil kendisineydi… Oysa ne kadar emin konuşmuştu Meral; acaba Recep emin miydi bu kadar?

    Evet Recep için yazıyordu Meral, tanımadığı ama kameradan ve konuşmalarından bildiği bir adamı özlemenin verdiği şaşkınlıkla yazıyordu Recep için… Bazen yazdıklarını okuyup utanıyordu , bazen ise neden utanıyorum diyerek kızıyordu kendine.

    Haftalar artık daha çabuk geçiyordu Ankara’da ama; gitme isteği daha bir baskın olmaya başlamıştı genç kızın içinde.

    Bir gece evde otururken dertleşmeye başladı Sabri ile.

    -Çok boğuldum Sabri, İstanbul’a gitmek istiyorum. Arkadaşlarımı görmek, Galata’da balık ekmek yemek..
    -Zehirlenme de ..
    -Ne zehirlenmesi be..
    -Geçen film de izledik ya,kız Galata’da balık ekmek yedik diyor, diğeri iyi zehirlenmediniz diye kızıyor…
    -Zehirlenmem merak etme, Beşiktaş sahiline gidip oturmayı çok özledim mesela, balık atardım ben balıklara oradan bilir misin? Garsona balıklara şeker atmayı unutmamasını bile söylemiştim gelirken buraya…
    - Seni göndermek lazım Meral; ama Ankara’yı böyle tanıman hiç iyi olmadı.Pazar günü gezdirelim seni öyle git bari…
    - Peki Dedi Meral ve iyi geceler dileyip yattı…


    Ağlıyordu, yastığa yapıştırmıştı yüzünü… Bu kaçıncı ağlayışıydı o kentte bilmiyordu ama artık dayanamıyordu. İstediği hiçbir şeyi gerçekleştirememenin verdiği bir bıkkınlık vardı üzerinde.Ve aklına geldikçe olanlar gözyaşlarına hakim olamıyordu. Uyuyakaldığında bayağı geç olmuştu saat. Sabah çok zor uyandı hatta. İş yerine gittiğinde hala uyumaktaydı. Bir kahve yaptı kendine, o sırada Sevda aradı.

    Sevda Recep’i de tanıyordu aynı zamanda. Tekirdağ’da oturuyordu kendisi. Biraz saf ve patavatsız bir kızdı sadece…

    -Geçen Gülsüm ile konuştum dedi Meral’e…
    -Yine mi diye geçirdi içinden genç kız…

    Gülsüm Recep’ten hoşlanan bir bayandı ve Meral onun canını oldukça fazla sıkıyordu.

    - Recep’le ayrılırlar diyor herkese, ben de derdi neymiş öğrenmek istedim.
    - İyi de biz bunları konuşmazken size noluyor anlamıyorum ki, yaşayacaksak bile bırakın tek yaşayalım…
    - Sen sol tarafından kalktın herhalde bekle de anlatayım.


    Ve konuştukları her şeyi anlatıyor Meral’e.

    - Recep çok yönlü olduğundan ve maddi açıdan insanların ilgisini çektiğinden midir bilinmez birçok kişi çıkacaktır diyor karşına ardından Sevda…



    - Recep’in parası kendisine kalsın Sevda, şunu anlayın artık… O benim yüreğime öyle güzel tohumlar ekti ki , kapkaranlıktı dünyam, gülmeyi unutmuştu gözlerim…Şimdi onun sayesinde iki gram gülüşüm vardı bu sözlerinle aldın onları. İstemiyorum, Recep’le de birlikte değiliz söyle merak etmesin kızlar. Ya da alsınlar tüm parası onların olsun ben bakarım sevdiğime, yeter ki yüreği benim olsun…


    Çok kızmıştı Meral, aklında zaten karışık düşünceler varken nereden çıkmıştı şimdi bu. Uzak durmaya karar verdi Recep’ten. Başkalarıyla savaşamazdı , aradığı huzurdu ve saçma sapan sözlerle savaşacak gücü yoktu onun. Evet uzak durmalıydı, bağlanmadan tam anlamıyla çekmeliydi kendini…


    Telefonu öyle sert kapatmıştı ki , ne olduğunu anlamadı çevresindekiler. Yüzü asık bir şekilde çıktı masasına. Ardından msne girdi her zamanki gibi. kuzeniyle birlikte çektirdiği fotoğrafı koymuştu… Recep yoktu, iyi ki diye geçirdi içinden. Ondan uzak durmanın yolunu bulmalıydı…

    Canı hiçbir şey yapmak istemiyordu, öyle bakıyordu bilgisayar ekranına… Derken yazmaya başladı yavaş yavaş….


    Yağmurlara yenik bu sabah yüreğim,
    Bu sabah sessizlikler üstüne kuruluyor
    Ve...
    Ve sonra tekrar yağmurlarla yok oluyor tüm umutlarım…
    Bir sıkıntı var ,
    Kimselere bahsedemediğim....
    Bir sıkıntı ki içimdeki; atamadığım hiçbir yerlere,
    Bu sabah yine yağmurlara yenik düştü yüreğim..
    Kaçman gerek dedi..
    Yine yakaladı seni…
    Açıklayamayacakların dilinin ucunda kilitli kalsın bırak…
    Bırak mutluluğu yakalamayı da kaç..
    Kaç daha fazla mutsuz olmadan…
    Şimdi senden habersiz giriyorum yine dipsiz kuyulara…
    Kaçmak istemiyorum sevgili; ama kaçıyorum istemsiz…
    Lütfen sen bırakma peşimi…
    Saklandığım kuytulardan tut da elimi, sen çıkar beni…

    aÇıkLayAmaDıkLaRıM DiliMiN uCunDa KiLiTLi;
    GeL VE ÇöZ KiLidiMi SeVGiLi!!!



    - Şu fotoğrafı kaldır da güzellik görsün gözlerimiz ama Çirkin.
    - Ne zaman geldin sen farkında bile değilim…
    -Hadi ama , ben sadece seni görmek istiyorum.

    Değiştirdi resmi Meral, derken kameralar açıldı yine. Ama Recep genç kızın yüzünden anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini…

    - Neyin var senin Çirkin?
    - Savaşmak istemiyorum Recep.
    - Ne demek bu şimdi?
    - Gülsüm ve diğerleri… Ben huzur istiyorum ve daha yeni başlarken her şeye bunlar beni güçsüzleştiriyor.
    - Cesaretin mi yok yani, yenilirim diyorsun..
    - Neden savaşmak zorunda olmalıyım söyler misin? Güzel güzel yaşamak varken illaha savaşmam mı gerekir senin için?
    - Söz ettiğin insanların senin yanında hiç şansları yok, bunun farkında değilsin…
    -Bir söz vardır bayım, sinek küçüktür ama mide bulandırır. Benim midem kaldırmıyor bunları.
    -O zaman dinleme onları, kimse onları senin önüne sürmeyecek ki, bırak ki birlikte yaşayabilelim , bırak hepsini…
    - Sen bırakabilmiş miydin peki, Cüneyt’te aynı şeyi sen demedin mi bana Recep?
    -Ama ben seviyorum demedim ki canım, sen ise sevgini anlatmışsın…

    Sustu Meral…Sonra,

    -Korkuyorum.. Yüreğimin tekrar yara almasından..
    -Almayacak
    -Ya alırsa…
    -Ya almazsa…

    Sustu Meral, ya almazsa… O zaman dünyanın en mutlu insanı olacaktı biliyordu… Ve değerdi….

    -Haklısın, ama yine de korkuyorum…

    O sırada müşteri geldi Recep’in yanına.Kapattı Meral’in kamerasını. Meral onu izliyordu ve gitmesini bekliyordu müşterinin. O sırada yanına Fatoş Hanım geldiği için ekranı alta indirmek zorunda kaldı.

    Recep fark etti bunu,

    -Ama sen beni izlemiyorsun..
    -İzliyorum hayatım…
    -Hayır aşağı aldın sayfayı gördüm aşkım…


    Aşkım…. Aşkım demişti Recep, Meral sıcacık oldu lafın üzerine, ne güzeldi bu sözü duymak ondan…

    -Aha , imdattt sevgilim bilgisayarımı ele geçirdi…

    Sevgilim, sevgilim mi demişti Meral… Recep gülümsedi, evet işte başlamışlardı.. Çok düşünseler de aşk yakalarını bırakmamıştı…



    Meral Bilgiç
    (Devam Edecek)
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


  10. #10
    Mıntıka Zabiti dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams Seviye 35 dreams - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2005
    Bulunduğu yer
    Dünyanın En Güzel Şehri İstanbul
    Yaş
    38
    Mesajlar
    8,460
    Rep Puanı
    9333

    Standart Sığınağı Olur musun Yüreğimin 7

    O gün nasıl geçti anlamadı Meral, gerçekten birlikteydiler şimdi; evet ama nasıl devam edecekti bu ilişki. Ankara’dan dönebilecek miydi İstanbul’a.. Yada İstanbul’a dönse bile Recep Tekirdağ’da değil miydi?
    Binlerce soru dönüyordu kafasında, sorular yerleştikçe beynine daha fazla korkuyor ve daha çok yazıyordu.


    Allah’ım sen bana ikinci bir şans verdin, yüreğimi toplayabilmem için. Sen tekrar güç kazanayım diye yolladın onu biliyorum ama ; ama nolur eğer alacaksan onu da sevgim büyümeden olsun olan. Bir yenilgiyi daha kaldırabilecek gücüm yok.En iyi sen biliyorsun yüreğimi, bir ayrılık daha ağır gelir bana…

    Daha yeni başlamıştı ki yazmaya Recep aradı.

    -Napıyosun bitanem…
    -Yazı yazıyorum…
    -Hmmm ne yazıyorsun ki?
    -Söylemem..
    -Nasıl geçiyor orada günlerin, İstanbul’a dönebilecek misin?
    -Bilmiyorum hayatım, çok bunaldım burada. Dışarı çıkamıyorum.. Sabahın köründe iş yerinde oluyorum ve geç çıkıyorum patlamak üzereyim artık.
    -Bak bu hafta sonu gel buraya olmaz mı?
    -Ne çok isterdim halbuki, ama Pazar günleri de Fatoş Ablalar dışarı çıkıyorlar çocuklara bakmak bana kalıyor.


    Çok bunalmıştı genç kız, ağlamaklı oldu sesi. Ankara’ya geleli bir ayı geçmişti ama daha hiçbir yerini görmemişti şehrin. Bunun yanında kimseyi tanımıyordu.Yaşıtı kimse yoktu çevresinde. Gördüğü insanlar sadece evdekiler ve işyerindekilerdi. Dertlerini anlatabileceği bir tane insan yoktu, yada gidip kahve içip sohbet edebileceği.Hoş olsaydı da vakti yoktu.

    - Ne kadar sürecek böyle peki canım. Bir yolunu bulmak lazım.Neden ben gidiyorum demiyorsun.
    - Desem bile nasıl gideceğim Recep, bir buçuk aydır çalışıyorum ama tek lira vermediler. Zor bir dönem geçiriyorlar sanırım ama benim de ihtiyaçlarım var.

    Artık dayanamamıştı ağlıyordu…

    -Ağlama canım, ya ağlama ben dayanamam.. Bak şimdi bana yarın cvni yolluyorsun tamam mı, ardından da eğer bir hafta içinde bir değişiklik olmazsa atlayıp geliyorsun…
    -Peki
    -Şimdi kapatıyorum ben , hadi sen de uyu artık.


    Kapattıklarında saat ikiyi geçiyordu. Ama uykusu yoktu genç kızın düşündükçe içine düştüğü durumdan nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Babasına söylemek geçti içinden ama yapamadı.En başından uyarmıştı çünkü onu babası…

    İnsanlara güvenme derdi hep ve o yine güvenmişti… Şimdi baba sen haklı çıktın , böyle böyle oluyor diyemezdi ki…

    Allah’ım bir çıkış yolu ver nolursun.Ne olursun kurtulayım şu cehennemden.


    Ertesi gün uyanmak istemedi hiç; ama işe gitmezse evde kalacaktı bunu da istemiyordu. Kalktı zar zor yatağından, aynaya baktığında yüzünde kocaman bir uçuk fark etti.

    -Bir bu eksikti, Allah’ım çirkinliğe bak.Zaten çirkindin şimdi nasıl gezdireceğiz yanımızda seni…
    -Sabiiiriii vururum Allah’ıma bak.Sanki her gün geziyoruz birlikte..En uzun mesafemiz ev ile iş yeri arası.
    -Tamam tamam katlanıcaz artık, hadi Ercan geldi..İşe küçük Hanım…


    Artık yüzü hiç gülmemeye başlamıştı Meral’in, her şekilde asıktı suratı.Güldüğü tek zaman Recep’in aradığı yada msne geldiği anlardı. Konuşmuyor, yemek yemiyordu artık, artık hayalet gibi dolaşıyordu ortalıklarda. Ne onu neşelendirmek için getirilen çikolatalar nede şekerler mutlu etmiyordu genç kızı.

    Bir gece düşünürken koydu kafasına gitmeyi. Gidecekti, babasını aradı hemen..

    -Baba…
    -söyle kızım…
    -Baba sen haklıydın.
    -…
    -Baba burada esir gibi oldum, hareket edemiyorum.Hiç arkadaşım yok, mutsuzum.
    -Neden duruyorsun o zaman yavrum.
    -Maaş alamadım baba, param yok. Senden isteyemedim,neden gittin diye sormandan korktum, kızmandan.

    Bu sözler üzerine içi acıdı Meral’in babasının…

    -Sen benim kızımsın , sen benim canımsın.Mutsuz olduğun bir yerde seni bırakmamı nasıl beklersin yavrum. Evimizde senin eksikliğini zaten duyar ve özlerken seni, bir de mutsuz olduğunu bildiğim bir yerde, sen istedin kal dememi nasıl bekledin.Sen bizim gözbebeğimizsin, biraz dayan maaşı alınca hemen yollayacağım sana para. Dön diye; ama bundan sonra daha akıllı hareket et olur mu güzel kızım, bundan sonra kendinden başka kimseye olmasın güvenin…

    Telefonu kapattığında ağlıyordu genç kız. Defteri önündeydi her zamanki gibi, bir sigara yaktı derken mutfakta. Ne çok sigara içmeye başlamıştı, yasak olduğunu bile bile nedendi bunca zarar verişi kendine.


    Herkesin babası kendine göre dünyanın en iyi babasıdır ama benimki onların da iyisi…

    Diye geçirdi içinden. Gözleri kapanmak üzereydi artık, saat ikiyi geçmişti.Recep aramamıştı onu… Mesaj atsam mı diye düşündü ama sonra yenik düştü uykuya…

    Telefon sesini duyuyordu, kafasını kaldırmadan açtı…

    -Efendim..
    -Napıyosun…
    -Oturuyordum aşkım…
    -Yalan söyleme bitanem , uyandırdım mı ben seni..
    -Olsun…
    -Seni çok özledim ben biliyor musun?
    -Ben de , artık msne de gelemiyorsun, seni görmek istiyorum ben…
    -Ben de …
    - Yarın gelecek misin peki aşkım?
    -Canım yarın Yunanistan’a geçeceğiz, alışveriş için..Gelemem büyük ihtimalle..
    -Recep, seni görmek istiyorum ben.Bir saatte olsa…Nasıl baktığını bilmek istiyorum..
    -Ellerinin sıcaklığını duymak, sesini işitmek..Bunları bende istiyorum canım. O da olacak, hele sen bir kurtul şu Ankara’dan..
    -Olacak mı gerçekten?
    -Hıhı..Hadi uyu şimdi, ben de çok yorgunum..ancak geldim hazırlıklardan dolayı, sesini duymadan uyumak istemedim.
    -İyi yaptın tatlım..
    -Öpüyorum seni…
    -Ben de seni öpüyorum hayatım.

    Gözlerine hakim olan hüzün Recep’in telefonuyla silinmişti. Ertesi gün yüzünde ki yarayla oynaya oynaya gitti işyerine. Dönecekti İstanbul’a ve çok az kalmıştı hissediyordu ama o kadar boğuluyordu ki iş yerinde hiç bir şey yapmak istemiyordu canı…

    Sabri’ler şehir içinde alacakları toplamaya gittiklerinde onu da aldılar yanlarına. Biraz kendine gelir diye düşünmüşlerdi. Ankara’yı ilk kez yine iş için dahi olsa daha fazla görecekti genç kız. Çıkmadan önce Recep’e mesaj attı.

    -Dışarı çıkıyoruz, şu sıra msn de değilim.Gelirsen merak etme olur mu?
    -Aşkım Bugün geç girerim zaten , öpüyorum seni…


    Ankara’da insan da varmış diye geçirdi içinden Meral gülümseyerek. Bütün gün dolaştılar, tekrar işe dönmek üzereyken birer de dondurma aldılar kendilerine. Sabriler bir ara bir dükkana girip telefon fiyatlarını sorarken Meral dayanamadı mesaj attı Recep’e…


    -Bayımmmmmmmmmmmmmmmmm, size sapıklık yapabilir miyim?

    Recep mesajı gördüğünde gülümsedi. Arayacaktı ama bir türlü fırsat bulamamıştı. Geliyorum diye işaret edip çalışanlara çıktı hemen dışarı…


    -Bayan, tabii ki yapabilirsiniz, hatta her dakika mesaj atın siz bana olmaz mı?
    -Olurrrr….
    -Şimdi yola çıkacağız biz hayatım, telefon çekmeyebilir merak etme gece ararım ben seni olur mu?
    -Olur canım, öpüyorum en kocamanından ben seni…
    -Ben de seni…

    Pazar gününün gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu Meral, o gün Ankara’yı gezecek ardından da İstanbul biletini alacak ve tamamen kurtulacaktı buradan. Daha iki gün var diye geçirdi derken içinden. Gülümsedi, ya hiç gidemeseydiniz küçük hanım diye kızdı kendine sonra..

    Sabriler geldiğinde onu gülümserken bulmak sevindirdi onları. Hep beraber işe döndüklerinde ise yeniden asılmıştı Meral’in yüzü..Artık gerçekten kaldıramıyordu…


    Recep harıl harıl açılış için uğraşırken bir yandan da çıkaramıyordu Meral’i aklından.Acaba Cüneyt arıyor muydu onu?Hiç bahsetmemişti genç kız, ya arıyorsa diye düşünüyordu hep..

    Evet Cüneyt arıyordu Meral’i , vazgeçmeyecekti bu bir gerçekti ama Recep’in korkmasının bir sebebi yoktu. O da biliyordu asıl korkusu kendisi ile ilgiliydi…

    Arzu ve kendisi…

    Eskiyi özlüyor muydu? Hayır ..Peki ya görürse Arzu’yu özlediğini fark ederse…Düşünmek istemiyordu , hemen geri döndü bulunduğu ortama ve hazırlıklar hakkında konuşmaya devam etti arkadaşlarıyla.

    Hemen hemen her gün, öğle arası ve gece konuşuyorlardı Recep ile ve artık öyle alışmıştı ki onun aramasına, otomatikman uyanıyordu gecenin bir yarısı o arayacak diye…Öğle arası gelmek üzereydi, arar şimdi diye geçirdi içinden genç kız, o sırada…

    -Orada bir Çirkin var mı?

    Yazısını gördü…

    -Bayımmmmmmmmm, hoş geldinnnn…

    Kamera isteği yolladı hemen, çok özlemişlerdi birbirlerini.

    -Gözlerinin içi gülüyor canım bugün..
    -Evet ama çok çirkinim yüzümde kocaman bir yara çıktı..
    -Nerede , hani…

    Eliyle gösterdi Meral…

    -Ben bir şey görmüyorum

    Diye yazdı Recep…

    Gülümsedi Meral, bu çocuk ruhunu okşuyordu..Konuşmasını mı iyi biliyor yoksa gerçekten mi öyle düşünüyor diye geçirdi içinden. O sırada Recep yazdı alelacele…

    -Aşkım be roket, seni göreyim diye geldim hemen…
    -Peki…
    -Dikkat et kendine orada…
    -Merak etme canım…


    Kapattılar msnleri, derken yemeğe indi Meral,

    Bugün konuşamayacağız anlaşılan diye geçirdiğinde içinden Recep aradı,

    -Sesini de duyayım dedim…

    Güldü Meral,

    -Sen benim ruhumu mu okuyorsun Bayım…

    Biraz konuştuktan sonra kapattılar telefonları…

    Aşık olmak ne güzeldi, hele ki olamayacağını düşüdüğün bir anda, içinin alev alev olması yeniden… Korkulara rağmen bu his insanı güçlü kılıyordu işte.. Ankara bile çekilir gelmişti ona. İki dakikalık telefon görüşmesi bile yetiyordu genç kıza… Bir de görebilseydi onu, hani sarılabilseydi, elinin sıcaklığını hissetseydi yüreğinde…

    Günler daha hızlı geçemezdi herhalde Pazar sabahı olduğunda yanında zıplayan Utku sayesinde açtı gözlerini. Sabri giyinmişti bile. Hemen hazırlandı Meral’de. Hikmet Abla’ya kahvaltı yapmaya gideceklerdi hep beraber sonra Meral Hikmet Abla’da kalacaktı o gün…

    Evden çıkmak üzereyken,

    -Ağır at adımlarını Sabri, yakalanmayalım…
    -Ses çıkarma kızım her an uyanabilirler…

    Bir aksilik çıkmadan çıkabilmenin umudundaydı her ikisi de ,yakalandıkları anda çıkamayacaklarını biliyorlardı. Ercan aşağıda bekliyordu onları. Arabaya bindiklerinde…

    -Uç Ercan…

    Dedi Sabri,

    -Köşeyi dönmeden inanmam Ercan Abi, çabuk çabuk…


    Hikmet Hanım’ın evine vardıklarında telefonu çaldı Sabri’nin…

    -Efendim yenge, yok Meral’i Hikmet Abla’ya bıraktık, bizim de işimiz var..

    Diyerek kapattı telefonu. Ve işte sonunda kaçabilmişlerdi , her ne kadar inandırıcı gelmese de onlara.

    Kahvaltı hazırlarlarken çaldı Meral’in telefonu…

    -Bayımmmm Ankara’da başka evlerde varmış biliyor musun?

    Gülüyordu, mutlu olduğu belliydi genç kızın.Recep’in çok hoşuna gitmişti bu..

    -Neredesin sen?
    -Hikmet Abla’ya kaçırdılar beni.Meral’i kurtarma operasyonu başarıyla sonuçlandı..
    -Haha aşkım sesin hep böyle gelsin olur mu?
    -Olurrr….
    -…
    -Recep…
    -Efendim canım?
    -Seni özledim ben..
    -Ben de bebeğim , hele sen bir İstanbul’a gel…
    -Sen ne yapacaksın bugün…
    -Balık tutmaya gideceğiz biz, keşke sen de olsaydın.
    -Ben tutturmazdım ki akıllım atardım geri onları…
    -İyi bakalım, sen mesaj at bana olur mu aşkım, ellerim kirli olur cevap yazamam ama sen unutma beni…
    -Peki..
    -Dikkat et kendine..
    -Peki..
    -Öpüyorum seni…

    Kahvaltı bittiğinde, Sabri ile Ercan ayrıldılar Meral’lerin yanından. Meral de Hikmet Hanım ile birlikte gezmeye çıktı.Ankara sokaklarını karış karış geziyordu şimdi.

    -Abla, şu elbiseye bakar mısın? Harika…
    -Gel deneyelim ablası..
    -Peki… Hadi deneyelim…

    Önce askılıyı denediler ama beğenmedi ikisi de askısız olanı giydiklerinde ise Hikmet hemen konuşmaya başladı…

    -Bunu açılışta giyersin bak…

    Açılış, hiç aklına gelmemişti.. İstanbul’a gideceği vakit açılışa denk geliyordu. Tekirdağ’dan İstanbul’a geçebilirdi o vakit…

    -Evet, o zaman ne yapıyoruz alıyoruz…

    O kadar yorulmuşlardı ki Ankara’yı ilk defa böyle geziyordu genç kız ve çok mutlu olmuştu bugün. Eve vardıklarında mesaj attı Recep’e…

    -Ben bugün kendime bir hediye aldım biliyor musun? Bir de hala balık mı tutuyorsun sen bayım, balıklarımızı bitirmeyiniz….
    Hikmet Hanım kardeşi ve ailesiyle kalıyordu.Daha doğrusu bir oda onarla aitti; ama kimse birbiriyle konuşmuyordu. Akşam yemeğini hazırladıkları bir vakitte gürültüler gelmeye başladı yan odadan…

    -Yapma…

    Çığlıklar yükseliyordu..

    -Karışmayacağım Meral, sonra biz suçlu oluyoruz dedi genç kadın…
    -Ama dayak yiyorlar…
    -Ertesi günde her şey düzeliyor.

    Derken Serkan konuşmaya başladı. Hikmet Hanım eşinden ayrılmıştı, kızı ve oğluyla kalıyordu o evde…

    -Meral abla bunlara yardım ediyoruz, sonra siz neden karıştınız diye bize suç atıyorlar ellemeyeceksin. Teyzem kendisi istiyor dayak yemeği dedi…

    Meral sesleri duydukça kulaklarını tıkamak istiyordu… Kadının yediği tüm tokatları yüzünde vurulmuş gibi hissediyordu. Tam o sırada başka bir ses duyuldu..

    -Baba yapma…

    İşte o anda kapıya dayandı Hikmet Hanım, kızın dayak yemesini kaldıramamıştı yüreği… Meral odayı gördüğünde şok oldu. İçeride kızın erkek kardeşi vardı ve ablasının yediği dayakları sessiz sedasız izliyordu. Anne bir hışımla çıkan babanın ardından ,kızına,

    -Sen hak ettin bu dayağı diye bağırıyordu.

    Sanki , hak etmiş gibi, ya da kendisi de dayak yememiş gibi… Her şey bittiğinde ;

    -Seni de mutlaka bir yürek kalkıklığı yakalıyor canım ya dedi Hikmet.
    -Problem değil abla ama üzüldüm kıza…
    -Delirtecekler onu ama elden bir şey gelmiyor…

    Nasıl gelemezdi ,nasıl hiçbir şey yapamazlardı… O gece yatarken hala kızı düşünüyordu Meral. Recep aradığında belli etmedi ama fazla da konuşmadı…


    Sabah ölen bir otobüs dolusu çocuk ve akşam bu olay yeterince sıkmıştı canını.Recep’in de canı sıkılsın istemedi… Bugün onun tek dinlenebildiği gündü çünkü…

    Recep ile konuştuktan sonra tek sırdaşını aldı eline. Böyle durumlarda yazmak dışında bir şey gelmiyordu elinden.


    20 tane minik gömüldü, bu sabah izlerken hüngür hüngür ağladım arkalarından..
    Benim en sevdiğim parçaydı Cennet ve onlar en son onu dinliyorlar diye nefret ettim o parçadan..
    Dün gece bir evde 17 yaşında bir genç kız babası tarafından öldüresiye dövüldü.
    Adamın elinden alırken bıçağı ya bana bir şey olsaydı diyordum içimden ama o kızı bırakamazdım öyle..
    Oysa ki günüm çok güzel başlamıştı..
    Ankara'yı gezmiş,elbise almıştım.
    İstanbul'a dönmemin heyecanı vardı içimde...
    Hayal kırıklığımı yaşadığım hayır,aklımda bu kızı nasıl kurtarırım...
    Bazılarına sevme hakkı bile verilmiyor, bazılarına yaşama..
    Biz hala küçük mutsuzluklarımıza ağıtlar yakıyoruz..
    Ve o kız çocuğu hala dayak yiyor olabilir.
    Çocuklar ise Cennette şarkı söylüyorlar.
    -Annem annem ,sen üzülme.
    Genç kızın annesi ise üzülmüyor..
    Çünkü babayı kızını dövmesi için o çağırdı...
    Biraz güçlü olabileceğimiz konularda; bu kadar güçsüz olursak o kızın yerine koyun kendinizi...
    Kızın yediği tokat seslerini duyuyorum, o bıçağı atarken onun satır olduğunu fark ediyorum...
    Bu dayağı yemesinin sebebi bir aşk da değil herhangi bir şeyde..
    İşten beş dakika geç kalması...



    Ve işte son haftası gelmişti Ankara’da…
    Sabahın erken saatlerinde aradı Recep…

    -Aldın mı biletini aşkım?
    -Daha alamadım canım, babamı bekliyorum…
    -Peki haber ver uyuyorum ben şimdi..
    -Öpüyorum seni canım…Tatlı uykular..

    Bekliyordu Meral, babası haber verir vermez çıkacaktı yola.O sırada telefon geldi, Fatoş Hanım babasıyla konuşmuş para yollamasına gerek olmadığını söylemiş. Ablası anlatıyordu telefonda bunları.

    -Bu akşam sana para verip gönderecekmiş tatlım..
    -Abla emin misin?
    -Evet…
    -Peki…


    Telefonu kapattığında artık çok yorulduğunu fark etti , her şeye peki diyordu çünkü…
    Halbuki eskiden , eskiden düşünmesi yeterdi bir şeyler yapması için…Oysa birçok şeyin üstesinden gelmişti o güzel yüreği..Tam alacaktı ağlayacaktı ki sinirinden Recep aradı hissetmiş gibi…

    -Çirkin birini aramıştım ben…
    -Buyrunuz bayım, isteğiniz?
    -Şey , ne zaman kurtuluyorsunuz oradan bayım…
    -Bilmiyorum aşkım, hala bekliyorum kriz geçirmek üzereyim.
    -Açılışa gelebilsen keşke diyorum içinden bitanem, hani gelsen..Görsen…


    Açılışa ne yapıp edip gidecekti genç kız, aklına koymuştu ama nasıl,nasıl diye geçirdi içinden…Ama ses etmedi..Gitmesi kesin bile olsa söylemeyecekti bunu Recep’e… Sürpriz yapacaktı ona…

    -Keşke, belki…

    -Belki?
    _nerde aşkım yahu, yoksa ben bırakır mıyım, Tekirdağ kızlarına seni..Gülsümler filan..
    -Aşkım, açma şu konuyu..
    -Asla açmam, onlar benim sevgilime tutkun sevgilim bana…Hayret bir şey..

    Gülme tuttu Recep’i,

    -Kıskanç aşkım benim, şımarığım..
    -Efendim…
    -Şimdi kapatıyorum ben , eğer baban yollayamazsa para haber ver ben göndereceğim..
    -Olmaz..

    Dinlemeden kapattı telefonu genç adam..
    Meral , gideceği gün gelince heyecanlandı.Açılışa gitmeliydi mutlaka olmalıydı orada…




    Meral BİLGİÇ
    (Devam Edecek)
    Her güne 1 Hadis-i Şerif Tıkla

    İslam Ve İnsan


+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Users Browsing this Thread

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
kıbrıs
Content Relevant URLs by vBSEO 3.5.1